Arama

referandumu ilk önce sevinenleri üzecek

Barzani referandumu ilk önce sevinenleri üzecek

Bunun birkaç sebebi var. İlk olarak İsrail gibi bir ortakla oyuna girmek en büyük hata olmuştur. Tarihleri boyunca hiç bir milletle eşit şartlarda bir kez bile ortaklık kurmamış bu İsrail'le yan yana gelmek bu ortaklığın açısından hüsranla sonuçlanacağının en açık belirtisidir. Eğer devam edilirse bu ortalıktan kesinlikle İsrail kazançlı çıkacak Barzani ise kaybedecektir.

Öte yandan, Kuran'ı Kerim'deki bir tek ayete bile inanmamak insanı İslam Dininden çıkarır. Eğer Barzani Kuran'ı Kerim'e inanıyorsa (ki inandığını biz de düşünüyoruz) İsrail oğullarının lanetli olduğuna da inanması gerekir. Eğer buna da inanıyorsa Kuran'ı Kerim'ce defalarca lanetlenmiş bir kavimle aynı çuvala girmemesi gerekiyordu. Bu, ilk ve tarihte belki de hiç hatıralardan silinmeyecek en vahim hatalardan biriydi.

İkinci olarak bu gayri meşru referandumun tek başına bir hadise gibi düşünülmesidir. Bu hadise tek başına bir olay değildir. 2003'te Washington Post'da yazdığı "" adlı makalesiyle 'nin ateşini yaktığı, özgür ülkelerin rejimlerinin, sınırlarının, haritalarının, liderlerinin değiştirileceği, neredeyse Dünyanın tüm bölgelerini etkisi altına alan bir süreçtir.

Bu süreç böyle olmakla öte yandan " hazır böyle bir süreç yürüyor, biz de buradan devletlerimizi kurarız" şeklinde bir fırsat da sunmamaktadır. Devletlerin içişleri çatışma çıkartılarak karıştırılmakta ve bu çatışmalı halen de devam ettirilmektedir. Libya'nın fiilen 3'e bölünmüş, Yemen'in yine fiilen 2'ye bölünmüş ve üstelik herkesin gözleri önünde halen sürdürtülen çatışmalı halleri bu duruma açık bir misal olsa gerektir. Ve yine Irak ve Suriye'de devam eden çatışmaların bu halde sürdürtülmeye çalışılması bir başka açık misaldir. Yani gayri meşru referandumla bağımsızlık hayali peşinde koşmak, tarihte örneğine defalarca rastlanılan, halkların yine kendi liderlerince nasıl da ateşler içinde yakıldığı örneklerin en yenilerinden ne yazık ki birileridir. Hz. Ali (RA) Efendimizin bir sözü vardır: "Düşmanın açık bıraktığı kapılar, onların istedikleri yerlere çıkarlar"

Bu bağlamda şurası unutulmamalıdır ki;

ULUSLARARASI KONJONKTÜRÜN BARZANİ'YE SUNDUĞU BU FIRSAT, BARZANİ'NİN DEĞİL ONLARIN İSTEDİĞİ SONLA NETİCELENECEKTİR.

Osmanlı Meclisinde Milletvekili olan ' e bir Arnavut Devleti kuracakmış gibi imkan sunduğu zannedilen Uluslararası konjonktür böyle bir devleti onlara sunmamış, Arnavutların devleti Osmanlıdan koptuğu 1912'de değil ancak Doğu Blokunun yıkıldığı 1991'de bağımsız bir şekil alabilmişti. İsmail Kemal'in bağımsızlık hareketlerine kalkıştığı 1912'den 1991'lere kadar Balkanların yerli halkı olan Arnavutlar bağımsız olabilmek şöyle dursun, İtalyan, Alman, Sırp, Yunan, Makedon işgallerini yaşamış, bu uğurda yüzbinlerce vatandaşını savaşlarda ve işgallere karşı direnişte kaybetmiş, yine yüz binlercesini başta Türkiye'ye olmak üzere mülteci konumuna düşürmüş, gibi diktatörlerin yönetimlerinde inim inim inletmişti. 1912'de Arnavutlara vaad edilen 100 yıldır olmadığı gibi küçük Arnavut Devleti de Doğu Blokunun yıkıldığı 1992'lere kadar kurulamamıştı. Ama sonuç alınamayacağı daha o günden belli olan bu uğurda yüzbinlerce Arnavut hayatını kaybetmiş, yine yüzbinlerce Arnavut mülteci konumuna düşmüş, kadını, çocuğu, yaşlısı, hastasıyla yollara dökülmüş, kendisine hayatını sürdüreceği bir ülke, başını sokacağı güvenli bir yer aramak zorunda kalmıştı. Nereden nereye, devlet olma hayaliyle çıkılan yolda yaşadığın evini, barkını, çiftini, çubuğunu çocukların ve ailenle birlikte kaybetmek!

Düşmanın açık bıraktığı kapının, halkların değil de düşmanın istediği yere çıktığına bir örnek de 'in kendisine söz verildiği halde gerçekleştirilmeyen ve aslında o zaman bile gerçekleştirilmeyecek hayali idi. Şerif Hüseyin de şimdi tıpkı Barzani gibi Kendisine sözü verilerek kışkırtılmış ama ne Büyük Arabistan olmuş ne de isyan ettiği bölgede doğru düzgün yaşayabilmiş, Kıbrıs'ta sürgünde ölmüştür. Ondan sonra güya verdikleri söz gereği çocukları arasında paylaştırılan Arap Toprakları iddia edildiği gibi yüz yıldır asla bir araya getirilememiş, Şerif Hüseyin'in çocukları da esrarengiz bir şekilde hayatlarını kaybetmişti.

Kimisi sadece basit bir apandisit ameliyatı için yattığı masadan kalkamamış, kimisi faili meçhul bir trafik kazasında feci bir şekilde ortadan kaldırılmıştı. Böylece de Büyük Arabistan hayali de hiç gerçekleşemeden arkasında yüzbinlerce Arap ve yine bir o kadar Türk ve Kürt kanı bırakarak tarih olmuştu. O kadar ki daha sonra Büyük Arabistanı Suriye ve Mısır'ı bir araya getirmek suretiyle gerçekleştirmeye kalkan Mısır Firavun'u da bunu başaramamış, Şerif Hüseyin'i Büyük Arabistan hayaliyle isyan ettiren İngiliz ve Fransız'ların torunlarınca kanlı bir şekilde ortadan kaldırılmıştı.

1958'de Süveyş Kanalını millileştirdiğini ilan eden Nasır, karşısında İngiltere, Fransa ve Barzani'nin bugünkü müttefiki DOST?! İsrail'den müteşekkil düşman ittifakı bulmuştu. Batılıların tarih boyunca, Büyük Arnavutluk ideali ile isyana kalkıştırıp ortada bıraktığı İsmail Kemal'e, yine aynı şekilde Şerif Hüseyin'e yaptıkları şu an kendine hizmet ettirdikleri Barzani'ye neden ders olmaz acaba? Hatta tıpkı Şerif Hüseyin'in ameliyat masasına canlı yatıp ölü kalkan oğlu gibi tedavi amaçlı ABD'ye canlı gidip ölü gelen Barzani'nin bizzat kendi ÖZ BABASININ bu acı sonundan, kimse neden bir sonuç çıkarmaya yanaşmaz.

İsmail Kemal'e, Şerif Hüseyin'e kurdurulmayan Büyük Arnavutluk ve Büyük Arabistan devletleri Barzani'ye neden kurdurulsun. Hatta Nasır'a da kurdurulmayan Büyük Arabistan, şimdi Büyük Kürdistan diye Barzani'ye neden kurdurulsun. Aynı filimde NEDEN ALDATILAN HEP BİZ OLUYORUZ YA. Bizim aklımız ne zaman hem de aynı oyunları fark etmeye başlayacak.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
2020 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN