'Coğrafya kaderdir' sözüyle tanıdığımız İbn Haldun'un insan ve topluma dair bir diğer önemli tespiti ise, medeniyetlerin doğuşunu, yükselişini ve çöküşünü belirleyen en temel dinamiğin "asabiyet" yani toplumsal dayanışma, aidiyet ve ortak bilinç ruhu olduğudur. Aile bağlarından kabileye, milli bilinçten dini ve siyasi ortaklıklara kadar insanları bir arada tutan bu kitle enerjisi, en küçük sosyal birliklerden devasa imparatorluklara geçişin ana motorudur. Ancak zamanla lüks, refah ve bireyselleşmeyle birlikte bu ruh yozlaşır, adalet ve erdemin yerini kör bir kayırmacılık aldığında ise medeniyetler kaçınılmaz bir çöküşe sürüklenir. Peki, dijitalleşen ve bireyselleşen 21. yüzyıl dünyasında, kimlik siyasetinden dijital kabileciliğe kadar her an yeniden üretilen bu kadim asabiyet ruhunu bugün gerçekte nasıl anlamalıyız?