Arama

Kılıçdaroğlu, Kimin Değirmenine Su Taşıyor!

Kılıçdaroğlu, Kimin Değirmenine Su Taşıyor!

Tabii ki bu soru üzerine ilk akla elbette kendi değirmenine su taşıyordur cevabı gelir. Olabilir olmasına ama CHP'de tuhaf şeyler oluyor. Yürüyüş meselesi başlamadan yaklaşık 10 gün kadar önce 16 Nisan 2017 Referandumu sonuçlarını gerekçe göstererek olağanüstü kurultay talepleri bıçakla kesilir gibi sonlanmıştı. Halbuki olağanüstü kurultay talepleri üzerinden CHP adeta 5 parçaya bölünmüş, Kılıçdaroğlunun Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı sürekli itham ettiği TEK ADAM suçlaması bile Kılıçdaroğlunun bizzat kendisine yapılmıştı. Muhalifler televizyon televizyon, gazete gazete gezerek olağanüstü kurultay taleplerini kendilerine göre muazzam gerekçelerle toplumun gözüne gözüne sokuyorlardı.

Sonra? İşte ben de o sonrasını soruyorum. Nerede bu bağıranlar, nerede televizyon televizyon gezenler? Mesela Muharrem İnce nerede, neden sesi çıkmıyor. Ya da Deniz Baykal nerede, neden onun da hiç sesi çıkmıyor? Halbuki kurultay ateşini o yakmıştı.

Ne oldu da birden muhaliflerin hem de tamamının sesleri kesildi. Kılıçdaroğlunun Ankara'dan İstanbula yürüyüş hamlesini CHP içi muhalefeti kesmek için bir hamle olarak Lütfen düşünmeyin. Zaten bunun için yazıya başlarken muhalefetin sesinin yürüyüş hamlesinden yaklaşık 10 gün önce kesildiğini söylemiştim. Yani yürüyüş başladığında muhalifler çoktan uykuya geçmişlerdi. Lütfen bilgilerinizi tarihlerine bakarak bir daha gözden geçirin.

Neden? Neden muhalifler yürüyüşten çok önce aniden ve bir ölü sessizliği içinde bütün pencere ve kapılarını kapatarak Dünya'yla iletişimlerini kestiler. Sizin bir fikriniz var mı? Benim var: İlk olarak hemen komplo teorisi diyenleriniz bile çıkabilir ama bu muhaliflere, daha üstlerden yani Deniz Baykal'a kaset komplosunu yapanlardan bir uyarı gelmiş olamaz mı? Neden olamaz? Kaset komplosu olmadan önce de Deniz Baykal'a böyle bir komplonun olacağını kimse aklından bile geçirmemişti. Ama Deniz Baykal'a kaset komplosu olmuştu ama. Bir de sanki Türkiye'de tüm işler yolunda gidiyor, şimdiye kadar Türkiye'de komplolar görülmüş, duyulmuş şeyler değil, o yüzden de bizde böyle komplolar olmaz diyebiliyor musunuz? Söyleyin isterseniz ama peşinden mahcup olmak var, haberiniz olsun.

Evet, soruma hala cevap alamadım. CHP'de sular neden birden, bıçakla keser gibi duruldu? Bu yürüyüş için olamaz mı?

Neden mi? Enis Berberoğlu'nun tutuklanması gerekçesiyle yapılan bu yürüyüş hareketinde mahkeme süreci halen devam ediyor. Yani, 25 yıllık mahkumiyet kesinleşmedi henüz. Aslında bu haliyle bu yürüyüş mahkeme heyetini dolaylı olarak etki altına almaya yönelik mahkemeye baskı niteliği de taşır. Evet, "kesinleşirse o zaman yürümeye hiç gerek" denilebilir. Bu yüzden kesinleşmeden sıcağı sıcağına yürüyelim arkadaş diyorsanız, bu yürüyüşten bir şey bekliyorsunuz doğal olarak. Enis Berberoğlu'nun mahkumiyeti üzerine olduğu açıklandığına göre siz düpedüz mahkemeyi hedef almış durumdasınız o halde. Tabi ki herkes yasalar çerçevesinde demokratik tepkilerini elbette ortaya koyabilirler. Fakat bu yürüyüşü yapan Kılıçdaroğlu öte yandan "Yargı Bağımsız Değildir" cümlesini ağzından da düşürmemektedir. O zaman Kılıçdaroğlu bu haliyle kendisi de yargıya müdahale etmiş olmuyor mu?

Kılıçdaroğlu bu şekilde tartışmalı bir yürüyüşle ve gizli bir el marifetiyle kaynayan kazan haline gelen CHP'nin sesi de kesilerek, başka bir yerden mi ses çıkarılmaya çalışılacaktır. Aynen öyle. Bu yürüyüş, yeni bir Gezi Parkı Provasıdır. Bunu çağrıştıran ilk etken daha önce hiç anmamasına rağmen Gezi Parkını ancak 4. yılında hatırlaması ve 4. yılı anısına tebrik mesajı yayınlaması. Yani bu şekilde kalabalıklaştıracağı kitleyi hazırlama adımlarına başlaması. Bu hareket karşılıksız kalmadı aslında. Mesaj yerini buldu, Gezi Parkında ortalığı yakıp yıkan tüm gruplar birer ikişer Kılıçdaroğlunun yaktığı ateşin etrafında toplanmaya, bu yürüyüşe katılacaklarını bildirmeye başladı. Kimler vardı Gezi Parkı saldırılarında, işte onların hepsi şimdi toplanıyor?

Peki bu yürüyüş hangi tehlikeli bir oyunun parçası o zaman. Şimdi dikkatle okuyun. Yaklaşık bir hafta önce ABD, PYD mevzileri üzerinde uçan bir Suriye uçağını düşürdü. Bu bir ilk idi. İlk defa ABD, Suriye topraklarında DAEŞ'i değil, rejimi ve uçaklarını hedef almıştır.

Bunun üzerine Rusya da Fırat'ın Batısına geçen her ABD unsurunun hedef olduğunu duyurdu.

Rusya'nın bu açıklamasından hemen sonra Avustralya, sözüm ona DAEŞ'e?! karşı oluşturulan PALAVRA koalisyondan ayrıldığını ve artık uçaklarını Suriye semalarında uçurmayacağını söyledi. Yani DAEŞ'a karşı oluşturulan PALAVRA koalisyon çatladı. Avustralya dedik ya, siz onu İNGİLTERE anlayın. Çünkü Kraliçenin toprağı olan Avustralya, İngiltere'den gönderilen Genel Vali ile yönetilir.

PYD'ye devlet kurdurmak için her şeyini ortaya koyarak mücadele eden ABD yalnızlaşıyor. PYD'ye devlet kurduramama kabusları görmeye başladı.

Daha sonra da ABD Savunma Bakanı'nın, Türkiye Savunma Bakanı ile görüşeceği açıklandı. Uluslararası ilişkilerde bir gün diğerini tutmaz ama tam da şu sıralarda Suriye'de işler Türkiye'nin güvenliğini sağlamaya yönelik yürüyor. Fıratın Batısını hedef alacağını söyleyen Türkiye'den sonra Rusya da bu kervana katıldı. Elbette Fıratın Batısı ifadesinden Türkiye'nin anladığı ile Rusya'nın anladığı aynı değil ama şurası açık ki Fıratın Batısı ABD kontrolüne geçerse orada PYD terör devletinin kurulması kolaylaşır. Bu manada Fıratın Batısının Ruslarca da yasak bölge haline getirilmesi en azından PYD Terör devletinin oluşumunu engelleme anlamında son derece iyi bir gelişmedir.

Öte yandan PYD'yi kara birlikleri gibi kullanıp Güneyimizi kapatacak derecede terör devleti kuranmaya gayret eden ABD'nin elinin zayıflaması Türkiye'ye muazzam bir fırsat açmışken tam da bu sırada Türkiye'nin içişlerini karıştırma tehlikesi taşıyan bu yürüyüşle Kılıçadaroğlu acaba kimin değirmenine su taşımaktadır gerçekten?

Bu yürüyüş, Gezi Parkında olduğu gibi isyana dönüştürülmeye çalışılırsa ve şartlar mecbur bıraktığında Türkiye yeniden FIRAT KALKANI türü bir Suriye Operasyonun kalkışırsa Türkiye o zaman hem içerden hem de dışardan bir bakıma iki ateş arasında kalmayacak mı? Ya da yürü aslanım diyen Sorosgiller, Merkelgiller bunun için mi talimat vermiştir acaba?

Türkiye, Suriye'de sıkışmaz mı yani bir daha? Daha önce neden sıkıştı da FIRAT KALKANI operasyonuna kalkmak zorunda kaldı öyleyse? Bir daha olmaz diyebiliyor musunuz? Görmüyor musunuz, ABD, PYD'ye tırlar dolusu silah göndermiyor mu? Bu silahlar sizce gerçekten sadece DAEŞ'e mi doğrultulacak? Türkiye'ye, askerimize, polisimize doğrultulmayacak öyle mi? Bize doğrultulmalarını mı bekleyeceğiz kurbanlık koyun gibi? Gözlerinizin önünde tırlar dolusu silahlar bir yerlerden bir yerlere taşınıyor, naklediliyor. Neyi bekliyoruz?

Neyi bekliyoruz derken, haydi hemen savaşa girelim demiyorum elbette ancak bunun bir sırası gelecek mutlaka. Güneyimizde PYD terör devleti kurmaya çalışan ABD, Rus hedefine düşmüş, İngiltere'yi kaybetmişken belki de şimdi sırasıdır? Tabi ki bunu devlet yetkilileri daha iyi bilir ama korktuğu için bunu belki de Türkiye'den daha iyi bilecek başka birileri daha yani ABD ve PYD yapışık ikizleri de var.

Ve bu yüzden Rusların hedefine düştüğü ve İngiltere'yi kaybettiği için Türkiye'yi yanına çekmeye bu yüzden de Türkiye'den emin olmaya çalışmaktadır. İşte tam da bu sıralarda ABD ve onun maşası PYD zayıflamış, ABD İngiltere'yi kaybetmişken ve Türkiye'ye, Suriye'ye yeni bir FIRAT KALKANI gibi bir operasyon yaparak terörün belini kırma anlamında fırsat doğacakken Türkiye'yi, içişlerini karıştırarak iki ateş arasında bırakma ihtimali taşıyan bu yürüyüş kimin değirmenine su taşıyacak acaba?

Prof. Dr. Ebubekir Sofuoğlu

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
2020 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN