Arama

Yabancı düşmanlığı

Yabancı düşmanlığı
Sesli dinlemek için tıklayınız.
  1. Her toplulukta yahut toplumda yabancı düşmanlığıyla karşılaşılır. Bu, toplum ruhiyatının tabii tezahürüdür. Görünüşü, kılığı, hâli tavrıyla alışılmadık acayıp kişi/ler, ülkenin yahut yörenin yerlisi tarafından korkuyla karışık husûmetle karşılanır. Korku, bilgisizlikten doğar. Tanınmadık, korkutur. Korkutana korkanın cevabıysa, ilkin kaçma, ardından, fırsatını yakaladımı, saldırıdır. Bunun, ırkcılıkla, giderek soykırıma yatkınlıkla ilgisi ilişiği yok. Her yerde rastgelinebilecek yabancı düşmanlığı yüzünden, felsefesi olmamış yahut olmayan, öncelikle de millî toplumcu ideolojiye mensûb olmayanları ırkçılık ve soykırımla suçlamak haksızlık ve dahî abesle iştiğâldır. Irkcılık ile kavimcilik, son derece girift düşünce kurgulamalarını gerektirir yapılanmalardır. Birincisi; ırkınızın yahut kavminizin dirimsel—evrimsel—kalıtsal, ruh—kişilik—toplum tiplenişi (Fr typologie) çizilmeli: Kan öbeği; kafatas ölçüleri;[i] ten, göz, saç renkleri; saç ile göz biçimi; saç tellerinin boyutları; burun — ağız ile gövde — bacak orantısı; vucut kıllarının durumu v.b.

Filvâkî ırk esaslı kavimliliği ilke edinmiş millî toplumculuk, Kuzeyli yahut Germen diye ülküleştirdiği (Fr idealise) insan tipinin beden biçimi ile yapısına, görünüşüne, canlılar bilimi diliyle konuşursak,fenotipine hayranlığı kural kılmıştır. Bu görünür beden özelliklerinin yanında, en azından millî toplumcuların indinde önemli addolunan, ahdevefâ, edep[ii] nevinden hususlara azamî dıkkat çekilmiştir. Mezkûr tasvire uymayan beden biçimi ile âdâp-edep kişiliği reddolunur, dışlanır: Görünür ırkcılık (Fr racismephenomenal). Kavmimizin fertleri öncelikle dış görünüşlerinden tanınır. Bu, ülküsel/ideal insan biçimi olarak kabul edilmiştir. Benzemeyenler, kişide iğrenme duygusunu uyandırır —koyu tenli; kara saçlı, kaşlı ve gözlü; kolları, bacakları, göğsü bol kıllı; geniş kalçalı; gövdesi iri, bacakları kalın ve kısa; kocaman dudaklı, dar alınlı ...— 'bizlerden olmayıp insandan dahî' sayılmazlar.

Gerek ırkcılık gerekse bunun verisi soykırım istisna tanımaz. Tam bir mantık tutarlılığıyla uygulanır. Bu bakımdan asla aklıselimle değerlendirilip yargılanabilecek bir olay değil. Millî toplumcu ideolojiye batmış kişiçin, ruhî açıdan bakıldıkta, saplantı; mantıkca değerlendirildiğindeyse, tutarlı diye nitelenebilecek ruh haleti, dışarıdan bakana anlamsız, anlaşılmaz, giderek marazî görünür. Bu dediğimizin bir örneğine Sir Winston Churchill'de rastgeliyoruz. Churchill, 1932de Hitler'in dış basın danışmanı Dr. Ernst (Putzi) Hanfstangl'e içini döker: "Haksızlık etmiş yahut yurduna, milletine tavır koyan Yahudilere öfkelenilebileceğini pekâlâ anlayabiliyorum. Kamu hayatının bir kesiminde güç kudret sâhibi olmağa yeltenen Yahudilere karşı koymağı da anlayışla karşılıyorum. Gelgör ki, anlayamayıp kavrayamadığım, aklımın almadığı, sırf ırkı yüzünden insanın lânetlenmesi! Şu yahut bu soydan gelmek kişinin tercihinemi kalmış?"[iii] Buna karşılık aynı Churchill, yukarıda anılan tarihten on iki yıl önce, 8 şubat 1920nin "Illustrated Sunday Herald"ın 5. sayısında şöyle konuşur: "... Medeniyetin tahribi, ilerilemenin ketlendiği bir toplumun oluşturulması, eşitliğin imkânsızlaştırılması, haset ile kötüniyet yönünde yol alan sürece gitgide hız kazandırcı bir tezgâhın dünya çapında kuruluşuna tanık oluyoruz ... Bolşeviklik ile Rus devriminin meydana getirilmesinde milletlerarası, çoğunlukla da, tanrıtanımaz Yahudilerin önemine işâret etmek mübâlağa olmaz. Bu, öteki bütün etkenlere ağır basıyor olmalı. Lenin[iv] dışında hemen hepsi, bundan da öte devrimin esin kaynağı ile itici gücü hep, Yahudi."

  1. Irkcılık gibi, soykırım dahî hatırı sayılır bir felsefî bilgi yükü ile bilinç derinliliğini gerektirir. Öncelikle öz kavim—millet—medeniyet kimliğiyle ilgili metafizik sorunsallık belirmeli ki, 'bizler' ile 'bizolmayanlar' ayırımı tebârüz etsin.[v] Haddızâtında bahis konusu ayırım oldum olası bütün oymaklar ile boylarda görülmüş; en köklüsü ile aşırıya gideniyse İbran kavmi olmuştur. İlk defa, uzak geçmişte alışagelindiği üzre, belli bir toplum yerine, insanlığı hedefleyen Yahudi dinini dahî kendine mâletmiş, tekeline almıştır. Yahudilik, aslında belirli bir dinken, önünde sonunda bir kavmin adı olmuştur. Israil-İbran soyundan geliyorsanız ancak, Yahudi olabilirsiniz. Başka deyişle, dünyaya Yahudi gelinir; yoksa, birtakım son derece olağandışı şartların gerçekleş/tiril/mesi bir yana, ihtidâvârî 'kabul'le olunmaz. Yeniçağ Avrupasında ırkcılık demeyelim de, en azından, kavimciliğin ilhâm kaynağı İbranî olmuştur. İlhâm kaynağı olduğu kadar, Avrupada Yahudi aleyhdarlığına (Fr antisemitisme) vardıracak kertede tepkiye dahî yol açmıştır. Şu da var ki Yahudi dinini tekeline almış Israil-İbran kavimciliği, millî toplumculuğunkinin tersine bir 'dirim—beşer—evrim vakası (Fr cas bio—anthropo—evolutif) olmayıp ilahiyâttan kaynaklanmıştır: 'Din—ilahiyât kavimliliği (Fr ethnicite religieuse—theologique)[vi] Tanrı, İsrail kavmine bir din, hem de ilk kez açık seçikce, vahdet—vahiy dinini ve bunu müdâhalelerden uzak yaşayıp uygulayabileceği bir yurt bahşetmiştir. İşte kavimliliklerine katık edilmiş bu yüce ihsânı ellerinden kaçırmamak, yitirmemek amacıyla Israiloğulları, soylarının arılığına azamî itinâ göstermeği dinî—ilahî vecibe saymışlardır.

Günümüzde İsrail vatandaşı olmanın başta gelen şartı kan bağıdır (L ius yahut legessanguinis: Kan hukuku). Buna göre ebeveyn veya en azından bunlardan biri, tercihan anne, İbranî olmalı. Burada belli bir kavme mensûb olma, devlete vatandaşlık bağıyla irtibatlı bulunmanın önüne geçmektedir. Menfâdan (Y diaspora) çıkıp gelen biri, kavmî kan bağını tevsik edebiliyorsa, kendini dinsiz addetse, öyleki tanrıtanımaz (Fr atheiste) da saysa, Israil vatandaşlığına geçebilir. Buna karşılık Hazar Türkleri gibi Yahudi dinini benimsemiş olmakla birlikte, soyca İbranî olmayanlara Israillilik/İbranîlik kapalıdır. Hazarların ve ahfadı Karaim Türklerinin Yahudiliği İbranîlerce ret ve inkâr olunmuştur.

  1. M.Ö. Beşinci yüzyıl Yunanından beri Avrupanın uzak ile yakın geçmişini Yahudi aleyhdarlığı öncelikle İbranî kavimliliğiyle örtüşmüş dinle[vii] bağlantılı- dır.[viii] Nitekim Müslümanlarla birlikte Yahudiler Ispanyadan kovulurlarken din değiştirenler, bir süreliğine de olsa, sürülmekten kurtulmuşlardır. Benzerine 1915 — 1916 Ermeni — Türk çatışmasında tanık oluyoruz. Devletin resmî sıyâseti uyarınca tehcire marûz bırakılan Ermenilerden Müslümanlığa geçenlerin; erkek, genç, yaşlı kişiler yahut bu dinden erkekle evlilik yoluyla yahut özge tarzlarda hayatlarını birleştiren kadınlar ile yetim kalıp da yetiştirme yurtlarına korumaya alınan çocukların yaşamasına cevâz verilmiştir. Böyle bir şeyi soykırımın yürütüldüğü ortamda düşünmek bile, abesle iştiğâldir. Evlenmek şöyle dursun, üstün ırktan ferdin, yasaklanmış aşağılık olana mensûp karşı cinsiyettekine dokunması dahî bağışlanmaz günâh mesâbesindedir. Yer yer, zaman zaman yukarıda zikrolunan sıyâsetten sapıldığı; bu cümleden olmak üzre, tehcirin yanısıra, gerek resmî mercilerin yürüttükleri gerekse mahallî ahalinin giriştiği katliâmlar vakîdir. Gelgelelim, felsefece 'katliâm', 'soykırım'dan, hattâ 'kavmî temizlik'ten tümüyle farklıdır. Katliâm, dinî taassup yahut iktisadî, sıyâsî çekişmeler ile kinlenmeler yüzünden, bir insan topluluğuna mensûp, kadın — erkek, genç — yaşlı denmeden, ele geçirilen herkesin kılınçtan geçirilmesidir. Soykırım oysa, belli bir tasarı çerçevesinde fennî (ve sınâî) tutarlılık ile sıkıdüzen içinde hedef kılınmış belirli bir kavim ile ona mahsûs bilinen ten rengini taşıyanların köküne kibrit suyunun dökülmesi ve soyun toptan ortadan kaldırılması işlemidir. Soykırıma uğrayan toplum kendini kıranlara karşı açıkca ve doğrudan kabahat işlemiş, daha değişik bir ifâdeyle, katillerinin öç duygusunu kışkırtmış; yine başka bir deyişle, ilgili devletin varlığı ile bekâsına tehdit teşkil etmiş olmayabilir. Bu cümleden olmak üzre, 1933 — 45 arası Almanya'da husûle gelenler ile 1915 — 16 aralığında Osmanlıda vukû bulmuş müessif olaylar birbirlerine taban tabana zıddır. Nitekim 1925te 563,733'e ulaşmış Yahudi azınlık Almanyanın toplam nüfusunun (62,410,619) ancak %0,9'una tekâbül etmekte olup devlet ile milletin birliği ile dirliğine meydan okumuyor veya doğrudan tehdit teşkil etmiyordu.[ix]

Görüldüğü gibi, 'katliâm'ın tersine, 'soykırım', duyguların kurbanı olmayıp baştan aşağıya akılca tasarlanmış hesaplara konu olmuş örgütlü işlemdir. Yakın geçmişe değin örneği görülmemiş bir vaka. Ancak Yeniçağ Avrupasında felsefe- bilim, dinin yerine toplum yahut millet hayatını yönlendirmeğe koyulduktan sonra bu durum ortaya çıkmıştır.

(Ş. Teoman Duralı'nın, Dergah Yayınları'nca yayınlanan 'Hayatın Anatomisi – Canlılar Bilimi Felsefesi – Evrim ve Ötesi' isimli kitabından alıntılanmıştır.)

Prof. Dr. Ş. Teoman Duralı


[i] Bkz: Ek 15.

[ii] Bkz: Ek 16.

[iii] Bkz: Henry Picker: "Hitlers Tischgesprache im Führerquartier", 55. s.

[iv] Oysa, daha önce bildirdiğimiz üzre, o da Yahudi asıllıydı.

[v] Bkz: Gretchen E. Schafft: "From Racism to Genocide: Anthropology in the Third Reich", 222.

  • 246. syflr.; ayrıca bkz: Christopher R. Browning: " The Nazi Empire", 20. Bölüm; Donald Bloxham ve A. Dirk Moses, " The Oxford Handbook of Genocide Studies".

[vi] Türkcesi de Fransızcası da kendi deyimlendirişimiz.

[vii] Mezkûr husûmet, Yunanın çoktanrılı diniyle başlar Hırıstıyanlıkla devam eder.

[viii] Yalnızca din bağlamındamı? Kan—kavim mülâhazaları da karışınca Hırıstıyan Avrupa ile Yahudilik arasındaki husûmet dinî olmaktan ibâret kalmamıştır. Bidâyette Yahudilik cıhanşumûl din olarak nâzil olmuşsa da, zamanla, insanlığın oymak günlerini hatırlatırcası- na, İbranî kavmine mahsûs hâle gelmiş, bundan dolayı da, Müslümanlık ile Hırıstıyanlığın tersine, Yahudilikte dinî olana kan—kavim dayanışması ağır basmıştır. Sonuçta bu, İbranî kavmin içe dönük olmağa, dışaysa kuşkulu, kaygılı bakıp davranmasına sebeb olmuştur.

[ix] " Mitteilungen des Statistischen Amts der Stadt Berlin", Nr. 18, temmuz 1935, (7.1—7.4).

  1. mayıs 1939 sayımında (Avusturya, Südetler gibi, yeni ilhâk olunmuş bölgelerle birlikte) Almanyanın nüfusu 79,375,281e ulaşmış görünüyor. Bu nüfusa 330, 892 (=%0,42) Yahudi, 72,738 (=%0,09) birinci, 42,811 (=%0,05) ikinci dereceden melez dâhil —"Ergebnis der Volkszahlung vom 17. Mai 1939, in: Wirtschaft und Statistik", 1. u. 2. Marz-Heft, Nr. 5/6/1940. Die Bevölkerung des Deutschen Reichs nach den Ergebnissen der Volkszahlung 1939, in: Statistik des Deutschen Reichs, Bd. 552, bearb. im Statistischen Reichsamt, Berlin 1944, Heft 4: "Die Juden und jüdischen Mischlinge im Deutschen Reich."

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
2021 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN