Arama

Çağımızın başağrısı: Evrim menşeli ırkcı kavimcilik

Çağımızın başağrısı: Evrim menşeli ırkcı kavimcilik
Sesli dinlemek için tıklayınız.

"Fıtratı icâbı insanların kimisi yönetmekle yükümlü olmasına karşılık, kimi de yönetilmek zorundadır."[i]

Aristoteles

1- Evrim, aynı zamanda tehlikeli bir alan; atom gibi bir şey. Onunla bir yanda energi üretip ihtiyâcınızı karşılıyor, öbür taraftaysa milyonlarca insanın hem kısa hem de uzun vadede —yânî ışınım (Fr radiation) yoluyla— hayatına mâlolacak bomba imâl edebiliyorsunuz. Evrim de buna benzer. Hattâ atomdan tehlikeli. Çünkü evrim dar bilim çerçevesinin dışına taşırılmağa yatkın. Ondokuzuncu yüzyıl sonları ile Yirmincide evrim, ideolojilere âlet edilmiş, Yeniçağ dindışı Avrupa medeniyetinde boy vermiş, başta sermâyecilik (Fr capitalisme) olmak üzre, gerek millî toplumculuk (Fr national socialisme) gerekse ortakmülkcülükte (Fr communisme) farklı bağlamlar ile derecelerde kullanılmıştır. Darwin'in çizdiği evrim şemasını beşerbilim (Fr anthropologie) ile toplumaraştırmalarına [toplumbilime (Fr sociologie)] yönlendirip uygulayan İngiliz filosofu Herbert Spencer'dan hareketle sermâyecilik ile millî toplumculuk evrime yönelmişlerdir. Buna karşılık, hem Charles Darwin hem de baş muârızı gibi gözüken Jean Lamarck ortakmülkcülükte boy gösterirler. Darwin'in tersine Lamarck, evrimde belirli bir yönelişin, gâyenin bulunduğunu öne sürmüştür. Canlı türler bireylere dayanır ve bunların her biri sağkalmak uğruna canhıraş çaba harcar. Hâlbuki Darwin evriminde bireyin, değişen şartlara ayak uydurup uydurmama hususunda dahli yoktur. Kalıtımdaki köklü değişme canlıda kendiliğinden husûle gelir. Ortakmülkcülük Lamarck'a daha fazla meyletmiştir. Ondan hareketle 'beni çevrem etkilediği gibi, ben de çevremi etkilerim'; 'çevreme meydan da okur, direnebilirim' türünden şiârvârî ideolojik önermeler üretmiştir. Nıhâyet ideolojinin teorik çatısında mahsur kalınmayıp uygulama sahasına dahî inilmiştir. İşte, bitkibilimci genetikci Trofim Denisoviç Lisenko, Stalin Rusyasında bilim ile fen hayatının hükümdarı kesilmiştir. Lamarck'ın varsayımını Lisenko dar çerçevede tarıma uygulamak, genişteyse evrimi açıklamak üzre kullanmıştır. Denemeler iki kere, yânî 1938 ile 1947de yapılmışlardır. Sonuç? Hüsrân. Bu futursuz denemeyle Rus ülkesinin, o dönemdeki adıyla Sovyetler Birliğinin büyük zararlara uğradığını görüyoruz. Hubûbat mahsûlu kayda değer derecede düşmüştür. Stalin 1953te ölünce Lisenko mevkiini derhâl kaybetmiş, bilâhare sürgüne gönderilmiştir. Rusyaysa olağan tarımcılık kurallarını uygulamağa geri dönmüştür. 2- Felsefe-bilim zihniyetini benimsemiş evrim, iyi – kötü, adâlet – zulum, yararlı – zararlı, ileri/leme – geri/leme, başarılı – başarısız, güzel – çirkin çeşidinden ahlâkî – bedîî mülâhazalara rağbet etmez; nesnel kalma çabasındadır. Nesnelliğin ülküsü tasvirdir. Bundan anlaşılan, varsayımın hedef bildiği nesnenin biçimsel dille, demekki mantık–matematik yoldan resmini çıkarmaktır. Bilim araştırmasının etkinlik alanı, görüldüğü gibi, kısıtlı ve kısıtlayıcıdır. Buna karşılık ideolojinin astarını oluşturan öğreti, heves ile heyecâna açık olup hareket serbestliğine sâhiptir. İşte sözü edilen karşıtlığın en âşikâr timsâli 'evrim teorisi' ile 'evrimcilik'tir. Evrim varsayımının yahut teorisinin kesinlikle reddettiği alt basamakta durduğu kabul olunan türlerden üsttekilere uzanır görülen sıradüzeni kanısına evrimcilik cevâz verir. Dahası, gerek birey gerekse tür düzleminde evrimin gâye taşır olması kanâatıdır. Gâye, başarılı olmak. Bunu tayin eden etkense sağkalma gayretidir. Birey ile tür bağlamlarında beslenme ile üreme hususunda rakibini alt edip yaşama sahasını ele geçirme becerisini gösteren başarılıdır. Böyle olan, varolma mücâdelesinin ayıklanışında kayırılır; olmayansa, elenir. Kayırılıp elenmenin kıstası üreyerek çoğalma orantısıdır.

"İşte burada son derece bilindik, beğlik bir gerçeklikten bahsedelim" der Adolf Hitler: "Doğa bağçesinde gezinenlerin gözüne ilişmeyecek yahut dıkkatlarını çekmeyecekcesine alenî bir vaka: Her canlı, türce dengiyle çiftleşerek ürer. Soyun en sağlam, sağlıklı mensûpları, içgüdülerinin kılavuzluğunda, buluşup çiftleşirler. Diri, güçlü olan, çürük ve hastalıklı karşı cinsiyetten birine itibâr etmez. Sâdece olağandışı zorlamalar, yânî yerşekliyle bağlantılı, coğrafî veya soydaşların kırıma uğraması çeşidinden doğal engeller, soyun üreme seyrini tabii mecrâından alıkoyarlar. Bu durumda güçlü kuvvetli, diri dursun birey, ister istemez böyle olmayanla eşleşir, çiftleşir. Karşı koyulmaz, çıkılmaz güdü, üremektir de ondan. Ebeveynden —gen bakımından— üstün olan ile olmayandan olagelen yavru, ikisi arası bi'yerlere konumlanır. Anne – ata ikilisinin düşük olan tarafından üstün; üstün olanın da aşağısında bulunur. Kalıtımca kırma yavru, şu durumda düşük bireyin bağlı bulunduğu soyu yüceltirken, üstün olanınkini alçaltır".[ii]

"Bir kavmin mihenk taşı, ırkının değeridir. İşe yaramaz ırka mensûp kavim sağkalamayıp ölüme mahkûmdur".[iii]

3- Hayatta en hakıkî mürşit ırktır: Herbert Spencer'ın vazettiği maddî–dirimsel esâslar, Alman evrimcisi Ernst Haeckel tarafından benimsenip ülkenin akademik çevrelerine kabullendirilir. Millî toplumcu ideolojinin de benimsediği, toplum bilimlerinin, uygulamalı biyolojiden başka bir şey olmadıkları savını ileri süren Ernst Haeckel'in görüşlerini esâs alarak ırkcı kavimci evrimöğretisini inşâ etmiş Alfred Rosenberg'ten hareketle Adolf Hitler, 1923te, evrimci ahlâka temel oluşturacak altı ilke tesbit edip bunlara ölümüne değin bağlı kalmıştır.

a. Nüfus artışı dirimce (İng biotically) yararlıdır. Bu sebeple devlet, nüfus artışını behemahâl teşvik etmelidir.
b. Alman milletinin dirim niteliği ırkıslahbilimsel (Fr eugénique) sıyâsetlerle desteklenip geliştirilmelidir.
c. Alman milletinin artan nüfusunu barındırıp besleyecek topraklar askerî tedbir ve etkinliklerle genişletilmelidirler.

(ç) Varolma mücâdelesinde aşağılık kavimler üstün olanlara yer açmalıdırlar. Bu meyânda Kuzeyli Arî ırka öncelikle özen gösterilmelidir.

d. Evvelemirde ahlâkca düşük kavim addolunan Yahudilerin, Alman toplumundan, nasıl olursa olsun, uzaklaştırılmaları elzemdir.
e.Yozlaşmaya yol açacağından, aşağılık ırklarla karışık evlilikler önlenmelidir.[iv]

Sıyâset, Hitler'e bakılırsa, tarihin; tarih ise, evrimin uzantısıdır; işte: "Sıyâset, tarihin husûle gelişidir. Tarihse, bir milletin yaşama mücâdele sürecinin görünüme çıkışıdır... Yaşamaya gelince; o, ölüme karşı sürgit yürütülen mücâdeledir. En ilkel canlının tek derdi varlığını diri tutmak olup onun üstünde yer alanın kaygısı, eşi ile yavrusunu sağ kılmaktır. Daha üsttekinde söz konusu olan türün idâmesi... Kendini muhâfaza içgüdüsünün çapına denk düşen iki sâik ise, açlık ile sevgidir..."[v]

Öte yanda menbaı Ortaçağ klasik devir manastır ile şövalye yaşantıları ile menkıbelerine değin gerisin geriye giden romantik doğacı akımıyla gelen duyuşlar ile düşünceler, bir yanda Alman idealismiyle, öte tarafta da DarwinSpencerHaeckel mecrâlarıyla buluşur, bütünleşir, millî toplumculuğun ana çığırını oluştururlar. 1850lerden itibâren Avrupayı sarıp sarmalayan evrimcilik, beşerbilimi de kıskacına alarak millî toplumcu öğretinin ilmiklerini örmeğe koyulmuştur. Canlılar biliminin —genetik, fizyoloji, teşrih ile biçimbilgisi çeşidinden— dalları ile budaklarının yanında tarih, dilbilim7 ile toplumbilim nevinden insan–kültür çalışmalarına mührünü basmıştır. Artık bilâkayduşart her araştırma sahasında dirimci–evrimci renklerin değişik perdeleriyle karşılaşmak ziyâdesiyle muhtemel. Beşerde cereyân eden evrim iki aşamalı olup beşerden insana; ondan, Friedrich Nietzsche'nin deyişiyle, 'üstüninsan'a intikâl. Yalnız, Nietzsche'nin üstüninsanı bütün insanlığa şâmilken, millî toplumculuğunki belli bir ırka mensûp kavmin bireylerine mahsûs. Bu bakımdan millî toplumculuk, Hinduluğun mukaddes metni "Veda"ları andırır. Lâkin "Veda"larda üstüninsan, demekki Brahman, manevî esâslı olmasına karşılık millî toplumculuğunki dirimsel evrimselliğin (Fr bio–évolutionaire) verimi olup maneviyâtın tohumunu da taşır. Bu sürecin tersini Gottfried Wilhelm Leibniz'te tanıdık. Manevî özellikli monad maddî oluşumların kuvvesidir. Bu bağlamda Laybnitsci anlayış İslâm felsefe-biliminde işlenenkine yakındır. Önceki bölümde açıkladığımız üzre, İslâm filosof-bilimadamları maneviyât önderliğinde yürüyen evrim sürecinden bahsetmişlerdir. Buna tekâmül demiştik. Ne Darvinci, ne toplumsal ne de millî toplumculuğun indinde evrim tekâmülcüdür. Tersine maddî, öyleki mekanik esâslıdır. Ne var ki, Darvinci ile Spensercı evrimden farklı olarak millî toplumculuğunki manevî esinti taşır. Olay bundan ibâret değil. Millî toplumcu maneviyât, önemli ölçüde 'ülkücülüğ'e (Fr idéalisme) bulanmıştır. Sonuçta millî toplumculuğun maddî–dirimsel unsurları DarwinSpencerHaeckel cihetinden gelirken, manevîlik (Fr spiritualité) vasfını Alman felsefesi, başka deyişle idealist metafiziğinden almış, ülkücülüğünün esin kaynağınıysa, romantikliğin Sturm und Drang akımı oluşturmuştur.

Millî toplumcu ırk kavimciliği doğrultusunda monad, Leibniz'inkinin tersine dirimsel (Fr biotique) evrimci bağrından manevî–ülkücü değerler üretir. Bahse konu değerlerin başında gelen ırkî kavim esâslı millet, nevişahsına münhasır; dirimsel–evrimsel–kültürel–toplumsal–sıyâsal cihetlerden özden ve özgün olup kendikendine yeter. Efsûnî–efsânevî sembol kan, haddızâtında dirimsel evrimci bir sav demek olan ırkı ve kalıtımı temsil ve ifâde etmektedir.

(Ş. Teoman Duralı'nın, Dergah Yayınları'nca yayınlanan 'Hayatın Anatomisi – Canlılar Bilimi Felsefesi – Evrim ve Ötesi' isimli kitabından alıntılanmıştır.)

Ş. Teoman DURALI


[i] Bkz: Aristoteles: "Politika" I (iii – iv); ayrıca bkz: Nikomakhos Ahlâkı" VII.

[ii] Adolf Hitler: "Mein Kampf", Bölüm: "Volk und Rasse", 313. s.

[iii] Felicity Rash: "A Database of Metaphors in Adolf Hitler's Mein Kampf", 129. s.

[iv] Bkz: Richard Weikart: "Hitler's Ethic", 9. – 10. syflr.

[v] "Politik ist werdende Geschichte. Geschichte selbst ist die Darstellung des Verlaufs des Lebenskampfes eines Volkes... Das Leben selbst (ist) ein ewiger Kampf gegen den Tod. Die primitivste Kreatur kennt nur den Selbsterhaltungstrieb des eigenen Ichs, für Höherstehende überträgt er sich auf Weib und Kind, für noch Höhere auf die gesamte Art... Der Größe des Triebes der Selbsterhaltung entsprechen die beiden mächtigsten Triebe des Lebens: Hunger und Liebe..." —Adolf Hitler: "Hitlers zweites Buch"; bkz: Gerhard L. Weinberg: "Ein Dokument aus dem Jahre 1928"; devamla bkz: "Der Spiegel", 37. s., 40. sayı, 1960.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
2021 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN