Arama

İslam'ı değiştirip yeni din kurmaya kalkanlar ve

İslam'ı değiştirip yeni din kurmaya kalkanlar ve Ekber Şah

'da her geçen gün kamuoyunun güvenini kaybeden , İslam düşmanlığına sarılmış. "İslam, bugün dünyanın her yerinde kriz yaşayan bir dindir" diye saçmalayan Macron, camileri daha çok kontrol altına almayı ve başörtüsü yasağını genişletmeyi planlıyormuş.

Fransa'da kamuda yasak olan dini simgeler ve özellikle başörtüsü bazı özel şirketlere yaygınlaşacakmış. "Tarafsızlık" yükümlülüğü kamu hizmeti delegelerine genişletilmiş. Kamu yararına özel şirketlerde çalışanlar hiçbir dini simge taşıyamayacak, başörtüsü yasaklanacakmış.

Macron kendi anlayışına göre bir İslam dini geliştirecekmiş. 14 asırdır süren ve bugüne gelen dinimize 'reform' planlıyormuş.

Aslında Macron'a en güzel cevap da Sayın Cumhurbaşkanımızdan geldi:

"Bu kervana katılan son isim Fransa Cumhurbaşkanı Macron olmuştur. Macron'un Müslümanların yoğunlukta olduğu bir şehirde yaptığı 'İslam krizde' açıklaması saygısızlıktan öte açık bir provokasyondur. Fransız Devlet Başkanı olarak daha şurada bir hafta, on gün önce, münasebetlerimizi geliştirelim, görüşmelerimizi geliştirelim derken nasıl da çabucak unutuveriyor. Hemen ardından bu açıklamayı yapması kendisine ne denli saygı duyulacağını gösteriyor. Fransız Devlet Başkanı olarak İslam'ın yapılandırılmasından bahsetmesi hadsizliktir, edepsizliktir. Bizim ağzımızdan bugüne kadar Hristiyanlığın, Museviliğin yapılandırılması diye bir şey duydunuz mu? Sen kimsin ki İslam'ın yapılandırılması diye bir ifadeyi ağzına alıyorsun."

Bir benzer başka çalışma bilindiği gibi maalesef 'de yapılıyor. İslam'ı kendilerine göre yontarak, kaide ve esaslarını değiştirmeye gayret ediyorlar. Oradaki Uygur Müslüman kardeşlerimize eziyet ve zulüm ediyor, adeta kan ağlatıyorlar.

Ama kesinlikle başarılı olamayacaklar. İspatı da asırlardır süren ve ellerinden gelen her kötülüğü yapan sapkın görüşlü kişi ve gruplar başarılı olamadıkları gibi tarihten silinip gitmişlerdir. Ancak 14 asırdır İslam dimdik ayaktadır ve kalmaya da devam edecektir.

İslamiyet'i değiştirip yeni bir din uydurmanın tarihteki tipik bir örneği Celalettin Ekberşah'tır. Babür tarafından 'da kurulan Türk İmparatorluğu'nun üçüncü hükümdarıdır. Babür'ün torunudur. 1542 doğup 1605 tarihinde vefat etmiştir.

Kazandığı askerî başarılara ve emri altındaki silahlı kuvvetlere güvenerek İslâmiyet ve İslâm âlimlerine karşı mücadeleye başlayan , sonunda Din-i İlahi adını verdiği bir din kurmuş ve herkesi her türlü yolla bu dine girmeye zorlamıştır. O kadar ki Din-i İlahi dininin mensupları birbirlerini Ekber Tanrıdır anlamına 'Allahü Ekber' diye selamlıyorlardı. Yani kendisini Tanrı ilan etmişti.

İşte bu sebeple yazımızda Ekber Şah'tan bahsetmek istiyoruz:

CELALETTİN EKBER ŞAH (1542 - 1605)

Kazandığı askerî başarılara ve emri altındaki silahlı kuvvetlere güvenerek İslâmiyet ve İslâm âlimlerine karşı mücadeleye başlayan Ekber Şah, sonunda Din-i İlahi adını verdiği bir din kurmuş ve herkesi bu dine girmeye zorlamıştır. Fakat ve şakirtleri bu fitneyi önlemişler, Ekber ise yıkılıp gitmiştir.

Babür Şah tarafından Hindistan'da kurulan Türk İmparatorluğunun üçüncü hükümdarıdır. Babür'ün torunudur. Hümayun ile Hamide Banu'nun oğludur. Hümayun' un Şir Han ile mücadelesi esnasında uğradığı ağır bir mağlubiyet üzerine ailesi ile birlikte iltica ettiği Ömerkot'ta 1542'de dünyaya gelmiştir.

Daha küçük yaşından itibaren babasının yanında önemli hizmetler gören Ekber'in ilk başarısı Serhend'e saldıran İskender Şahı mağlup etmesidir. O sırada daha 13 yaşındaydı. Babası Hümayun, Ekber'e kumandan olarak tebriklerini bildiren name göndermiş, ardından Pencap Valiliğine tayin etmiştir. Hümayun'un bir kaza neticesi ölmesi üzerine 14 yaşında iken Ekber 1556'da Hint-Türk İmparatoru olmuştur.

Ekber dahi derecesinde zeki ve mağrurdu. Kısa sürede büyük askerî başarılar kazanmış ve siyasi gayretlerinin sayesinde büyük bir imparatorluk kurmuştur. Delhi ve Agra etrafındaki memleketlerde hâkimiyeti tesis etmiş, sonra Racput'ların kalesi Çitor'u zapt ve Ecmir'i fethetmiştir. Ganj vadisi de imparatorluk sınırları içine katmış; Orissa, Kabil, Keşmir, Sind, Kandehar ve Berar'ı da almıştır.

Merhametsiz ve acımasızdı. Savaşlarda esirleri kılıçtan geçirmiş, kesik başları tuğlalar gibi kullanarak 'vari bir zafer sütunu dikmiştir.

Ekber'in siyasî ve askerî faaliyetleri yanında özelliklerinden biri de teşkilatçı oluşudur. Devlet memurlarının mertebe ve dereceleri tespit edilmiş, ordu mensuplarına maaş bağlanmıştır.

Savaş sporu ve deve koşturmaktan okuma yazmayı öğrenememiş, tahta kara cahil olarak çıkmıştı. Ancak hafızası ve enerjisi bir harikaydı. Tabii temel eğitimden yoksun oluşu onun için büyük eksiklikti.

YENİ DİN KURUYOR

Hindistan'da çok çeşitli dinler bir arada hayatiyetini sürdürüyordu. Aralarında çekişmeler eksik olmuyor, bazen küçük çapta iç savaşlar bile vuku buluyordu. Ekber Şah, zamanının sözde din bilgini Şeyh Mübarek'in riyakârane telkin ve teşvikleri altında derecesinin hükümdarlıktan yüksek olduğuna inanarak 1582 yılında Din-i İlahi adını verdiği yeni dinini kurmuştur. Muhtemelen Hindularla Müslümanlar arasındaki çatışmalara son vermek niyetiyle İslâmiyet, Hıristiyanlık, Zerdüştlük, Hinduizm, Budizm gibi çeşitli din ve inanç sistemlerinin meziyet olarak kabul ettiği bazı prensiplerini birleştirmiştir.

Bu yapmacık dine göre Ekber, Allah'ın yeryüzünde biricik mümessili ve vekili idi. Bu dine girmenin merasimi şöyle yapılıyordu: Kişi sarığını çıkarıp eline alıyor ve Padişahın ayağına kapanıyordu.

Din-i İlahi müntesipleri birbirlerini "Allahü Ekber" şeklinde selamlıyorlardı. Gayeleri Ekber'in tanrı olduğunu kast etmekti.

Bu dinde abdest almak yoktu. Mecusilerden ateşe tapmayı, Hıristiyanlardan çan çalma ve istavroz çıkarmayı, Hindulardan dinî gün ve bayramları, merasim ve törenlerle ruh göçünü, tenasüh inancını almıştır.

Ekber Şah'ın sapıtmasında Şeyh Mübarek'in oğlu olan fetvacısı Ebu'l Fadl'ın rolü büyüktü. Ebu'l Fadl, sultanın akıl ve mantıkdışı veya çocuksu denilebilecek hareketlerine Allah'a yakınlık ve ibadet vasfı vermiş, kaside ve methiyelerle onu dünyaya ilâhî bir vazifenin ifasına gelmiş bir hükümdar olarak övmüştür.

Ebu'l Fadl gibi âlimler, en azılı kâfir ve zalimlerin vermediği zararı İslâm'a vermişlerdir. İşte Ekber devri âlimlerinin çoğu da, bu yıkıcı âlimler cümlesindendir. Bunlar faizi, içkiyi ve kumarı helâl saymış; Melik'in toplantılarında ve sene başı bayramlarında şarap içmek bir görev haline getirilmiştir. Erkekler için altın ve ipek kullanımı, aslan ve kurt etinin yenmesi helâl addedilmiştir.

Sonunda Ekber Şah, kendini "dinî ve dünyevî meselelerde tartışılmaz otorite" olarak kabul eden bir belge düzenlemiş ve ileri gelen âlimler de bunu imzalamışlardır.

Ekber ara sıra şarap içer, hatta şarabına afyon karıştırırdı. Oğlu Murad, içki ve keyif verici zehirlere dadanmış bir haldeydi. Ekber'in çocuklarından üçü ayyaştı.

Hakikî din âlimleri ve Müslümanlar ise gidişattan oldukça rahatsızdılar. Zaman zaman isyana kalkışanlar oluyor, ancak askerî gücünü iyi kullanan Ekber kanlı bir şekilde bastırıyordu.

Ekber, Din-i İlahi'yi ilan ettikten on üç sene sonra, bu dinin şahsı etrafında toplandığını, yürümediğini ve yayılmadığını görmüş; fakat bunun kabahatini Müslümanlara yükleyerek onlara karşı sert, haşin ve çılgınca bir tarzda hareket etmişti. Diğer dinlere gösterdiği hoşgörüyü ve mensuplarına yaptığı iyi muameleyi Müslümanlara yapmıyor, sadece şüphe ve nefret besliyordu.

Ekber'in temel felsefesi, İslamı çağdışı sayması ve Hint birliğine aykırı görmesiydi. Tamamen İslamı reddetmiyor, ancak kendine göre değişiklikler yapıyor ve bunlara Kur'an'dan kanıtlar(!) buluyordu.

Fakat devran böyle gitmedi. Oğlu Cihangir, babasının otoritesini zayıflatmak için 1602 yılında Ebu'l Fadl'ı öldürttü.(*) Zaten Ebu'l Fadl'ın öldürülüşüyle yıkılan Ekber Şah 1605'te şiddetli bir dizanteriye yakalandı, ardından da dili tutuldu. Yine de ölürken ömür boyu mücadele ettiği İslâm'a sığındı ve "Allah" lafzını mırıldandı (1605).

İşte bu fitne ve fücur arasında, Cenabı Hak son ve tek dinini, düşürüldüğü bu aşağılık durumdan kurtaracak, İslamiyet'i bidat ve hurafelerden arındıracak bir müceddit gönderdi. Bu İmam-ı Rabbani (r.a.) idi.

Böylesine karışık ve sultanların tanrılık iddiasına kalkıştığı bir dönemde yetişen İmam-ı Rabbani, çok büyük bir mücadele verdi. Silahsız ve kimsesiz bu gönül mücahidi, tek başına güzellikler dini İslâm'ı savundu. Ekber Şah; hapis, işkence, her türlü sindirme politikalarını izlediyse de başarılı olamadı. Hükümdarın uydurduğu din, bütün sapıklıklarıyla beraber tükendi. İmam-ı Rabbani ezilen, yara alan İslâm'ı yeniden dirlik ve güzelliğiyle hayata geçirdi.

Ekber'in yerine geçen oğlu Cihangir, İmam-ı Rabbani' den etkilendi. Artık Din-i İlahi sona eriyor, İslâm yeniden hayat buluyordu. Fakat yıllar sonra İmam-ı Rabbani ve şakirtleri bu fitneyi önlemişler, Ekber ise yıkılıp gitmiştir. Şimdi bu dinin mensuplarından kimse yoktur. İslamiyet ise 14 asır önceki gibi kitap ve sünnetiyle dimdik canlıdır, diridir. İnsanların bağlılıkları aynen devam etmektedir.

Bugün İslâm'ı yıkmaya çalışan Ekber Şah ve kurduğu din, alaycı tebessümlerle zor hatırlanıyor. İslâmiyet ise yine dipdiri ve canlı olarak hayatiyetini sürdürüyor, kıyamete kadar da sürdürecek...

İnşallah Macron, Kızıl Çin ve benzerlerinin gayretleri de böylelikle başarısızlıkla sonuçlanacak İslamiyet kıyamete kadar sürecektir. Rabbim Müslümanlara İmam-ı Rabbani ve benzerlerini göndermiştir, gönderecektir de…

KAYNAKLAR

(1) Ekber Bir Türk Dâhisi. Ömer Rıza Doğrul, Yüksel Y. 1944.

(2) İmam-ı Rabbani. Ekrem Sağıroğlu. Seha Neşriyat, 1988.

(3) Hindistan Tarihi. Hikmet Bayur, T. T. Kurumu Yayını, 1987.

(4) İslâm Ansiklopedisi Ekber Şah maddesi. T. Diyanet Vakfı Yayını, Cilt 10, 1994.

(5) Celaleddin Ekberşah, Büyük İslâm Tarihi içinde, Çağ Y. Cilt 9, 1992.

(6) Ekber. Ralf Berhorst. Geo Dergisi, Eylül 2010.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
2021 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN