Arama

Mustafa Özcan
Ekim 29, 2021
Sudan’da müstebitlerin kapışması
Sesli dinlemek için tıklayınız.

Sudan'da 24 Ekim (2021) tarihinde yaşananları nasıl tanımlamalı? Parçalı ve kademeli bir darbe olmasına rağmen Rusya gibi ülkeler şapkadan tavşan çıkarır bir şekilde olan bitenin darbe olmadığını iddia ederek adeta ateşin üzerine benzin döküyorlar. Batı ise Başbakan Abdullah Hamduk'un temsil ettiği sivil kesimi arkalıyor görünüyor. Arap ülkeleri dalgalı bir biçimde darbeyi destekliyorlar. Başta Mısır olmak üzere BAE ve Suudi Arabistan tarafları sükunete davet ettiler. Sükunet gösterilerin askıya alınması ve askerlerin duruma hakim olmaları anlamına gelir. Binaenaleyh bu ülkeler bu çağrılarıyla ihsas-ı reyde bulunmuş oldular. Askerler konumlarını ve kazanımlarını kurtarmak için Ömer Beşir'i feda ettilerse de, devrimi göz ardı ederek darbe ile yollarına devam edemediler. Sol merkezli her kesimden devrimciler ise geçiş dönemini askerlerle birlikte yürütmenin kaçınılmaz olduğunu gördüler. Lakin dönemin sonunda askerlerin iktidarı kendilerine bırakacağını varsaymak ile hesap hatası yaptılar. Egemenlik Konseyi'nde dönüşümlü başkanlık gereği yetki ağırlıklı olarak sivillere geçmeden Abdulfettah Burhan erken davranarak ortaklarına darbe yaptı. Birbirine katlanma pek uzun sürmedi. Abdulfettah Burhan kademeli bir darbe planı yaptı ve sivil kanadın hayat pahalılığı girdabı karşısında aşınma payını hesapladı, itibar kaybetmesini bekledi. Yamalı bohça olan sivil devrimciler kendi aralarında da çekişiyorlardı. Yaptıkları bir yanlış da İslamcıları dışlamak oldu. İslamcıları devr-i sabık bir zümre yapmak istediler. İslamcılar arasında pek bir ayrıma gitmediler. Hepsini aynı kefeye koydular ve onlara devr-i sabık muamelesini reva gördüler. Ömer Beşir'in devlet kurumlarına çökme yani 'temkin' siyasetini tersine çevirdiler ve 'Lican-ı İzaleti Temkin' yani "Temkin Politikasını Ortadan Kaldırma Komisyonları" ihdas ederek adeta İslamcı avına çıktılar ve bu bazen Ömer Beşir yandaşlarını veya kalıntılarını hedef almak yerine bizzat dinin hedef alınması şekline büründü. Ama maksatlarının aksiyle tokat yediler. Bu, İslamcıları geriletme politikası maksadını aşarak geri tepti.

Dindarları değil bazen doğrudan dini hedefe aldılar. Kendileri ile uyumlu ve insicamlı olmayan siviller bir taraftan aralarında çekişirken diğer taraftan da askerlerle sürtüştüler. Sivil halkın memnuniyetsizliği artarken sivil ve askeri kanat birbirini suçlamaya başladı. Yapılması gereken esasında erken bir seçime gitmekti. Kendilerine ve tabanlarına güvenmeyen sivil kanat bunu istemiyordu. Askerler de itibar kaybeden sivilleri devirmenin hesabını yapıyorlardı. Perşembenin gelişi çarşambadan belliydi. Darbenin ayak sesleri belirmeye başlamıştı. Sivil kanada yapılan darbe bildik sıfatlarla anıldı. Abdulfettah Burhan bunu düzeltici ve düzenleyici darbe (tashih el misar es sevre) şeklinde takdim etti. Bu da bizi 1970 yılında Hafız Esat'ın Baasçı arkadaşlarına darbe yapması sırasında bu hareketine koyduğu adı hatırlatmaktadır: El Hareketü's Tashihiyye. Hafız Esat 16 Kasım 1970 tarihinde arkadaşlarına karşı bir düzenlemeye gitmiştir. Hafız Esat 51 yıl evvel Baas Partisindeki arkadaşlarına karşı bir darbe hazırlamıştır. Buna da "düzeltici hareket" adını vermiştir. Sudan'da da Abdülfettah Burhan geçiş dönemi yönetimi ortakları olarak sivil kanada darbe vurmuştur. Böylece Hafız Esat'ın uğursuz geleneği 51 yıl sonra bir başka Arap başkentinde; Hartum'da yaşanmış, tekrarlanmıştır. Bir yönüyle Abdulfettah Burhan'ın mütemmim veya parçalı darbesi Çevik Bir'in isimlendirmesiyle balans ayarına da benzemiştir. Bu gidip gelmelerle birlikte esasında Ömer Beşir'in devrilmesi yarım kalmıştır.

Cezayir'de Abdulaziz Buteflika'nın beşinci kez adaylığını koymasının engellenmesi ortamına benzemiştir. Sonuçta derin güçler tam kazanamasalar da kaybetmemişlerdir de. Fransız Devriminin ikonlarından birisi şöyle söylemiştir: "Devrimi yarım yamalak bırakanlar kendi kuyularını ve kabirlerini kazmış olurlar." Yarım kalan devrimle birlikte çift başlı yönetim ülkeyi bir tercih noktasına getirdiler. Gücü elinde bulunduran askerler ilk raundu kazandılar. Esasında siviller bir yıl içinde erken seçime razı olsalardı kazanamasalar bile kaybetmeyeceklerdi de. Şimdi halkın desteğiyle inisiyatifi geri kazansalar bile denklem değişmiş olacaktır. Hiçbir şey ilk günkü veya eskisi gibi olmayacaktır.

Kenan Evren'den Abdülfettah Burhan'a!

Devrik Lider Ömer Beşir 1989 İnkaz Darbesi sırasında 12 Eylül darbesinden de ilham aldıklarını söylemiştir. Darbeler ile darbeciler de birbirlerini benzerler. Bu açıdan Abdulfettah Burhan da Kenan Evren'e benziyor. Elbette ismiyle ve eylemiyle Abdülfettah Sisi'ye daha çok benziyor. Bununla birlikte Kenan Evren'e benzerliği de yok değil. Kenan Evden 12 Eylül darbesine ramak kala olayların sevkiyle ve seyriyle birlikte emekli olacakken kendini devletin başında buluvermiştir. Kenan Evren Ege Ordusu Komutanlığından emekliye sevk edilecekken olağanüstü şartların devreye girmesiyle kendisini darbe sürecinin başında bulmuştur. Ülkenin çalkalanması, olayların çalkalaması birilerini öne birilerine de arkaya itmiştir. Sudan'da da adı sanı bilinmeyen Abdülfettah Burhan 2019 yılından itibaren ülkenin çalkalanması ve kargaşa ortamına sürüklenmesi ve yuvarlanmasıyla birlikte öne çıkmış ve kendisini yüzeyde bulmuştur. Olayların sevk ve seyriyle birlikte kendini hiç beklemediği bir noktada bulmuştur. Ömer Beşir'in devrilmesiyle birlikte 12 Nisan 2018 tarihinden itibaren Abdulfettah Burhan Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı olmuştur. Önce Ömer Beşir'in Yardımcısı İvad Bin Avf askeri konseyin başına getirilmişse de devrimcilerin veto etmesi üzerine ale'l acele görevden el çektirilmiş yerine Abdülfettah Burhan getirilmiştir. Sudan'ın kendi halindeki Halife Hafter'i olan Hamidti olarak anılan Muhammed Hamdan Dagalo bu süreçte onun fiilen sağ kolu haline gelmiştir.

Cafer Abbas adlı Sudanlı yazar Egemenlik Konseyi Başkanı Burhan'ın bu sıfatla darbeye kalkışmasının makamıyla çeliştiğini söylemektedir. Kendi kendine darbe yapmanın nasıl izah edileceğini sormaktadır. Zira devirdikleri Egemenlik Konseyi'nin sivil kanadıdır. Sudanlılar teoriyi aşan sıkıntılı bir süreçle karşı karşıya bulunuyorlar. Olan bitenin adnı koyamıyorlar. Darbe mi, yarım darbe mi? Ne desinler?

Yolların ayrılış noktasında Sudan!

Kritik bir eşikten geçen ve iç ve dış şartları pek mülayim olmayan Sudan askeri yönetimi, bundan böyle ne yapacak? İçeride ve dışarıda nasıl hareket edecek ve ülke bütünlüğünü nasıl koruyacak? Halkı arkasına nasıl yığacak, çekecek? Amerikalı Temsilci Jeffrey D. Feltman'ın da ima ettiği gibi darbe sürecindeki Sudan teşvikler alacağına ambargo ile karşı karşıya kalacak. ABD hem uluslararası kredi ve finans kurumlarını Sudan lehinde harekete geçirecek hem de 700 milyon dolarlık bir kredi dilimini salıverecek ve serbest bırakacaktı. Yeni şartlarda bunun olması zor görünüyor. Keza AB ile ABD Sudan konusunda benzeri yaklaşımlar içinde. Sivil kanada daha sıcak bakıyorlardı. Bu itibarla dış baskı Demokles'in kılıcı gibi Burhan ve Hamidti'nin üzerinde ve ensesinde sallanacak! İçeride ise nasıl bir hükümet kuracaklar? Darbecilerin Hamduk'u görevden aldktan sonra göz hapsine almaları uluslar arası tepkilere neden oldu. Hamduk ve eşini salıverdiler ve evine geri döndü. Bununla birlikte olağanüstü hal ilan etme durumu hala içeride ve dışarıda tepki toplamaya devam ediyor. Burhan diktatör lakabı kazanmamak için bütün yetkileri uhdesine almayacaktır. Bununla birlikte askeri karakterli bir hükümet mi kurulacak yoksa teknokrat bir hükümet mi? Esasen Abdullah Hamduk hükümeti de baştan beri ülkeyi seçimlere götürecek teknokrat bir hükümet olarak kurgulanmalı ve tasarlanmalıydı. Lakin geçiş sürecini uzun tutmak için kırk ambar bir hükümet kurdular. Bu da buhranı artırmıştır. Hamduk ale'l ekser bir yıllık işgüder hükümet vasfıyla ülkeyi seçimlere götürmeliydi. Böyle olsaydı belki de dünya bugün Sudan'ı konuşuyor almayacaktı. Siviller askerler kadar hata yaptı ve askerlere bol zaman kazandırdılar. Nitekim Abdulfettah Burhan fırsattan istifade ile saltanatını sürdürmenin peşinde. Kendisine 21 aylık bir iktidar süresi tanıdı. Buna göre seçimler yeni bir kaza olmazsa 2023 yılının haziran ayında icra edilecek. Halbuki çözüm ülkeyi bir an önce seçimlere götürmekte. Yeni bir askeri cunta hükümeti kurmakta değil. Böylece öfke selinin önü alınabilir. Karmaşa ve kargaşa ötelenebilir ve önlenebilirdi. Yanlışlar yumağı ülkeyi bu duruma getirmiştir.

Faşka Savaşına doğru!

İçeride tıkanıklığı gidermek isteyen askeri yönetimin önünde birkaç seçenek bulunuyor. Bunlardan birisi zaten zor durumda olan Etiyopya ile sınırlı bir sınır savaşına girişmek, tutuşmak ve böylece Sudan'daki ikircikli halk desteğini konsolide etmek ve sağlama almak. Askeri rejim içeride sarsılan imajını sağlamlaştırmak amacıyla Faşka bölgesi üzerinden Etiyopya ile sınırlı ve kontrollü bir savaşa girebilir. Bu Mısır'ın da işine gelir. Sınırlı ve kontrollü bir savaş askerleri zorlamayacak ve onlara zarar vermeyecektir.

Etiyopyalı silahlı çeteler ve milis gruplar, 25 yıl önce Kadarif eyaletine bağlı Faşka bölgesindeki Sudanlı çiftçileri silah zoruyla bölgeden çıkarmıştı. Hartum yönetimi, Etiyopya ordusunu çetelere destek vermekle suçlarken, Etiyopya bu iddiaları reddediyor. Sudan ordusunun, 30 Mart'ta (2020) Etiyopya sınırındaki Kadarif eyaletinde statüsü tartışmalı Faşka bölgesine 25 yıl sonra yeniden asker sevk etmesi Etiyopya tarafını rahatsız etmiş ancak daha sonra taraflar mayısta, sınırların çizilmesi konusunda teknik komite kurulması noktasında mutabakata varmıştı. Sınır hattında özellikle yağmur mevsiminde her iki taraftan çiftçiler arasında arazi anlaşmazlığı nedeniyle ölü ve yaralıların olduğu ve şiddet olaylarının yaşandığı biliniyor. Sudan hükümeti, Etiyopya vatandaşlarını kendi topraklarında tarım yapmakla suçluyor. Bölgeye sızan Etiyopyalı milislerin de Sudanlı çiftçilerin mahsullerini yağmaladığı, tarlalara zarar verdiği belirtiliyor.

İlk defa erken seçimler askerlerin lehine görünse de onlar sınırsız bir iktidarı düşlüyorlar. Bu da fırsatı kaçırmalarını beraberinde getiriyor. Zira yeni ve erken bir seçim yapılması halinde askerlerin uyum içinde olmadıkları sol yelpaze kan ve mevzii kaybederken Ömer Beşir'in devrilmesinden sonra dışlanan, kenara çekilenler veya çektirilen kesimler yeniden eski mevzilerine gelebileceklerdir. Bu da askeri konseyin yalnızlığını kıracaktır. Daha doğrusu yeni bir denge kurulabilecektir. Devrim çatısı altında geniş bir yelpaze var. Burada genellikle dışlanan grup ise İslami kesimler. Devrimci veya solcu yaftası ve çatısı altındaki laik kesimler Sudan'ı kendilerine benzetmek ve laik bir ülke haline getirmek istiyorlardı. Bunu yaparken sadece dindarlara değil aynı zamanda dinin de özüne de ilişiyorlardı. Böyle yaparak halktan da koptular. Bu nedenle de İslami kesimlerin desteğini alabilmek için Abdulfettah Burhan bir manevra ile Temkini (yandaş kadroları göreve getirme ve zenginleştirme siyaseti) Ortadan Kaldırma Komisyonunu feshetti. Böylece İslamcılara göz kırptı. Bununla birlikte 'sivil cunta' Tunus'ta olduğu gibi vakıflar tarafından işletilen Kur'an-ı Kerim Radyosunu ve bazı İslami cemiyetleri kapattı. Geçiş dönemi hükümetinin sivil kanadı veya devrimci güçlerin yelpazesi geniş olmakla birlikte yine de devrimci organlarda sol güçlü temsil ediliyordu. Bu da Beşir sonrasına damgasını vuruyor ve rengini veriyordu. Sıkıntı da özel ve muayyen gündemini ülkeye dayatan sol yelpazeden kaynaklanıyor. Sudan solu halkın geleneksel kesimlerinden ve büyük ölçüde İslami kanattan kopuk. Beşir ve kadrosunun yanlışlarını tamim ediyor. Husumet ve düşmanlık hisleri üzerine siyaset yapıyordu. Kinle hareket etmesi ülkeyi yeni bir çatallaşmaya götürdü. Sadece Ömer Beşir'in yaptıklarını tersine çeviriyor ve bu yolla yanlışı katlıyor ve kutuplaşmaya körüklüyordu. Geçiş döneminin bir yıl olmasını askerler istiyordu. Önce iki yıl sonra da dört yıla uzatılmasını siviller istedi. Böylece dört yılın kalan iki yılını darbe ile birlikte Burhan'a hediye etmiş oldular. Bakalım Burhan bu süreyi kullanabilecek mi? Belki de o süre içinde sivil kanat siyasi olarak tabanda toparlanabileceklerinin hesabını yapıyordu. Heyhat! Evdeki hesap çarşıya uymadı.

İsrail ile tanışma

Askeri kanat Mısır darbe lideri Abdulfettah Sisi'nin tavsiyelerine uyarak İsrail ile tanışma kararı aldı. Bu da sivillerin tepkisini çekti. Henüz karşılıklı temsilcilik açmasalar da Burhan, İsrail ile ilişkileri geliştirmekten yana. İsrail de Sudan'ı kazanmaktan çok mutlu. Darbe ile birlikte durum çatallaştı. Peki, İsrail darbe sürecinde nerede duruyor dersiniz? İsrail tam darbenin yanında duruyor. Kendisini bölgede demokrasi vahası olarak tanımlayan İsrail, askeri kanadı destekliyor! Zira bu ilişkilerde Hamidti'nin yürüttüğü mahrem boyutlar da var. Sudan Baas Partisi dışında sivil kanat içinde İsrail'den rahatsız olanların oranı pek fazla değil. İsrail'de 12. Kanalın yorumcularından Ehud Yaari, İsrail'in Batı'da darbeciler lehine bir seferberlik başlatmasını istiyor. Burhan ve Hamidti ikilisinin başarısız olmasına izin verilmemesini aksi takdirde bunun İsrail'e olumsuz yansımaları olacağını söylemektedir. Burhan Hamduk'tan daha fazla ABD ve İsrail ile ilişkileri geliştirmek ve metanet kazandırmak istiyor. Burhan'ın aksine Hamduk'un bir meşruiyet sorunu olmadığından böyle davranıyor olabilir.

Hartum vaktiyle Arapların oy birliğiyle İsrail'e hayır dedikleri başkentin adı. 1 Eylül 1967 tarihli Hartum Kararı, Altı Gün Savaşı'nın ardından Sudan'ın başkenti Hartum'da toplanan 1967 Arap Birliği Zirvesi'nin sonunda yayınlandı. Karar, (üçüncü paragrafta) "Üç Hayır" olarak bilinen sloganı içermesiyle ünlüdür: "İsrail'le barışa hayır, İsrail'i tanımaya hayır, İsrail'le müzakereye hayır!" Askerler uluslararası camiada açılıma (infitah) ve rahatlamaya hizmet edeceğini düşündükleri İsrail'i tanıma kararını sivillere danışmadan en azından onaylarını almadan yaptılar. Daha doğrusu onları umursamadılar. Bu da denildiği gibi sivil kesimlerde burukluğa ve kısmi tepkiye neden olmuştur.

Hartum'daki mütemmim darbe kara kıtada Batı'yı bir adım daha geriye iterken Moskova ile Pekin'i bir adım daha öne çıkardı. Kara kıtada Paris ve Washington'ın rolü Çin ile Pekin karşısında adeta eriyor. Pekin, ekonomik anlamda Afrika'da emin adımlarla ilerlerken Moskova da askeri olarak mevzi kazanmaktadır. Bilindiği gibi darbe lideri Abdulfettah Burhan bir dönem Pekin'de ülkesini askeri ateşe olarak temsil etmiştir. Rusya Sudan'da 24 Ekim tarihinde olan bitenle ilgili yeni bir kavram üretmiştir. Bu darbe değildir sadece otoritenin el ve yer değiştirmesidir!

İçeriye darbe, dışarıya sadakat!

Abdulfettah Burhan darbe sonrasında ilk açıklamasında ülke içinde yeni düzenlemelere gidileceğini açıklarken dışarıya arz-ı taat izhar etmiş ve yabancı ülke veya kurumlarla anlaşmalara kaldığı yerden devam edecekleri taahhüdünde bulunmuştur. Dışarıya sadakatini sunmuştur. İçeride Hamduk ve solcuları dışlarken İsrail ile ABD'yi memnun edebilmek için ayrılıkçı liderlere kucak açmıştır. Devirdikleriyle ittifak ettikleri aynı kümeden geliyorlar. Bunlardan birisi Darfur'un ayrılmasını ve bağımsız bir devlet olmasını savunan Abdulvahid Nur diğeri de Nuba Dağlarında bir devlet kurma hayali güden ayrılıkçı Abdulaziz Hilv'dir. Onları bağrına basmıştır.

Müstebitlerin çatışması

Sudan'da askerler darbe yaptı ama siviller de başkalarına hayat hakkı tanımadılar. Onlar da başka türlü darbe yapıyorlardı. Eski yönetimden intikam alma bahanesiyle kadrolaşıyorlar ve İslami kesimleri devr-i sabık olarak dışlıyorlardı. Kalıntı(fulül) olarak tanımlıyorlardı. Ülkeyi ve halkı kutuplaştırıyorlardı. Bir de geçiş süresini dört yıla uzatmaları sivil çözümden yana olmadıklarını iktidardan yana olduklarını gösteriyordu. Bu da bize 'el cezau min cinsi'l amel' deyimini hatırlatıyor. Ceza işin türündendir. Onlar diğer sivillere göz açtırmazken askerler de onları alaşağı ettiler. Bu itibarla atalarımızın ifadesiyle iki cambaz bir ipte oynarken biri diğerini alaşağı etmiştir. Mısırlı yazar Selim Azzuz'un ifade ettiği gibi ortada bir darbe var ama gerçekte Sudan sivil ve askerden oluşan müstebitlerin çekişmesine ve çatışmasına sahne olmaktadır. Müstebit olan sadece askerler değil aynı zamanda da siviller de aynı vasfı taşıyor. Sivil kanadın temsil ettiği sol ideoloji halkla ve onun geleneğiyle pek barışık değil.

Müstebitlerin çatışması kavramı akla 'fundamentalizmler çatışmasını' getiriyor. 11 Eylül'den sonra 1968 kuşağının temsilcilerinden olan "Tarık Ali" dönemi tanımlayan önemli bir eser kaleme almıştır. Fundemantalizmler çatışması. Bununla hem Kaide hem de Bush doktrinini karşılaştırmış; ikisinin madalyonun iki yüzü olduğunu kayda geçirmiş ve adeta alın birini vurun ötekine demiştir. Şimdi de Hartum'da didişenler zıt kardeşleri temsil ediyorlar.

Sonuç itibarıyla, her iki kesim de çözümün adresi değil. Bundan kurtulmanın tek yolu ve çaresi, askerlerin kışlasına çekilmesi ve bir an önce halkın hakemliğine başvurmak ve sandığı geri getirmektir. Bilinmelidir ki, Rusya ile Çin askerleri destekleseler de hem ABD hem de AB, sivil kanattan yana ve Abdulfettah Sisi'ye tanıdıklar genişliği (katliamlar da dahil) Abdulfettah Burhan'a tanımakta zorlanacaklardır. Zaten Haziran 2019 olaylarından dolayı Burhan ile Hamidti sabıkalıdır. Buna tüy dikmeleri bardağı taşırabilir. Bu itibarla Sudanlı askerlerin seçenekleri çok sınırlı. Ülke kamuoyu bölünmüş durumda. Bu nedenle askerlerin önünde en iyi seçenek sivil seçenektir. Bu seçenek devrik eski yönetimin ortağı sol sivil kanat için de mütemmim bir darbe olacaktır. Dolayısıyla askerlerin şimdi askeri darbeden seçim yoluyla sivil darbeye geçmeleri gerekiyor. Çivi çiviyi, sivil sivili söker.

Sivillerin ilişkisi açısından, çözüm aslında ideolojik didişmeden ziyade ahlaki uzlaşmadan ve dayanışmadan geçiyor. İdeolojilerin birbirini tıkadığı, bloke ettiği noktada başka bir formülü hayata geçirmek gerekir. İdeolojik değil ilkesel davranmak. Prensip sahibi olmak. Asgari müştereklerde buluşabilmek ve darbe ve darbecilere karşı ülke lehinde birleşebilmektir.

Mustafa Özcan

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
2022 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN