Arama

Mustafa Özcan
Ekim 22, 2021
İslami Sol’ yetim kaldı
Sesli dinlemek için tıklayınız.

Hasan Hanefi, 21 Ekim 2021 tarihinde 86 yaşında dünyasını değiştirerek bu fani dünyaya veda etti. Sentezci ve eklektik bir kişilikti. Akisleri dünyayı doldurdu ve insanları meşgul etti (maliü'd-dünya ve şağilu'n nas). Ölümüne tarih düşenler hakkında 'filozof' ve 'mütefekkir' tabirini kullanıyorlar. İkisi de birden yakıştırma sayılabilir. Filozof ifadesi ona bol gelir ve belirli tezleri olan kimse için kullanılır. Felsefe tahsil eden ve felsefe tarihiyle ilgilenen kimseler ise genellikle filozof değil felsefeci diye anılır. Felsefe okuyarak filozof olunmaz, felsefeci olunur. Günümüzde ise genellikle sahaya egemen olanlar filozoflar değil felsefecilerdir.

Gazali'ye bile filozof yakıştırılmasının yapıldığı günümüzde, unvanlar birbirine karışmış ve gelişigüzel kullanılmaktadır. Gazali, felsefe ile ilgilenmiştir ama filozof değildir. Batılılar 'Tehafut el Felasife' kitabını tanımadan evvel "Makasıd el Felasife" kitabını keşfetmişler ve bu kitap üzerinden Gazali'ye filozof yakıştırması yaparak onu bu kümeye katmışlardır. Oysa bu, bir yanılsamadır. Gazali önce felsefeyi anlatmak ardından da "Tuhafut" kitabıyla vahiyle çelişen bazı temellerini çürütmek ve sarsmak istemiştir. Gazali'nin Batı'ya intikal eden ilk eseri, "Makasıd" olduğundan Batılılar Gazali hakkındaki algılarını bu kitap vasıtasıyla edinmişlerdir. Günümüzde, İngiliz Bernard Russell ile Mısırlı Tevfik Tavil biz de ise Hilmi Ziya Ülken gibi isimler felsefeye katkı sunmuş felsefeciler kategorisine girerler. Bunlar daha ziyade felsefeyi ve tarihini ele alır ve analiz ederler. Kendilerine has fikirleri elbette vardır. Felsefeciler genellikle derlemecidirler. Pozitif ilimlerin gelişmesiyle birlikte felsefe ilgi alanı olarak gerilerde kalmıştır. Ortaçağda felsefenin icra ettiği işlevin yerini modern çağda ilmi tezler veya nazariyeler almıştır.

Bu anlamda Hasan Hanefi'ye filozof değil ama Tevfik Tavil gibi felsefeci demek daha yerinde olur. Ortaya koyduğu otantik bir felsefe ve açtığı bir çığır yoktur. Elbette düşünür ve mütefekkir olarak anılır ve anılmaktadır. Ama bunun ne kadar hakkını veriyor, içini dolduruyor,tartışılır. Daha ziyade ona ilginç fikirleri olan bir araştırmacı demek daha yerinde olur. Ortaya koyduğu en önemli çığır ise İslami sol fikriyat ve akımıdır. Ama bu çığırın kendisinden başka müntesibi var mıdır? Herhalde yoktur. Bunun dışında ortaya attığı projelerden birisi de oryantalizme karşı oksidentalizm (occidentalism) branşı ya da disiplinidir. Şarkiyatçılığa karşı Garbiyatçılık demektir. Lakin hangi zeminde? Bu, Batı'yı şarkta yeniden üretmek anlamına gelmektedir. Yerli araçlarla Batı'yı veya batıcılığı yeniden keşfetmektir. Batı'yı yerli surette yeniden üretmek. Bu kestirmeden siyasi zeminde ulusalcılık anlamına gelmektedir.

Hasan Hanefi başlarda Müslüman Kardeşler ile tanışmış, yolu kesişmiştir. Muhammed Mürsi'nin iktidarını ise eleştirmiştir. Müslüman Kardeşler'in yönetimden ve yönetimin yöntem ve esaslarından bihaber olduğunu savunmuştur. Bu hususta Yusuf Zeydan gibi eleştirel zeminde kalmıştır. Müslüman Kardeşler'in siyasetle iştigal etmek yerine kulüp, okul ve hastane yapımıyla ilgilenmelerin daha doğru olacağını savunmuştur. Ona göre İhvan, bu alanlarda mahirdir ve bu alanda kalmalı ve maharetini bu alanlarda sergilemeye devam etmelidir. Yoksa başkalarıyla ortaklığı becerememekte ve yönetimin anlamını bilmemektedir. Halbuki bu söyledikleri, eleştirileri kısmen Mısır için geçerli olsa da Tunus modelini kapsamamaktadır. Tunus'ta ise fazlasıyla katılımcı davranmışlar hatta ilerisine de giderek tabanlarına yabancılaşmışlardır! Fransa ve ardından dünya turu ve serüveni sırasında eklektik bir anlayışa bürünmüştür. İslami sol kavramı da bunu göstermektedir ve bize, İslam tarihi içinde heretik sayılan düşüncelerin yeniden harmanlanması, sentezlenmesi gibi gelmektedir. Yama düşünceler içinde veya paradigmalar arasında heterodoks anlayışın (ana akım değil tali akımların) sözcülüğünü ve şampiyonluğunu üstlenmiş, yapmıştır. Bu sayede İslami sol kavramı içinde Nasır'dan Humeyni'ye kadar birçok kişi ve yelpazeyi bir araya getirebilmiş, barındırabilmiş, fikir kokteyli yapmıştır. Şiiler yaşayan fakih doktrinini esas alırlar. Hasan Hanefi ise türas ve tecdit ikileminde yaşayan fıkhı esas alır. Ona göre türas (miras) ve tecdit (yenilenme) projesi üç afatla mücadele eder. Kudema yani eslafı taklit, Batı'ya bağımlılık ve vakıadan kopukluk. Eslaf ile bağlantıyı kestiğinizde Batı'ya bağımlılıktan nasıl kurtulacaksınız? Mutlaka bir nokta-i istinat ve dayanağınız olmalıdır. Elbette eslafın söylediklerini eşelemek gerekir önceki devirlerin gözden geçirilmesi yapılmalıdır. Lakin bağlantı koparılmadan.

"İslami sol jargonu" altında birçok eser telif etmiştir. "Mukaddimetü İlmi' İstiğrab" yani "Garbiyat İlmine Giriş" bunlardan birisidir. "Türas ve't Tecdid" adlı eseri ise 4 ciltten mürekkeptir. "Nakilden İbda'ya ya da Taklitten Yaratıcılığa" adlı eseri de 9 ciltten oluşmaktadır. "İnançtan Devrim'e", "Fena'dan Beka'ya", "Arap Medeniyeti Ansiklopedisi", "Batı Doğu Diyalogu" isimli eserleri de diğer eserlerinden bazılarıdır.

1935 yılında Kahire'de dünyaya gelen yazar, 1956 yılında Kahire Üniversitesi Felsefe Bölümü'nden mezun olmuştur. Mezuniyetinden sonra kendi imkanlarıyla Paris'e gitmiş ve Sorbonne Üniversitesinde mastır tezi hazırlamış ve ardından 1966 yılında doktorasını tamamlamıştır. Paris'te hazırladığı tezler, "Te'vil Ez Zahiriyyat ve Zahiriyyetü'l Te'vil" adını taşımaktadır. Kahire Üniversitesinde ve muhtelif üniversitelerde felsefe okutmuştur. Afrika, Avrupa ve Amerika kıtalarında öğretim üyeliği yapmıştır. Ders verdiği ülkeler arasında Fas, Tunus, Cezayir, Almanya, Japonya da vardır. BM Üniversitesinde ilmi danışmanlık da yaparak ülkesinde birçok ödüle layık görülmüştür.

1989 yılında başkalarıyla da ortaklaşa Mısır Felsefe Cemiyetini ihya etmiş ve yeniden faaliyete geçirmiştir.

Kendisinden ilk kez 1980'li yıllarda okuduğum Seyyid Hüseyin Nasr'ın bir kitabı vasıtasıyla haberdar oldum. Orada İslami Sol adıyla bir akımdan bahsediliyordu. Dikkatimi çekmişti. 1990'lı yıllarda ise Türkiye'deki çeşitli üniversiteler ve kurumlar kendisini konferanslara çağırmışlardı. Bunların bir kısmında kendisini dinlemek nasip oldu. O sıralarda heterodoks fikriyat Türkiye'de de prim yapıyordu, meraklısı çoktu. Bu nedenle o ve parlak talebelerinden Nasr Hamid Ebu Zeyd defalarca Türkiye'ye çağrıldılar. Son zamanlarında yaşı ve ihtiyarlığı nedeniyle tekerlekli sandalye kullanıyordu.

Kendisini tarif eden veciz cümlelerden birisi: "Laiklik İslam'ın ruhudur" ifadesidir. Belki de Nasr Hamid Ebu Zeyd'i yetiştirerek bu söylemini veya ifadesini fiiliyata geçirmiş ve somutlaştırmıştır.

21 Ekim 2021 tarihinde de dar-ı fenadan dar-ı bekaya irtihal etti.

Hasan Henefi'nin vefatıyla birlikte onunla birlikte anılan İslami Sol fikriyat ve akımı da yetim kalmış oldu.

Mustafa Özcan

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
2022 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN