Arama

Mustafa Özcan
Eylül 25, 2021
Yasin Yağcı ve Hicaz rüzgarları
Sesli dinlemek için tıklayınız.

Aksaray sırtlarında Yümni İş Hanında yer alan Kitapçılar Çarşısına her gittiğimde kitapçı dostum ve kardeşim Mahmut Bafralı'yı ziyaret ederim. Son görüşmemizde ortak dostumuz Yasin Yağcı'nın vefat ettiğini haber verdi. Hem üzüldüm hem de sevindim. Üzüldüm dünya bir güzel insanı daha kaybetti. İyi insanlar atlara binip gittiler. Sevindim zira iyilerin öksüz ve yetim halinde yaşadıkları bir dönemden geçiyoruz. Dünya onlara yabancılaştığı için Hazreti Peygamber tarafından gureba/mekanın ve zamanın yabancıları olarak tasvir edilmişlerdir. Bidayet kötülerin akıbet iyilerindir. Lakin vefiyat konusunda galiba tersi işliyor. İyi insanlar önden gidiyorlar. Vefatından haberim bile olmadı. Bu durumda taziyeyi Mahmut Bafralıya takdim etmeliydim. İkisi bir ara beraber de iş yapmışlardı. Benim tanışmam da Mahmut Bafralı'nın girişkenliği sayesinde olmuştur. Mahmut Bafralı onun bir kitabını da yayınladı. Siyer alanları ve mekanları. Kitap Siyer Mekanları adıyla yayınlandı. Bu kitap Hicaz'daki günlerinin bir eseri ve usaresi olmalı. Kitaba adeta ruhunu sıkmış. Hac hatıratı ve ömür yadigarı da diyebiliriz. Oraların havasıyla yoğrulmuş, halleşmiş bir arkadaşımızdı. Üzerinde hala 70'li yılların havası esiyordu. O yıllarda gençlerin, dindarların en büyük neşesi, hevesi, camileri ziyaretti, takke, tespih toplamak, seçmek ve mümkünse Hicaz'a gitmekti. O dönemde Hicaz insanların rüyalarını süslüyordu. Ortak dilekleri hacla ömür defterini kapatmaktı. Şimdilerde ise bu, atamız İbrahim ve İsmail'den kalma menasik -istisnalar kaideyi bozmaz- turistik bir ritüele dönüştü, indirgendi. Halbuki geçmişte hac kafileleri yola çıktığında adeta bütün şehir tayf halinde hacca giderdi. Giden de mutlu olurdu kalan da (gönderen de) . O günün ortamı bambaşka bir ortamdı.

İlk haccımı 17 yaşımda 1400 hicri yılında yani 1979 miladı senesinde yaptım. Bununla birlikte ikinci hac için görevlendirildiğimde gidemedim; pasaport alamamıştım. Ama görevlendirme sırasında ve sonrasında içimde kabaran coşku ve iç hazırlık bilmem ki kaç hacca bedeldi! İnsan bedeniyle hacı olduğu gibi ruhuyla da tabir caizse nirvanaya eriyor. Namazda insan bedeniyle nasıl yerde ruhuyla uruç-yükseliş halinde göklerde ise, hacda da öyledir. Mülk ile melekut alemi arasında deveran eder. Gökle yer arasında gezinti halindedir.

Malatyalı rahmetli dostumuz da siyer mekanlarında yaşamış ve kalemiyle onları da kağıda dökmüş ve ölümsüzleştirmişti. Önce yaşamış sonra kaleme almıştı. Belli ki İslami camianın romantizm çağının kalıntısı veya ürünüydü. Sahabe neslinin yaşadığı yerleri, mekanları Mustafa Necati Bursavi gibi aşıkların gözüyle görmüş ve dolaşmıştı. Gönlüyle Asr-ı Saadet'te yaşıyor bedeniyle aramızda bulunuyordu. Yasin Yağcı nesli öyleydi. Anlaşılması için akran olarak biraz kendimden ve müşterek dünyalarımızdan bahsetmek isterim.

İstanbul'da yaşıyor ama Hicaz'ı soluyordu. O neslin son kareleri ve üyeleri ne kadar da azaldılar. Onların hali ayetlerde dile getirildiği gibidir. Sülletün minel evvelîn. (56/13) Çoğunluğu öncekilerden, Ve kalîlün minel âhırîn. (56/14) Bir kısmı da sonrakilerden. Bakaya ehli kitap (Ehli kitap kalıntıları gibi) gibi o azlar topluluğu içlerinden bazılarının hayattan çekilmesiyle ve öteye göçmesiyle birlikte daha da azalıyorlar. Balta girmiş ormanlara dönüşüyor ve yetimler nesli haline geliyorlar. Gureba neslinden olduğundan Yasin Yağcı içine kapanık vaziyette derinlemesine yaşayan kimselerdendi. Adeta çoğunluk ile arasında görünmeyen bir duvar ve berzah bulunuyordu. Onda yapmacık ve dolayısıyla riya hareketleri göremezdiniz. Daima samimi ve yapıcıydı. İçinde Hicaz sevgisinin uyandığı zamanlar olmalı; ben de gençliğe adım atıyordum. İlk aldığım ve ben de Hicaz ateşi uyandıran kitaplar arasında Ali Fikri Yavuz'un Resimli Hac Rehberi vardı. Zaman zaman bu kitapta yer alan kareler üzerinden Hazreti Peygamberin ve arkadaşlarının yürüdüğü mekanları hayal ve temaşa ediyorduk. Bunlar bana manevi haz ve gıda veriyordu. Oralarda onların manevi huzurunda olmayı, yaşamayı canı gönülden arzu ediyorduk. Manevi rotamızı kitaplar tayin ediyordu. Bunlardan birisi de ilk edindiğim kitaplardan olan Sinan Yıldız'ın kaleme aldığı Ashab-ı Kehf kitabıydı.

Hac ve Hicaz konusunda en mahrum topluluklar Hollanda sömürgesinde kalan Endonezya ile İngiliz sömürgesi altında kalan Hint Müslümanları olmalı. Hollanda bir dönem Müslümanlar arasında kaynaşmayı baltalamak, önlemek için hac ibadetini yasaklamıştı. Bu hasretten olmalı, Endonezyalı hacıları hep genç görürsünüz. Onları hep nazik ve mütebessim görürsünüz. Hicaz'daki huzurlarını hiçbir şey bozamaz. İngilizler döneminde Hindistan'da da yol emniyeti, selameti yok diye bazı alimler hac ibadetini savsaklamış ve yasaklamışlardı. Halbuki, o diyarların manevi gıdasını Haremeyn ziyaretleri temin ediyordu. Hint Müslümanları, Türk illeri ve Afganistan gibi diyarlar vasıtasıyla yani Kuzeyle nefes alıyor ve Haremeyn ile yani Batı illeri ile de yeniden diriliyor ve doğuyorlardı. Hindistan'da dini ve manevi canlanma daima Hicaz rüzgarları sayesinde olmuştur.

Hindistan ve Endonezya için söylenenler Türkiye için de geçerli. Cumhuriyet rejimi kurulduktan sonra nasıl ki ezanın aslı değiştirildi ise yine sınırlar ve gönüller arasında kaynaşma olmasın diye Hicaz seferleri yani hac ibadeti iptal edildi ve yasaklandı.

Demokrat Parti ile birlikte 1950 sonrasında ezan yine asli suretine iade edilmiştir. O sıralarda Bağdat'ta, bir zamanlar İstanbul Nüvvab Mektebini birincilikle veya ikincilikle bitiren Irak Müftüsü Emced ez Zehavi sabah namazının ardından olmalı cemaatiyle sohbet etmektedir. Cemaatten birisi gördüğü rüyayı aktarıyor ve tabirini talep ediyor. Rüya kısaca şudur: Hazreti Peygamber Anadolu'da dolaşırken görülüyor. Emced ez Zehavi bu ihbari rüya karşısında bir şey söyleyemiyor ve dili tutuluyor. Bilmediği gayb rahmindeki bir haberi nasıl tabir etsin ki? Bu sırada uzaktan canhıraş bir şekilde feryat ederek birisi cemaate doğru koşuyor, geliyor. İlerledikçe 'müjde, müjde!' diye bağırdığı anlaşılıyor. Soluk soluğa Emced ez Zehavi'nin dizinin dibine kadar ilerliyor ve müjdeyi patlatıyor: Müjde Anadolu'da ezan aslına döndürülmüş ve orijinal haliyle okunuyor. Herkes bir hoş oluyor. Rüyanın tabiri müjdeciyle birlikte gelmiştir. Hazreti Peygamberin ruhaniyeti ve manevi şahsiyeti ezanla birlikte Anadolu'da dirilmiş ve dolaşmaktadır.

Anadolu düğün bayram ediyor. Anadolu ile birlikte bütün alem-i slam da bu bayrama katılıyor. Sevinç gözyaşları döküyor.

Son yıllarda Covid-19 falan derken Hicaz rüzgarları (nefahatu'l Hicaz) kesildi ve Hac umre rehberliği yapan Yasin Yağcı kardeşimiz için de bu durum maddi ve manevi oksijenin bittiği anlar olmalı. Manevi aleminde nasıl ihtilaçlar (git-geller) yaşadığını bilemiyorum. 13 Ağustos tarihinde (2021) kalp krizi geçirmiş ve bu suretle fani aleme veda etmiş beka alemine merhaba demiştir. Mahmut Bafralı da vefatının aylık devriyesinde yani 13 Eylül tarihinde 'Siyer Mekanları' kitabını bana hediye etti. Medine-i Münevvere'de eğitim gören arkadaşımız vefatının akabinde memleketi Malatya'da defnediliyor. Malatya Ahmet Hamdi Tanpınar'ın Beş Şehir adlı eserinde yer almaz ama Erzurum'un karaltısı ve gölgesi gibidir. Birisi Beş Şehir'in tamlamasını ve Müstedrek'ini yazsa Malatya'yı da onlara ilhak ederdi. Orası, hayali veya gerçeğiyle Hazreti Ali cenklerini yeniden yaşatan Battal Gazi diyarıdır. Malatya'ya selam ve böğründe yatan Yasin Yağcı'ya da rahmete vesile olsun.

Mustafa Özcan

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
2022 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN