Arama

Tarihte bugün: 25 Eylül 1913'de Sebilürreşad'da çıkan haberler

Sebilürreşad, yayın hayatına başladığı ilk günden itibaren İttihad-ı İslam düşüncesinin savunucusu oldu. Yazı kadrosunda Mehmet Akif, İsmail Hakkı, Mehmet Tahir, Abdürreşid İbrahim gibi isimlerin yer aldığı dergi, İslam aleminin uyanması ve yükselmesi için çalışmayı en mukaddes görev kabul etti. Dünyanın değişik bölgelerinde bulundurduğu yazarlar sayesinde oralarla ilgili sağlıklı haberlere yer verdi. Japonya'dan Balkanlara kadar geniş bir okuyucu ve yazar kitlesi bulunuyordu. Sizler için 25 Eylül 1913'de Sebilürreşad'da yer alan yazıları derledik.

  • 1
  • 10
FATİH KÜRSÜSÜNDE-7
FATİH KÜRSÜSÜNDE-7

Kemer gözüktü hele…
– Gözükmesin mi ya? Bir hayli kısmı geçti bile.
Zavallı saklanıyor: Hâli görmek istemiyor!
– Kurûn-i mâziyemizden bakan şu "gözler"e sor:
O neydi, dağ gibi erler ki arza hâkimdi…
Nedir karıncalanan nesl-i muzmahil şimdi?
– Hakîkat, öyle küçülmüş ki: "Yok!" de, geç artık…
– Asıl bu, yok gibi varlık değil mi maskaralık?
– "Gebermeliydi" mi dersin? Gebermişiz, ne çıkar?
Kolay değil o da… İnsanca ölmenin yolu var.
Cemâatin arasından "Kalırsa: El beğenir;
Ölürse: Yer beğenir"
dört adam çıkarsa, getir!
Bırak da ölmeyi, anlat şu gördüğün kemeri;
Büyüklüğünde midir, nerdedir bunun hüneri?
– Gelince baktılar Osmanlılar ki memlekete,
Su yok. Su halbuki gâyet mühimdi…
– Elbette.
– Düşündüler bunu nerden, nasıl getirmesini;
Sonunda öyle bir iş yaptılar ki: Pek fennî .
Tutulmuyor ya esâsen bugün de başka tarîk,
Suyun isâlesi , tevzî'i, mutlakâ tazyik
İ'ânesiyle olur…
– Şüphesiz.
– Fakat, makine

*Muzmahil: Çökmüş, dağılmış
Tarîk: Yol
Tevzî'i: Dağıtmak

Henüz bilinmediğinden, o kuvvetin yerine,
Menâbi'in değişen râkımından istihsâl
Olunma bir sıkı tazyîk edilmiş isti'mâl.
Bulunca en iyi tazyîkin en kolay yolunu;
Kaçırmamak için artık onun tefâzulunu ,
Hemen şu âbideler başlanılmış i'lâya
Fakat mehâret-i san'at bununla bitti mi ya?
Hayır! Görülmelidir ayrı ayrı maksemler :
Bakınca hayret edersin… Ne ince iş, ne hüner!
Hakîkaten şaşacak şey… Ne vâkıfâne hesâb!
Su öyle bir dağıtılmış ki: -Olmasaydı harâb-
Alırdı hakkını her çeşme; damlanın kesri
Kadar tehallüfü hattâ sezerdi "ölçü"Ieri.
– Şu karşımızda duran kubbe gâlibâ türbe…
– Ayol! Namaz geçiyor… Amma dalmışız lâfa be!
Bırak da türbeyi sen şimdicek biraz çabuk ol!
– Canım neden koşalım? Var ya vaktimiz bol bol.
Yetişmemiş bile olsak, kazâsı mümkündür!
Hayır, yetişmeli, mâdem edâsı mümkündür!
Demek: Sıvanmalı abdeste… Bâri bir çeşme olaydı…
– Çeşme mi? Al işte!
– Dur fakat gitme!
– Senin uzun sürecek, anladım ki, abdestin;
Fotin çıkarması, bilmem ne… Çünkü yok mestin.
Bırak da ben gideyim, sonradan gelirsin sen…
Gecikme ha!
– Gelirim… Görmek isterim zâten.

*Tazyîk: Daraltmak
İ'lâ: Yükseltmek

Mehmed Âkif Ersoy

  • 3
  • 10
MÜSLÜMANLAR İSTİKBALLERİNİ ANCAK HAKİKATEN MÜSLÜMAN OLMAKLA MUHAFAZA EDEBİLİR
MÜSLÜMANLAR İSTİKBALLERİNİ ANCAK HAKİKATEN MÜSLÜMAN OLMAKLA MUHAFAZA EDEBİLİR

Ser-levhamı görenler: "Niçin, biz hakikaten Müslüman değiliz de yalandan mı Müslümanız?" diyeceklerdir. Ben tekrar edeceğim: Biz Müslümanlar ne vakit hakikaten Müslüman olursak, yani dinimizin ulviyet ve kıymetini takdir ederek onun evâmirini hakkıyla îfâ edersek, o zaman dünyada mes'ûd yaşamak için ne lâzımsa hepsine mâlik olduğumuzu göreceğiz. Bu, muhakkaktır. Bugün düşünelim:

Başımıza ne gibi fenalıklar gelmişse hepsinin müsebbibi dinsizliktir. Bilinmelidir ki dinsizlik yalnız Ehl-i Kitâb'ın gayrı olmak demek değildir.

*Ser-levha: Yazının başlığı
ulviyet:Yücelik, yükseklik

Dininin evâmirini istihfâf eden bir Müslüman da dinsiz, hem de katmerli dinsizdir. Âdî dinsiz, dîni olan ve bâ-husûs dünyanın en ulvî dinine sâhib bulunan bir Müslümanın dîni istihfâfı, ona âdem-i riâyet ve itâati hiçbirdir.

Allâh, bize: "Düşmanlarınız nasıl hazırlanırsa onlardan geri kalmayınız!" dedi. İşte size bir emr-i dînî. Yaptık mı? Dinimiz bize emr ediyor: "Birbirinizi yemeyiniz, ittihâd ediniz". Biz ise, birbirimizin gözünü oyduk. Birbirimizin ayağının altına karpuz kabuğu koymaya çalıştık. Hırs, gözümüzü o kadar bürümüştü ki, arada memleketin fedâ olduğunu bile görmüyorduk. Dinimiz bize emr ediyor: "Muhârebede düşmanın önünden kaçmayınız, din uğrunda çarpışınız, öldürünüz". Aksi takdîrde Allâhu Zü'l-Celâl sizi şöyle yakar, böyle tecziye eder. Biz, buna mukabil bilmem ne gibi bir sevkın taht-ı te'sîrinde; "Orduda bozgunluk var" sözünü çıkarıyor; çarpışacağımız, öldüreceğimiz yerde silâhımızı atıyorduk.

İşte biz dinimizin emirlerine bu sûretle itâatsizlik, riâyetsizlik ettik. Bütün bunları yaptık. Ne olduk? İki yüz bin askerimiz türlü türlü suretlerde şehit oldu. Mecrûhlarımız çamurlar içinde kıvranarak, düşman süngüleri altında inleyerek can verdi.

Fahreddin Necib

  • 5
  • 10
REUTERS AJANSININ MÜNASEBETSİZLİKLERİ
REUTERS AJANSININ MÜNASEBETSİZLİKLERİ

Bu hâin yalancı ajans, bil-iltizâm Osmanlıların dâimâ fenâlıklarından bahseder durur. Cüz'î bir şeyi i'zâm ve o yalan haberlerini Hindistan'a, dünyanın hemen her tarafına neşr ve işâa eder.

Buraya geleliden beri Osmanlıların lehinde olarak bir tek havâdisine tesâdüf etmedim. Yalancılıkta, hâinlikte bu ajans kadar mâhir tasavvur edilmez.

Zâten İstanbul'daki muhabirleri bâri namuslu ve sağlam ayakkabı olsalar yine bir şeydir. Fakat bilâkis asıl bu tatlı su frenkleri, insanlığın, beşeriyetin mesh olunmuş soyundandırlar.

2020 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN