Arama

Yağmur duası ve deizm

Yağmur duası ve deizm
Sesli dinlemek için tıklayınız.

Kullarım, beni senden sorarlarsa, (bilsinler ki), gerçekten ben (onlara çok) yakınım. Bana dua edince, dua edenin duasına cevap veririm. O hâlde, doğru yolu bulmaları için benim davetime uysunlar, bana iman etsinler.
Bakara 2/186

Tenzihte aşırılık deizme götürürken, teşbih'te aşırılık ise paganizme götürür. Klasik deizm aslında Tanrıyı tenzihi abartması ve Tanrının yüceliğinde aşırı yoruma kaçması sebebiyle hataya düşmüş, ahlakı ilkesel olarak merkezi konuma alıp hiçbir surette ihlaline imkân vermeyerek katı bir düşünceye ulaşmıştır. Deistlere göre bir hata işlediğimizde Tanrı uzakta olduğu için bizi bağışlamaz. Hatta bununla ilgilenmez. Bu anlayış Tanrıyı yüceltirken uzaklaştırmış, insanla ve alemle ilişkisini kesmeye yol açmıştır. Modern deizm ise daha çok ateizme yaklaşarak modern biyoloji-noroloji üzerinden Tanrıyı inkara doğru meyletmiştir. İslam düşüncesinde Cenab-ı Allah kullarından uzak değildir. Allah'ın yarattığı en değerli varlık insandır ve Allah'ın bütün kullarıyla bir ilişkisi vardır. Bunlar değişik şekillerde tecelli edebilir. Ama mutlaka bir ilişkisi vardır. Ya rahmet/merhamet, ya gazap. Benzetmede hata olmasın anne-babanın itaatkâr ya da isyankâr çocuğuyla mutlaka ilişkisi bulunduğu gibi bir ilişkidir bu. Allah alemden bihaber değildir. Cenab-ı Allah'ın alemle de yaratma ve devam ettirme ilişkisi vardır.

Pozitivist ve determinist dünya görüşünün asla kabullenemeyeceği Allah-insan ilişkisi ulvi ve manevi bağlarla irtibatlıdır. Her şeyi bilen ve yaratan Yüce Yaratıcı'nın aslında bize göre küçük olan şeylerle ilgilenmesini algılamak İslami düşüncenin temel gayesidir. Dünya tarihinde bireyselleşmeyi ve bir fert olarak her bir insanın Cenab-ı Allah'la münasebetini doğrudan kurmayı tam olarak Hz. Muhammed (s.a.v.) tesis etmiştir. İslam düşüncesinde determinizm yoktur. Yani her zaman aynı şartlar altında aynı sebepler aynı sonuçları doğurmaz. Bu sadece bir dini, sosyal veya manevi bir durum olmayıp maddi olarak da geçerli görülür. Nitekim sünnetullah ifadesi asrımızda hatalı olarak fizik kurallarına yorumlanmıştır. Halbuki sünnetullah kavramının kullanıldığı ayet-i kerimelerde adetullahın dışına çıkıldığı görülür. Özellikle de geçmiş kavimlerin olağanüstü hadiselerle helaki konularında zikredilmektedir. İslam düşüncesini determinizmden kurtaran en önemli konu ise mucizelerdir.

Kur'an-ı kerimde ve hadis-i şeriflerde bu konuda çok açık örnekler bulunmaktadır. Burada onları zikretmek yerine İslam inancının bir parçası olan yağmur duası üzerinden konuyu anlatmak istiyorum. Yağmur duası insanların Cenab-ı Allah'a yakınlığını ve doğrudan ilişkilerini gösteren en canlı örneklerdendir.

Konya'da meşhur bir hocamız (ismi bizde mahfuz) şöyle anlattı: Rahmetli oldu bir ağabeyimiz vardı (ismi bizde mahfuz). Konya İmam-Hatip'te Hacıveyiszâde Mustafa Kurucu (ö. 1960) hocamıza talebelik yapmış, onun kendisinden bizzat dinlediğim bir hatırasıdır bu. Diyor ki; "Ben İmam-Hatip'te talebeyim. Hacıveyiszâde Hocaefendi de biraz bizim üzerimize yükleniyordu, Arapça derslerine girerdi. Bir gün arkadaşlar bana dediler ki: 'Hocaefendi seni seviyor'. Ben de böyle küçük boyluyum sınıfın içerisinde, biraz da yaramaz halim var. 'Şu dersi biraz kaynat da Hoca ders vermesin' filan dediler. Benim de aklıma bir oyun geldi. Hocamız sınıfa girdi, selam verdi, duasını yaptı. Ben parmak kaldırdım. Dedim ki; Hocam! Akşam bizim evde köylüler vardı. Size çok selam hürmetleri var, ellerinizden öpüyorlar. Köyde fevkalade sıkıntı varmış, yağmur yokmuş. Dediler ki; 'Hocamıza selam söyleyin. O bir dua etsin, siz de âmin deyin. Cenab-ı Hak rahmet göndersin'. Hocam şöyle bir yüzüme baktı, bir durakladı, 'Ulan sahtekâr (Hocanın sevgi ifadesidir), yalan ama peki, dedi -Hocamızın böyle bir tabiri var, yani latife olsun diye karşı taraftakilere "Ne var sahtekar? Nasılsın sahtekar?… böyle soru sorarmış. O tabi çok tatlı bir tabir, sevdiklerine böyle söylermiş.- Hava açık, hiçbir şey yok ortada. Gündüz güneşli. Hocam elini bir kaldırdı. Gözlerini yumdu, biz de ayağa kalktık, hocam dua ediyor biz "âmin" diyoruz. Hocam dua ediyor biz "âmin" diyoruz. Biraz sonra, hava simsiyah bulutlandı ve sağanak halde yağmur yağmaya başladı. Hocam kendinden filan geçti. İkinci dersimiz, İngilizceydi. O derse de bir Hoca hanım gelirdi. Geldi, şöyle kapıyı bir açtı. -Tabi hepsinin saygıları var Hocamıza.- Baktı ki Hocamın gelenden gidenden filan hiç haberi yok. Bu dünyadan geçmiş. Öyle dua ediyor ki; biz de gözyaşlarımızla ağlıyoruz. Biz, bunu dersi kaynatmak için yaptık ama Hocamızın o tavrı bizi mahvetti. İki saat boyunca dua etti, şarıl şarıl yağmur yağdı dışarıda, diyor.

Muhterem insan Kasım Yağcıoğlu'nun bir hatırası da anlatılır. Kendisi hala sağdır. Şöyle anlatır: Beş altı bin nüfuslu bir köyde büyükçe bir camide imam tayin edildim. Cami boş ve harabeydi, cemaati yoktu. İçinde sadece eski hasırlar vardı, düzgün bir seccade bile yoktu. Muhtara köy halkını akşama camiye toplamasını söyledim. O da: 'Camiye pek gelmezler, dedi. Ben de, Namaz kılmaya çağırmıyorum. Tanışalım, sohbet edelim diye çağırıyorum dedim. Geldiler camiyi doldurdular. Onara dedim ki; ahirette bana soracaklar hangi köyde imamlık yaptın diye, ben de sizi tanımayınca, sizin köyden beş on kişi getirseler tanıyamayacağım. O zaman bu iş yalan olur, dedim. Cezasını alırız. Size de sorarlar, siz de bilemezseniz siz de ceza alırsınız. Sizi buraya siz beni tanıyasınız, ben de sizi tanıyayım diye çağırdım, dedim. Daha sonra; duydum ki mart ve nisan aylarında iki senedir yağmur yağmazmış burada. Yağmasını istiyorsanız her evden bir kişi namaza gelirse ben bu yağmuru yağdırırım, dedim. Köylüler; böyle bir imkân varsa her evden bir kişi gelsin o zaman, dediler. Ve hakikaten geldiler. Ayrıca her üç kişi bir olup bir kilim aldılar, cami güzel oldu, gelenler çoğaldı. Ben de onlara namazdan önce ve sonra sohbetler etmeye başladım. Sonra dedim ki sizin namazlarınız kabul olur ama sizin çocuklarınızın namazları kabul olmaz. Çünkü siz fatihayı iyi bilmeseniz de size olur, ama çocuklarınızı okutmak lazım, dedim. Ben okuturum dedim. Üç beş gün içinde Kur'an kursu yaptılar.

Derken mart ayı geldi. Köyde zayıf imanlı kişiler; hoca sizi kandırdı. Duayla yağmur yağar mı, demişler. Altı aydır kıldığınız namaz da boşa gitti, demişler. Muhtar geldi, suratı ekşi. Ne o! dedim. Bu ne sinir, bu ne üzüntü, dedim. Rezil olduk, dedi. Hoca sizi kandırdı, yağmur yağmaz, memlekette meteoroloji var dediler, dedi. Ben de: Size yağmur ne zaman lazımsa yaptıralım dedim. (ben de çekinmiyorum amma). Hemen yağdır! dedi. Ben de bunun bir usulü var, dedim. Önce peynir şekerlerinden alınacak, gazete kağıdından külah yapalım, çocuklara dağıtalım. Onların duası makbul olur, dedim. Hakikaten hepsi yapıldı.

Ertesi gün sabahleyin yağmur duasına çıktık. Köyün kenarında bir meydan vardı, oraya doğru yola çıktık. Hakikaten çok nizamlı şekilde tekbir ve salavatlarla köyden çıkıyoruz. Kahvehanelerden bize gülüyorlar. Biz de yağmur duası yapılacak yere vardık. Güneş açtı, havada bulut falan yok. Yağmur duasının özel bir duası var, o duayı yaptık, iki rekât namaz kıldık. Yapacak başka bir şey yok. Vakit kazanmak için bir öğrencime bu duayı 100 kere oku dedim. O bir yandan okuyor. Ben de kendi kendime "Ya Rabbi. Bu köyde 20-25 tane meyhane vardı. Tırlarla şarap, bira gelirdi. Kaldırdık. Bu insanlara camiye gelin! dedim, geldiler. Kur'an kursu yapın dedim yaptılar. Sana yalvarıyorum Ya Rabbi! Sen bir parça yağmur verirsen ben burada yapacağım işlerin daha fazlasını yapacağım. Eğer yağmur vermez de beni rezil edersen senin neyin artar, diye kendi kendime konuşuyorum. O anda sıkışınca aklıma başka dualar geliyor. Artık kendimden geçmişim birisiyle konuşuyor gibi Allah'a konuşuyormuş gibi yapıyorum.

O anda arkadan omzuma biri hafifçe dokundu. Tabii endişeliyim, birdenbire irkildim. Yeter artık hocam, bizi bekletme, diyecek zannettim. N'oldu dedim. Merak etme hocam, yağmur yağacak, dedi. Nereden biliyorsun, dedim. Yüksek bir tepe var, onun üzerine sofra kadar bulut göründü mü, buraya yarım saat sonra çok güzel yağmur yağar, dedi. Baktım bulut orada. Gayrete geldik, hep birlikte sesli "âmin" diyoruz. Bu hadise 1967'lerde oldu. O zaman 80 yaşındaki insanlar ağlıyorlar. Sakallarından yağmur gibi yaşlar akıyor. Duanın kabul olduğunu görmeleri onları çok etkiledi. Yağmurun yağıp yağmaması o kadar önemli değildi onlar için. Yağmur yağmaya başladı. İnsanlar dağılacaktı ama düzenledik. Aynı saf halinde tekbirle geldiğimiz gibi camiye kadar döndük. İyice de ıslandık. Herkes evine gitti. O sene güzelce bereketli yağmurlar yağdı."

Prof. Dr. Murat Şimşek

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
2021 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN