Arama

(II): İnsaf ve samimiyete doğru

İslamofobi II: İnsaf ve samimiyete doğru
Sesli dinlemek için tıklayınız.

  • Ehl-i dildir diyemem sînesi sâf olmayana
  • Ehl-i dil birbirini bilmemek insâf değil

  • Yine endîşe bilir kadr-i dürr-i güftârım
  • Rûzigâr ise denî dehr ise sarrâf değil

    Nef'i

İnsaf, Arapça bir kelime olup yarım (nısf) kelimesinden gelir. Yani "yarısını kendime alıyorsam, yarısını da sana veriyorum" demektir. İnsaflı olmak aynı zamanda adil ve hakşinas olmak demektir. Her çağda, her mekânda ve her toplumda insaflı insanlar daima bulunur. Batılı araştırmacılar içerisinde de İslam ve Hz. Peygamber'e karşı insaflı değerlendirmelerde bulunanlar vardır. Dolayısıyla İslam ve Batı arasındaki münasebetleri daimî bir savaş ve çatışmalar tarihinden ibaret görmek de doğru olmaz. İslam karşıtı, çatışmacı karakterdeki yaklaşımların aksine İslam ve Batı'yı kardeş medeniyetler olarak gören pek çok Batılı ve Müslüman düşünürün varlığı da inkar edilemez. Ünlü Doğu-Batı Divanı'nı Sadi Şirazî'ye ithaf eden büyük Alman şairi Goethe ve Hz. Peygamber'i tarihin kurucu kahramanları olarak gören İngiliz tarihçi Carlyle bunlardan sadece ikisidir.

19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Batı'da, Hz. Peygamber'in olumsuz ve tahrip edilmiş imajı nispeten daha olumlu yöne doğru yol almıştır. Mesela 19. Yüzyılın ortalarında Thomas Carlyle'nin (m.1795-1881) verdiği ("The Hero as Prophet/Kahraman Peygamber") adlı bir konferansta açıkça Hz. Peygamber'in samimiyetinden ve İslam'ın doğruluğundan bahsetmesi Batı'da çağdaş dönemde ilk defa Hz. Peygamber'e karşı olumlu bir tavrın doğduğuna işaret olmuştur. Nitekim , Carlyle'nin bu konuşmasını Avrupa tarihinde ilk defa olan bir olay olarak niteler ve İslam'ı büyük düşman olarak gören ortaçağ Batı zihniyetinin tersine döndürülmesinde büyük bir adım olduğunu dile getirir.

Aslında Hz. Peygamber hakkında tamamen olumlu fikirler ortaya koyan ve Hıristiyanların iftiralarına karşı onu savunan ilk eseri yazan İngiliz tıp doktoru Henry Stubbe'dir (m.1632–1676). Onun ardından İngiliz Oryantalist Lord John Davenport (m.1789-1877) eserlerinde daha çok İslam'ın Türkler (Osmanlı) döneminde medeniyete dönüşmüş şekli üzerinde durmakla birlikte, Hz. Peygamber'in hayatı konusunda objektif bir tavır içerisinde olmuştur. Yaşadığı dönem dikkate alındığında bu objektif yaklaşım çok önemli bir aşamayı göstermektedir. Eserini önemli kılan bir diğer husus ise Batı'da Hz. Peygamber'e atılan iftiraları reddetmesi ve hakikati savunmuş olmasıdır. Bu iftiraları dört ana başlıkta toplayan Davenport, bunları, Muhammed'i, kendi eseri olan bir dini yaymak, İslam'ı kılıç gücüyle yaymak, Kur'an'da tensel ve çekici bir cennet portresi çizmek ve çok eşliliği meşrulaştırmak olarak belirlemiştir. Mesela birinci iddiaya cevap verdiği bölümde şöyle demektedir: "Muhammed ve onun inanç sistemine sürekli isnat edilen sahtelik suçlamasına gelince, İslam Peygamberinin de Hz. İsa gibi Yüce Allah'ı birleyen Tevhid inancını öğretmesi bu suçlamanın yersizliğine en kuvvetli delildir. Sahtelik suçlaması onun peygamberlik davasına yönelik olarak tevcih ediliyorsa, buna da imkân yoktur. Putperestliği kaldırarak Allah'ın birliğini öğretmenin ancak ilahi davet ile yapılabilecek bir iş olduğu herkesin malumudur… Oysa Hıristiyan milletler arasında putperestlik yeniden peyda olunca, diğerlerine üstün olan Hıristiyanlar putları kabul etmeyen Hıristiyanları dinsiz sayacak derecede ileri gitmişlerdir."

Batı'da son zamanlarda Hz. Peygamber hakkında olumlu kanaat sahibi yazarların varlığı bilinmekle birlikte tamamının Hz. Muhammed'in (s.a.v.) peygamberliğini kabul ettiklerini söylemek doğru olmaz. Ancak en azından, hayatı hakkında objektif yaklaşım sahibi olmaları bile tarihi düşmanlığa bakıldığında çok müspet bir gelişme olarak görülebilir. Dolayısıyla bu tür insaflı düşünürlerin gündemde tutulması İslamofobiyle mücadele açısından önemlidir.

XIX. yüzyıldan itibaren Hz. Peygamber ve İslam konularında daha objektif akademik araştırma yapan şarkiyatçılar ortaya çıkmıştır. William Mavor (1758–1837) bunlardan biridir. O, dünya tarihini yazdığı ansiklopedisinde Hz. Peygamber'in hayatını objektif şekilde vermiş, daha da önemlisi dünya tarihini eski (ancient) ve modern şeklinde ikiye ayırarak modern dönemi "Muhammed'in Hayatı" bölümü ile başlatmıştır. Yine Hz. Peygamber'in hayatını yazan Batılı ilim adamlarının en iyi niyetlilerinden biri olarak kabul edilen Emile Dermenghem (1892-1971) anılabilir. Ayrıca Mediators adlı eserinde Hz. Peygamber'i, dokuz büyük şefaatçiden biri olarak gören Hıristiyan teologlarından John Macquerrie (1919-2007), hayatının yedi yılını Roma Katolik Rahibesi olarak geçiren ödüllü İngiliz yazar Karen Armstrong, Martin Forward, David A. Kerr (1945-2008), Richard Henry Drummond, Hz. Peygamber ile Hz. İsa'yı mukayese eden ve her iki peygamberin aynı peygamberlik ailesinden geldiğini ifade eden William E. Phipps, dünyanın en meşhur ilk yüz kişisi arasında ilk sıraya Hz. Muhammed'i yerleştiren ABD'li astrofizikçi Michael Hart ve Müslüman olduğu da söylenen Annemarie Schimmel (1922-2003) anılmaya değerdir.

Ancak bütün bu olumlu ve objektif yaklaşım çabalarıyla birlikte yine de Batı düşünce yapısının ürettiği bazı önyargıların tamamen ortadan kalktığını söylemek mümkün değildir. Mesela yirminci yüzyılda oryantalistler üzerinde Hz. Peygamber'in (s.a.v.) hayatı konusundaki çalışmaları çok etkili olan Montgomery Watt, bu konuda yazılan diğer şarkiyat kaynaklara kıyasla kayda değer objektiflikler içerse de kendi tahminî çıkarımlarına aşırı güvenirken, İslâmî kaynaklara karşı aşırı şüpheci bir tavır içerisinde olması, Hz. Peygamber'in (s.a.v.) hayatıyla ilgili her olayı maddî (seküler) sonuçlara bağlaması ve de Rasûlullah'a, peygamber sıfatından daha ziyade devlet adamı sıfatını kullanmayı tercih etmesi açılarından eleştirilmektedir.

Burada İslam'ı seçen mühtedileri de anmak gerekir. Başta Leopold Weiss (Muhammed Esed) olmak üzere Roger Garaudy, Martin Lings (Ebubekir Siraceddin), Malcolm X, () ve niceleri araştırmaları sonucunda İslam'ı seçmişlerdir. Onların da İslamofobiyle mücadelede çok önemli katkıları bulunmaktadır.

Son olarak İslam'a hep saygı duyan Alman şair Wolfgang von Goethe (1749- 1832) ve Batılı edebiyatçı ve şair R. Maria Rilke'nin (1875-1926) Hz. Muhammed'i (s.a.v.) öven şiirlerinden birer parça verebiliriz.

HAZRETİ MUHAMMED (DAĞ PINARI)

Sevinç sevinç berrak
Ve yıldız yıldız parlak
Bir dağ pınarı
Üstünde beyaz bulutların
Ve kuytusunda bir yeşil yamacın
Aziz ruhlar sallamış beşiğini
Veda edip çocuk tazeliğiyle bulutlara
Raks eder gibi iner mermer kayalara
Haykırır sevincini semalara
Dağ geçitlerinde
Önüne katar renk renk çakılları
Ve bağrına basar kardeş pınarları
Çiçeklenir ayak bastığı yerler
Ve nefesiyle yeşerir çimenler
Yoldaşı olur şimdi ırmaklar
Ovaları doldurur gümüş ışıklar
Bir ses yükselir pınarlardan
"Kardeş ayırma bizi koynundan,
Bekliyor Yaratan.

Yoksa bizi çölün kumları yutacak
Güneş kanımızı kurutacak
Kardeş,
Dağın ırmaklarını, ovanın ırmaklarını
Hepimizi alıp koynuna
Eriştir bizi yüce Rabbına
Ezelî Deryâ'nın yanına."
Peki, der, dağ pınarı
Kendinde toplar bütün pınarları
Ve haşmetle kabarır göğsü, kolları
Ülkeler açılır uğradığı yerlerde
Yeni şehirler doğar ayaklarının altında...
Kulelerin alev zirvelerini
Ve haşmetli mermer saraylarını
Bırakıp arkasında
Yürür mukadder yolunda
Dalgalanır başının üstünde binlerce bayrak
İhtişamının şahitleri
Evlâtlarını Rabbine ulaştırarak
Karışır İlâhî ummana coşarak!

(Goethe)

MUHAMMED'İN YAKARIŞI

Gerçi saklandığı yere, o pek yüce olan
Girince bir bakışta tanınan Melek
Dimdik ve görkemli parıltılar salan:
Yalvardı bütün iddialardan vazgeçerek

İzin verilsin diye gezgin kalmasına
Eskisi gibi, dalgın bir tacir olarak yani;
Okumuşluğu yoktu, fazla gelirdi ona da
Bilginlere de görmek sözün böylesini.

Melekse emredercesine gösteriyordu
Levhasına yazılanları yalvarana
Gösteriyor ve istiyordu tekrar: Oku

Okudu O da: Öyle ki Melek hayrandı.
Çoktan okumuş denirdi artık ona
Yapabilendi o, kulak veren ve yapandı.

(Rilke)

Kaynakça

Murat Şimşek, "Modern Dönem Batı'da Peygamber Tasavvurunun Hz. Peygamber'in Dünyevî Liderliğini Kavramada Ürettiği Problemlerin İslam Algısına Etkisi", Uluslararası Bilim, Ahlak ve Sanat Bağlamında Çağdaş İslam Algıları Sempozyumu (26-28 Kasım 2010, ) Bildiriler Kitabı, s. 197-238.

https://www.fikriyat.com/galeri/biyografi/dunyaca-unlu-isimler-nasil-musluman-oldular

https://www.fikriyat.com/kultur-sanat/2018/08/28/goethe-ve-islmiyet

https://www.fikriyat.com/kultur-sanat/2018/04/20/evrenin-her-zerresinde-hakikati-arayan-bir-isim-rainer-maria-rilke

https://www.haber7.com/kultur/haber/231252-rilkenin-hz-muhammed-icin-yazdigi-siir

Prof. Dr. Murat Şimşek

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
2021 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN