Arama

Prof. Dr. Mehmet Emin Ay
Mart 29, 2024
Ramazan’da, “Son On Günün İbadeti” İtikâf Üzerine…
Sesli dinlemek için tıklayınız.

Ramazan-ı Şerif'in artık son on gününe girmenin arefesindeyiz… Yarın itibariyle 20. Gününü idrak edeceğimiz bu mübarek ayda, son on günle ilgili seçkin ve kadim bir kulluk geleneği olan itikâf'a değineceğiz bugün... Elbette "kadim bir kulluk geleneği" olarak tanımladığımız itikâfa dair kısa bir bilgi aktarımıyla sözlerimize başlamak ve öncelikle onun tarihi açıdan değerinden bahsetmek faydalı olacaktır.

Kur'an-ı Kerim'de hem oruçla ilgili ayetlerde hem de Hz. İbrahim döneminden bahsedilen ayetlerde "itikâfa" denildiğini görmekteyiz. Anlaşılan o ki, "itikâf" adı verilen ve bir müminin, "dünya işlerini terk ederek kendini ibadete vermesi, vaktini nafile namaz kılmak, Kur'an-ı Kerim okumak, zikir ve tesbihat ile geçirmek üzere bir mabette kalmaya adaması", tâ tarihin derinliklerinden günümüze kadar gelen bir kadim kulluk geleneğidir. Bakara suresinin 125. ayeti bize bu konuda en değerli bilgilerden birini vermektedir. Allah Teâlâ, Hz. İbrahim'den ve oğlu Hz. İsmail'den bahsederek şöyle buyurmaktadır:

"… O zaman biz o evi (Beytullah=Kâbe-i Muazzama) insanların gidip gelip ziyaret edecekleri bir makam ve bir güvenlik yeri kıldık. Siz de İbrâhim'in makamından kendinize namaz kılacak bir yer edinin. İbrâhim ve İsmâil'e de, "Tavaf edecekler için, itikâfa girip kendini ibadete verecekler, rükû ve secde edecekler için evimi temiz tutun" diye talimat verdik."

Bu ayet-i kerime bize şunu söylemektedir: Kâbe-i Muazzama'nın bulunduğu Harem-i Şerif, Peygamber Efendimizle arasında yaklaşık 5.000 yıllık bir zaman dilimi bulunan Hz. İbrahim (as) döneminde, insanların dünyanın farklı bölgelerinden gelip ibadette bulundukları bir yer olarak kılınmıştı Rabbimiz Teâlâ tarafından… O vakit gelenler ve sonraki dönemlerde gelecek olan insanların vasıfları, onların "tavaf eden, itikafa giren, rüku ve secdeler namaz kılan kimseler" olduğunu/olacağını ortaya koymaktadır. Anlaşılan, itikaf binlerce yıl ötesinde yaşanarak devirden devire intikal eden bir kulluk geleneği idi…

Asr-ı Saâdette İtikâf…

Hicretten yaklaşık 18 ay sonra Medine'de müminlere oruç ibadetinin farz kılınmasıyla birlikte Allah Teâlâ, oruçlu olunan günlerde şayet bir mümin mescitte itikafa girmeye de niyet ederse, artık onun kendisini ruhen ve bedenen aile ortamından alıp mabede taşımasını; oruçluya Ramazan gecelerinde tanınan birtakım imkanları da terk ederek, nefsani hazlardan vazgeçme bilincini kuşanması istenmekteydi… "Mescidlerde itikâfa girdiğiniz zaman eşlerinizle beraberliği de terk ediniz" ayeti (Bakara, 187) nefsani hazzın türlerinden birini, bir süreliğine terk etmeyi emrediyordu… Müctehid âlimler, bu ayetler ve Resul-i Ekrem (sav) Efendimizin sünnet-i seniyyesindeki uygulamalardan yola çıkarak itikâf ehlinin, artık yeme-içme ihtiyaçlarını giderirken de itikâfa girmeden önceki yeme-içme adet ve alışkanlıklarını terk ederek, yediklerinin-içtiklerinin de itikâfın ruhuna uygun olan şekliyle son derece sade ve zâhidane olması gerektiğini, itikâftan ancak bu şekilde yüksek derecede manevi fayda elde edileceğini ifade etmişlerdir. Çünkü nefse sunulan imkanlarda birtakım kısıtlamalar nefsani isteklerde azalmaya bu da insanda ruhani tarafın ve Rabbani melekelerin oluşmasına ve gelişmesine kapı aralamaktadır. Neticede, itikâfın 2-3. gününde artık alışılan bu yeni beslenme işlemi, sair zamanda ne çok ve ne kadar gereksiz yere yediğini insana telkin ederken, ibadet arzusu ve iştiyakındaki artışa da şahit kılar kendisini...

Tarihi kaynaklar Sevgili Peygamberimizin (sav) ashabıyla birlikte geçirdiği Medine yıllarında, her bir Ramazan ayının son on gününde itkâfa girdiğini aktarıyor bizlere… Dokuz yıl içinde sadece Mekke'nin fethi için yola çıkılan Ramazan-ı Şerif'te itikâf yapamamıştı Resul-i Ekrem (sav)… Ardından gelen yılın Ramazan'ında bu kez yirmi günlük bir itikâf ile bir önceki yılın itikâfını da kaza etmesi ve bu itikâfın Onun, "Son İtikâf"ı olması son derece anlamlıydı… Ramazan-ı Şerif'in günleri kadar gecelerinin de mübarek ve faziletli olduğu beyan eden Son Nebi (sav) ümmetine bu konuda da örnek olmuş, Onun itikâf hususundaki hassasiyeti, başta eşleri olmak üzere ashabı üzerinde son derece etkili izler bırakmıştı… Bugün her Ramazan ayı, "Haremeyn-i Şerifeyn" olarak bilinen Mekke ve Medine şehirlerinde büyük bir heyecan ve coşkuyla yaşanan zaman dilimleri ve özellikle geceleri, dünyanın dört bir yanından gelip itikâfa giren müminlerin ibadet güzelliklerine şahitlik eder… Gündüzleri sıyâm, geceleri kıyâm ile, okudukları Kur'an ve yaptıkları tesbihat ile her geçen gün nefislerin temizlendiği, arındığı bir süreci yaşayan itikâf ehlinin belki de bunlar kadar değerli bir kazancı da son on günün hangisinde olduğu bildirilmeyen, ancak her bir gecesi Kadir Gecesi olmaya namzet son sünün gecelerinin hiç birini gafletle geçirmeden ve fırsatı kaçırmadan ihya ediyor olmalarıdır… Belki de bu husus, itikâfın, önemsememiz gereken en nadide ve ele geçmez-paha biçilmez tarafıdır…

Yarın idrak edeceğimiz 20. Gün, itikâfa girmek isteyenler için başlangıç günüdür. İlmihaller ve Din İşleri Yüksek Kurulu kararları, itikâf ibadeti hakkında yeterli ve değerli bilgiler veren kaynaklardır. Tamamına güç yetirilmesi mümkün olmasa bile elden geldiği kadarıyla son günlerin itikâf şuuru ve bilgisiyle değerlendirilerek geçirilmesi bu yılın Ramazan-ı Şerif'inden, sonraki aylara sirayet edecek "güzel kulluk" bilincine vesile olacaktır; bundan şüpheniz olmasın…

Mübarek Cuma gününün feyiz ve bereketinin üzerinize olması, itikâf arzusu taşıyan gönüllerin buna nâiliyeti niyazıyla…

Mehmet Emin Ay

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
2024 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN