Arama

Prof. Uğur Derman
Eylül 9, 2022
Yazı San’atının Eski Matbaacılığımıza Akisleri - 1

Memleketimizde Türkçe kitab basılışının neredeyse 300. yıldönümüne yaklaşmamız münasebetiyle, iki asır boyunca matbaacılığımızda kullanılan eski Türk harflerinin nasıl tekâmül etdirildiğini, vesîkalarıyla anlatmak istiyorum.

1729'da İbrahim Müteferrika'nın himmetiyle açılan matbaada sâdece nesih hattı ile hazırlanmış hurûfat kullanılmışdır. Bu harflerin -güzelliği îtibâriyle- yazı san'atımızın aynı devirdeki mertebesinden çok aşağı bir seviyede kaldığı muhakkakdır. Harflerin büyük zahmetlerle hâkk olunmasına mukābil, fazla şekil zenginliği gösteren bu yazı sisteminin kısa zamanda tekâmül edemeyeceği de tabiî ve âşikârdır. Ayrıca, matbaacılığımızın ilk 50 yılını bocalayarak geçirmesi, bu mevzûda bir hareket beklememize zâten mâni teşkil etmiş olsa gerektir.

Yazma eserlerde gözü böylesine güzele alışkın olan Osmanlı Türkleri'nin, matbaacılıkda da, geciken bu tekâmülü daha fazla bekleyebileceğini düşünmek abes olurdu. Nitekim, bu bocalama devrinden sonra Sultan I. Abdülhamîd zamanında, baskı işleri ehemmiyet kazanmış ve Sultan III. Selim çağında, o güne kadar kullanılan hurûfat kalıblarının tekemmülüne gerek duyulmuş, hattat Deli Osman Efendi'ye yazdırılan harf şekilleri, Araboğlu nâmında bir hakkâk eliyle yeniden hâkkolunup, bu kalıblardan dökülen harfler baskı işlerinde kullanılmışdır. Ancak bu devirde basılan kitablardaki yazıların letâfeti de, elyazısına göre yine gerilerdedir (Ebüzziyâ Tevfik, Muharrir Mecmûası, Cüz:3-Rebiü'l-evvel 1293, s.71 ve ondan naklen Necib Âsım (Baloğlu), Kitab, İstanbul 1311, s.187 (Necib Âsım Bey, Kitab isimli bu küçük eserinde; bahsi geçen harflerin, Üsküdar Selimiye Camii civarında, 1894 tarihi îtibâriyle enkâzı durmakta olan; Kütübhâne Hanı'nda, Mühendishâne-i Berrî-i Hümâyûn'a âid eserlerin basımında kullanıldığını zikrediyor). Bu harfleri döken Araboğlu'nun, hakkâk ve hurûfatçı Haçik Kevorkyan'ın beyânına göre Ohannes Araboğlu (bkz. İstanbul Ansiklopedisi, s.928 ve s.957), Kevork Pamukçuyan'a göre de Ohannes Efendi'nin oğlu Bogos Araboğlu (bkz. İstanbul Ansiklopedisi, s.956) olduğu nakledilmekde ve hâl tercemeleri verilmekdedir. Ancak, aynı ansiklopedinin 957. sahifesinde bu harflerin büyük yazı üstâdı Hâfız Osman'a (1642-1698) âid olduğu yazılıysa da, gerek tarih, gerekse hat üslûbu cihetinden buna imkân göremiyoruz).

Osman Efendi, bâzı hallerinden dolayı 'deli' nâmıyla yâdolunan ve imzâlarını da kayınpederi hattat İbrahim Afif Efendi'ye (ö.1181/1767) nisbetle "İbrahim Afif dâmâdı olarak tanınan Seyyid Osman" (ö.1220/1805) tarzında atan, bilhassa ince yazılarda fevkalâde kudretli bir hattatımızdır (bkz. İbnülemin Mahmud Kemâl İnal, Son Hattatlar, İstanbul 1955, s.246). Yeniden yazılıp dökülen 16 puntoluk bu harflerle basılmış kitabları birer birer taramak imkânım olmadığı için, hiç değilse ilk basılan eserde Osman Efendi'nin zikredilip edilmediğini bilemiyorum.

Sultan III. Selim devrinde Üsküdar'da bulunan Darü't-tab', yani Basmahâne, Sultan II. Mahmud'un saltanatı sırasında İstanbul tarafına nakledilerek Matbaa-i Âmire ismini aldı. Bu sırada matbaa hurûfatının yenilendiğine dâir elimizde bir vesîka yokdur (Ebüzziya Tevfik Bey'in Muharrir Mecmûası'nda (cüz:3, sahife:71) ve ondan naklen Necib Âsım Bey'in Kitab isimli eserinde (s.187), Sultan II. Mahmud'un saltanatında Yesârî merhûma âid ince ta'lîk harflerinin döktürüldüğü yazılmakdadır. Lâkin, makālemizde îzah olunacağı gibi, bu harfler Sultan Abdülmecid devrinde ve Yesârîzâde'ye yazdırılarak döktürülmüşdür). Ancak Sultan Abdülmecîd zamanında matbaacılığımıza ilk defa olarak ta'lîk harfleri girmişdir. İbrahim Müteferrika, Sadrâzam İbrahim Paşa'ya sunduğu arzuhalde, basacağı kitablarda nesih ve ta'lîk hurûfat kullanacağını belirtmekle berâber, sâdece nesih harfleriyle kitab basabilmişdir. Bizde bilhassa fetvâ ve hüccet yazısı olarak şer'î sâhada yaygın bir şekilde kullanılan, ayrıca başda dîvânlar olmak üzere birçok yazma eserin tertîbinde de tercîh edilen ta'lîk hattı, ilk defa 1258/1842 yılında matbaacılığımıza girmişdir. Hurde (küçük) boydaki bu hurûfatın, ma'rûf ta'lîk üstâdı Yesârîzâde Mustafa İzzet Efendi (ö.1265/1849) eliyle hazırlandığı, ilk basılan kitabın sonunda belirtilmişdir. 15 sahîfelik küçük bir eser olan bu Risâle-i Îtikādiyye'nin, elimizde iki nüshası mevcûddur. Sâdece hâtime (bitiş) kısmı birbirinden farklı ve 15 gün ara ile basılan bu iki nüshayı sırasıyla inceleyelim:

Birinci nüsha (Resim 1) :

"İşbu Risâle-i Îtikādiyye şehryâr-ı muazzam, cihandâr-ı mufahham, es-Sultân ibnü's-Sultâni's-Sultân Abdülmecîd Hân ibnü's-Sultâni'l-Gāzî Mahmud Hân Efendimiz Hazretlerinin zemân-ı saltanat-ı seniyyelerinde Yesârîzâde kullarının kavâid-i hatt-ı ta'lîk üzere müceddeden resmeylediği hurûfat ile eser-i celîle-i Hazret-i Mülûkâne olarak Dârül-Hılâfeti'l-Aliyye Tab' hâne-i Âmire'sinde tab' ve temsîl olunmuşdur. Fî evâsıtı şehri Ramazâni'l-mubârek. Lisene semânin ve hamsîne ve mieteyni ve elf " (Ramazan 1258 ortası / Ekim 1842 ortası)

İkinci nüsha (Resim 2) :

"Bitevfîkıhi Teâlâ * Pâdişâh-ı Cem haşem ve Şehinşâh-ı Dârâ-hadem * Mürettib-i merâtib-i erbâbi ilm'is-seyfi ve'l-kalem * Müessis-i şerîat-ı Nebiy-yi muhterem Şevketmeâb-ı mekârim-nisâb es-Sultân ibnü's-Sultâni ibnü's-Sultan es-Sultân Abdülmecîd Hân dâme mecdühû ve ikbâlühû ilâ nihâyeti'd-devrân Efendimiz Hazretlerinin saye-i gerdûn-pâye-i mülûkânelerinde sudûr-ı izâm-ı maarif-ittisâmdan İmâd-ı Rûm Yesârî Efendizâde semâhatlû Mustafa İzzet Efendi Hazretleri mârifetleriyle Tab'hâne-i Âmire'de ta'lîk hurûfu dahî terkîm ü tersîm olunmuş olduğundan hurûfât-ı merkûme ile ibtidâ fudalâ-yı ricâl-ı Devlet-i Aliyye'den Kasabbaşızâde İbrahim Efendi merhûmun akāid-i İslâmiyye'yi mübeyyin te'lîf-kerdesi olan işbu risâle-i fevâid-kıbâle teberrüken ve teyemmünen tertîb birle evâhir-i şehr-i Ramazân-ı şerîf'de tab' ü tetmîm kılınmışdır * Sene 1258" (Kasım 1842 başları).

Devrin pâdişahı için yazılmış mûtad medih cümleleri dışında, her iki hâtimeden anlaşıldığına göre; Yesârîzâde Mustafa İzzet Efendi tarafından hazırlanan ta'lîk hurûfatı ile ilk defa Kasabbaşızâde İbrahim Efendi merhîmun İslâm akāidinden bahseden Risâle-i Îtikādiyye'si, İstanbul'da Devlet Matbaası'nda 1258/1842 yılında basılmışdır.

Yesârîzâde hakkında kullanılan "İmâd-ı Rûm" lugat mânâsıyle "Anadolu'nun direği" demek olmayıp, bizde ta'lîk hattını fevkalâde yazanlar için söylenilen bir tâbirdir. Ta'lîk hattı Osmanlılar'a Îran'dan gelmiş ve memleketimizde önceleri Îranlı mâruf hattat İmâdü'l-Hasenî (ö.1024/1615) yolunda yazılmışdır (Bu hattın Îran'daki isminin nesta'lîk olduğu unutulmasın). Ta'lîkde ileri gidenlere "Anadolu'nun İmâdı" mânâsına "İmâd-ı Rûm" denilmesi bizde âdet olmuşdur (bkz. TDV İslam Ansilopedisi, c.31, s.307-309).

(Yazının devamı gelecek hafta…)

Prof. Uğur Derman

Resimaltı yazıları:


Resim : 1 – Yesârîzâde'nin 18 puntoluk ta'lîk hurûfatı ile basılan Risâle-i Îtikādiyye'nin hâtime sahîfesi.


Resim : 2 – Yesârîzâde'nin 18 puntoluk ta'lîk hurûfatı ile basılan Risâle-i Îtikādiyye'nin bir başka hâtime sahîfesi.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
2022 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN