Arama

Prof. Uğur Derman
Nisan 29, 2022
Surnâme'nin resimlendirilmesine dâir mühim bir belge - 1

Osmanlı pâdişâhlarının oğulları için tertiplenmiş olan sünnet düğünlerini; yâhud kızlarının, hemşîrelerinin, hattâ yeğenlerinin evlenmeleri münasebetiyle yapılan düğünleri konu alan, manzum veya mensur yazılmış müstakil edebî eserlere Surnâme denildiği; konu, eğer şâirinin dîvânında kasîde şeklindeki bir bölümü teşkîl ediyorsa Sûriyye Kasîdesi adını aldığı bilinmektedir. Bu gibi eserlerin bir kısmı, eskiden tasvîr veya şebîh adıyla anılan minyatürlerle daha da canlı hâle getirilmişdir.

Sultan III. Ahmed'in (saltanatı:1703-1730) dört şehzâdesinin -bu arada Sadrâzam Dâmad İbrâhim Paşa'nın bir oğlu ile 5000 fukara çocuğunun- sünneti ve iki hanım yeğeninin evlenmesi için tertiplenen; XX.yüzyılda "Lâle Devri" olarak anılacak müstesnâ çağın da bir mânâda başlangıcı kabûl edilen bu düğün, 15 Zilkāde 1132 (18 Eylül 1720) çarşamba günü başlamış ve 15 gün devâm etmişdir. Bu vesîleyle Seyyid Vehbî (ö.1736) tarafından yazılan Surnâme-i Vehbî -manzum kısımları da bulunmakla beraber- mensur şekilde kaleme alınmışdır. Eserin İstanbul kütübhânelerinde bulunan yirmi bir yazma nüshasından ikisi tasvirlidir ve Sûr-ı Hümâyûn'un ihtişâmı, gerçekleri aks etdiren bu resimlerle gözler önüne serilebilmişdir. Konumuz olan Surnâme'yle ilgili belge, Topkapı Sarayı Müzesi Kütübhânesi'nin (TSMK), III. Ahmed bölümündeki bu iki nüshadan (3593, 37,5x23,5 cm., 175 varak, 137 minyatür ve 3594, 36x23 cm., 221 varak, 140 minyatür) birinin -belki de her ikisinin- tasvirlerinin hazırlanması için gerekli âlet ve malzemenin temîni hakkındadır.

Bu iki Surnâme'ye dâir, Devhatü'l-Küttâb isimli kaynak eserde -şimdiye kadar yapılan araştırmalarda yer almayan- bâzı mühim bilgiler verilmekdedir. Devha'nın müellifi olan Suyolcuzâde Mehmed Necib Efendi, Hüseyin Şâkir Beyefendi bahsinde, Surnâme-i Hümâyûn'un yazılmasına adı geçen hattatla beraber "bâ-emr-i âlî" memûr edildiklerini; Hüseyin Şâkir'in ta'lîk, kendisinin nesih ile kitabı hicrî 1132 yılında yazmağa başladıklarını, Hüseyin Şâkir Beyefendi'nin beş yılda bitirdiğini ve kalemle, dille anlatılamayacak letâfetde bir eser verdiğini, Levnî Çelebi ve İbrahim isimli musavvirlerin de Surnâme için tâyin olunduklarını, işin hitâmında -kendisi hâriç- herkesin beklediği ihsâna kavuşduğunu kırgın bir ifâdeyle belirtmekdedir. Buradan anlaşıldığına göre, 3593 numaralı Surnâme'nin hattatı Hüseyin Şâkir Beyefendi (Resim 1) ve musavviri Levnî Çelebi (Resim 2-3); 3594 numaralı Surnâme'nin hattatı Suyolcuzâde Mehmed Necib Efendi (Resim 4), musavviriyse İbrahim Efendidir (Resim 5-6).

Şimdi her iki Surnâme'nin hattatlarını kısaca tanıtalım: Hüseyin Şâkir Beyefendi, paşa torunu olmakla "bey", ilmiye sınıfından bulunmakla da "efendi" unvânlarına -Osmanlı teşrîfatına göre- hak kazanmışdır. Tahsîlini bitirdikden sonra müderrisliklerde bulundu, şâirliği de vardır. Ta'lîk hattını Durmuşzâde Ahmed Efendi (ö.1717) gibi mühim bir üstâddan meşketti. Hurde ta'lîk ile yazıp Sultan III. Ahmed'e hediye ettiğinden bahsolunan mushafa TSMK'de rastlanmamışdır. Zâten şimdiye kadar imzâlı bir eserini de görmedik. Hüseyin Şâkir Beyefendi, Haleb kādısı iken 1743'de vefât etmişdir. Suyolcuzâde Mehmed Necib Efendi'yse, Mustafa Eyyubî'nin (1619-1686) torunu, Ömer Efendi'nin (1625-1686) de oğlu olmak dolayısiyle soydan hattatdır. İstanbul'da doğdu, Ağakapılı İsmail Efendi'nin (ö.1706) talebesinden olup Kurşuncuzâde Ahmed (ö.1708) ve Yedikuleli Seyyid Abdullah (1670-1731) efendilerden de istifâde etdi. Harekesiz nesihle mükemmelen yazdığı Surnâme dışında bugüne kadar bir eserine rastlamadık. Fakat asıl hizmetini, Devhatü'l-Küttâb isimli kaynak kitabıyla gerçekleştirmişdir; vefâtı 1758 yılında İstanbul'dadır.

Musavvirlerden Abdülcelîl Levnî Çelebi'den bahseden en eski kaynak, Hâfız Hüseyin Ayvansarâyî'nin Mecmûa-i Tevârih isimli eseridir (TSMK, Hazîne 1565); zâten hakkında bilinenler de fazla değildir. Burada nakledildiğine göre, Edirne'den gelip nakkaşlığı öğrenerek önceleri "sâz yolu" tezhiple uğraşmış; sonunda musavvirlikde karar kılmışdır. Sultan I. Mahmud'un (saltanatı: 1730-1754) tahta çıkışıyla başlayan "mücessem tasvir" (gölgeli, derinliği olan resim) anlayışından evvel yetişen musavvirlerin en önde geleniydi. 1732'de vefât ederek Otakçılar'da defnolundu, şimdilerde kabri belirsizdir; şiirleri ve sâir eserleri vardır. Diğer musavvir İbrahim Efendi'ye dâir -ismi dışında- bir bilgiye henüz sahip değiliz.

Her iki musavvirin -sayılarını bilemediğimiz çıraklarının da katkısıyla- hazırladıkları bu iki Surnâme'de hattat imzâları bulunmadığı gibi, Levnî'nin sâdece iki tasvirinde imzâsı görülmekdedir; İbrahim Efendi'ninse hiç yokdur. Aynı musavvirin yine TSMK, Revan 816'daki 1141 (1728) târihli Hamse-i Atāî'de yer alan minyatürlerde de üslûbu açıkça belli olmakla berâber, orada da imzâsına rastlanmamışdır.

Suyolcuzâde'nin yukarıda geçen beyânına dayanarak, Seyyid Vehbî'nin eserine düğünden hemen sonra başlayıp, kaleme aldığı fasılları bitirdikçe hattatlara teslim etdiğini; eserin hüsn-i hatla yazılmasının da, te'lîfle bir arada yürütüldüğünü söyleyebiliriz. Ayrıca, her iki Surnâme'nin tertîbinde, metin kısmının da, tasvîrlerin de bütün bir sahîfeyi doldurmaları esâsına uyulduğu için (Resim 1-6), hattat ve musavvirlerin birbirlerine bağlanmadan ayrı ayrı çalıştıkları ve bundan dolayı işin gecikmesine sebeb olmadıkları anlaşılmaktadır. Halbuki XV.-XVII. yüzyıl eserlerinde hat ve resim ekseriya birbirinin içine geçmiş durumdadır (bkz. Hat ve minyatürün içiçe tasarlandığı sahife düzenine örnek: Derviş Abdi'nin (ö.1647) hurde ta'lîk hattıyle Türkçe Şehnâme nüshası (New York Halk Kütübhânesi, Spencer Koleksiyonu, Türkçe yazmalar: 1, v.33 a); bu da, iki zümrenin hazırladıkları eser bitene kadar birbirleriyle uyumlu hareket etmelerini gerektirir.

Diğer tarafdan, Surnâme-i Vehbî ile ilgili bir kasîde, bu konuya başka bir açıklık getiriyor: Sultan III. Ahmed devrine dâir kasîde, gazel v.b. manzûmelerin toplandığı Mecmûa-i Nefâis' de "Kasîde-i Vehbî Efendi der Hitâm-ı Kitâb-ı Surnâme-i Hümâyûn" başlıklı 60 beyitlik bir kasîde yer almakdadır.

Hamdülillâh oldu bu sûretle encâma karîn

Nâme-i Sûr-ı Hümâyûn-ı Şeh-i rûy-i zemîn

beytiyle başlayan bu kasîdenin sonunda Seyyid Vehbî, kendi eseri için tarih düşürmüşdür:

"" düşer şânına kim, kendi diye târîhini:

Âferin ey Vehbi-î mu'ciz-dem-î sihr, âferin!

Hicrî 1140

Kasîdenin üçüncü mısraındaki "Oldu bû nüsha Sarây-ı hâss-ı ma'nâ gûyiyâ" ifâdesiyle, kasdedilen nüshanın Hüseyin Şâkir Beyefendi tarafından ta'lîk hattıyle yazılan ve Levnî Çelebi eliyle resimlenen nüsha olduğu ve bunun pâdişâh için hazırlandığı açıktır. Ancak, kasîde muhtevâsında her iki sanatkârın da bahsi geçmediği için, Surnâme'ye dâir başka mâlûmat bulamadık.

(Devâmı önümüzdeki haftaya…)

Prof. Uğur Derman

Resim altları:


Resim: 1- Hüseyin Şâkir Beyefendi'nin hurde ta'lîk hattıyle yazdığı Surnâme nüshasından karşılıklı iki sahife (TSMK, III. Ahmed, 3593,v.77 b-78 a)


Resim:2- Levnî Çelebi'nin tasvirlerinden karşılıklı iki sahife (TSMK, III. Ahmed, 3593,v.62 b-63 a)


Resim:3- Levnî Çelebi'nin tasvirlerinden karşılıklı iki sahife (TSMK, III. Ahmed, 3593,v.73 b-74 a)


Resim:4- Suyolcuzâde Mehmed Necib Efendi'nin nesih hattıyle yazdığı Surnâme nüshasından karşılıklı iki sahife (TSMK, III. Ahmed, 3594,v.176 b-177 a)


Resim:5- İbrahim Efendi'nin tasvirlerinden karşılıklı iki sahife (TSMK, III. Ahmed, 3594,v.141 b -142 a)


Resim:6- İbrahim Efendi'nin tasvirlerinden karşılıklı iki sahife (TSMK, III. Ahmed, 3594,v.171 b -172 a)

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
2022 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN