Arama

Son kalemiz, ailemiz…

Son kalemiz, ailemiz…
Sesli dinlemek için tıklayınız.

Dilimize başka dillerden geçen ve fakat yerleşerek eskiden beri kullanılan "kale", aslı Arapça olan bir kelime… Orijinal haliyle "kal'a" şeklinde yazılmakta olup bazı şairlerin bizzat bu haliyle kullandıkları kale için sözlükler, kadim devirlerden itibaren hem düşmanları gözetlemek hem de stratejik açıdan önemli olan yerleri korumak amacıyla yapılan yüksek ve sağlam yapılar karşılığını vermektedirler. Aynı zamanda kaleler, askeri, idari ve ekonomik açıdan da birtakım işlevlere sahip fiziki mekanlar idi…

Bizi asıl ilgilendiren taraf ise kale kelimesinin mecazen, bir yapının ya da oluşumun en önemli parçası anlamına gelişidir. Çünkü fiziki anlamda bir yapının en önemli parçasına de kale gözüyle bakıyorsak, cemiyetin ve insan topluluklarının en önemli unsuru ve yapı taşı olan aileyi de bir kale olarak nitelemek yanlış olmayacaktır. Bu sebeple, verdiği konferanslara "Son kale, aile" başlığını münasip gören kıymetli Prof. Dr. Nevzat Tarhan'dan ödünç olarak aldığımız başlıkla bugün elimizde kalan son kaleyi; yani aileyi konu edinmek istiyoruz. Çünkü maalesef son bir haftadır ülke gündemini meşgul eden "döngüsel kültür" amaçlı birtakım sapkın düşüncelerin de, kültürel sömürgeciliğin dünya çapındaki tüm çalışmalarının da, modernizm ve kapitalizmin bütün çabalarının da yok etmeyi ve ortadan kaldırmayı hedeflediği aile kurumu, aslında bugün için elimizde kalan son sığınak, son kale…

İslam dininin, inanç, ibadet ve kültürüyle beslediği ve sağladığı manevi desteğiyle bugüne kadar ayakta kalan ailenin hem önemini ve değerini; hem de korunması adına göstermemiz gereken gayretin, vermemiz icap eden emeğin devamlı olması adına çokça yazmak ve hatırlatmak gerektiğini, tekrar tekrar vurgulamak gerekiyor zira…

AİLENİN, DİN EĞİTİMİNDEKİ YERİ VE ÖNEMİ

Din eğitimi alanında yapılan çalışmalar şunu ortaya koymaktadır: "Çocuk dinî karakterini, ailesi içinde kazanır." Bu hakikat aynı zamanda bize çocuğun dinî bir kimlik kazanması hususunda da anne babanın ne denli önemli bir role sahip olduğunu gösterir. Şimdi aktaracağımız bir hadis-i şerif, gerçekten dikkat çekici hususları bir arada bulunduran, pedagojik ve sosyolojik yönden üzerinde düşünmemiz gereken bir nitelik arz ediyor.

Hz. Peygamber (sav) şöyle buyuruyor:"Her doğan çocuk fıtrat üzere doğar; sonra ebeveyni onu Hristiyan, Yahudi veya Mecusi yapar. Eğer ana babası Müslüman iseler çocuk da Müslüman olur" Buhari, Müslim ve diğer sahih hadislerin yer aldığı eserlerde rastlatabileceğimiz bu hadis-i şerifte, anne babadan oluşan aile müessesesinin etkisi pek bariz bir şekilde ortaya konulmakta ve ailenin çocuk üzerinde, onu -İslam dinini kabullenmeye yatkın bir şekilde yaratılmış olmasına rağmen- Hristiyanlaştıracak, Yahudileştirecek, Mecusileştirecek kadar söz sahibi olduğu vurgulanmaktadır. Resul-i Ekrem (sav) Efendimizin veciz hadisi, günümüzün sosyoloji, psikoloji ve pedagoji ilimlerinin de ortaya koyduğu gerçeklerle daha iyi anlaşılabilir. Çünkü burada, hem yaratılıştan getirilen fıtrat kavramına işaret edilmekte hem de çocuğu, mensubu bulunduğu toplumun dinine yönelten çevre faktörünün baskın nitelikteki etkisine vurgu yapılmaktadır.

"İnsanın doğduğu zaman zayıf ve yardıma muhtaç olduğundan" bahseden Rûm suresinin 54. ayeti, bugünün pedagoji ve psikoloji ilimlerince kabul edilen "insan yavrusunun bakılmaya ve korunmaya muhtaç oluşunu" ortaya koymaktadır. Ona hem bu bakım ve korumayı şefkatle sunacak olan hem de onun dinî bir kimlik kazanmasını sağlayacak yegâne müessese, aile ocağıdır.

Yapılan araştırmalarda, çocuğu insan olma yolunda ilk yönlendiren, ona mensubu bulunduğu kültürel değerleri kazandıran tek sosyal kurumun aile olduğu sonucuna varılmıştır. Aynı şekilde, psikolog ve sosyologlarca, aile ile din arasındaki bağların varlığı tespit edilmiş ve dinî formasyonun kazanılmasındaki faktörler, en başta aile olmak üzere, kişiye ait fikirler ve okul aldığı eğitim olarak sıralanmıştır. Çünkü özellikle okul öncesi dönemde çocuk, kendini özdeş tutacağı model olarak anne ve babasını almakta, onların özellikleriyle değer yargılarını örnek olarak benimsemekte, hareketlerini, konuşma ve davranışlarını taklit etmeye uğraşmaktadır. Sanki çocuk, kendisi dışındaki dünyayı anne ve babasının gözlüğüyle görmeye çalışmaktadır.

Peki, bu hususta ailenin bu denli önemli faktör oluşu, hangi sebeplere bağlıdır? Öncelikle bu konuda sosyoloji ve psikoloji bilim alanlarında yapılan çalışmalardan elde edilen bilgilere bakarak şunlar söylenebilir:

Sosyologlar, toplumu oluşturan kurumlar üzerinde yaptıkları araştırmalarda din psikolojisi ile aile psikolojisi arasında önemli bağlar olduğu tespit ederek dinî karakter teşekkülünde ailenin etkisinin en baskın rolü oynadığını ifade etmektedirler. Doğrusu ailede verilen din eğitiminin çocukları bu denli derin bir şekilde etkilemesi, ailenin aynı zamanda dinî değerler ve dinî ilişkilerin modeli olmasından ileri geldiği söylenebilir.

Meselenin bir de Çocuk Psikolojisi açısından incelenmeye değer yönü var. Çünkü yapılan araştırmalar, çocuğun mutlaka bir modele ve örneğe ihtiyacı olduğunu ortaya koymakta ve çocukların hem sosyal hem de dinî tutumlarını geniş ölçüde aile içinde, anne babalarının konuşma ve davranış modellerinden elde ettiklerini göstermektedir. İşte bu örnek veya model, adeta çocuğun ruhuna işlemekte ve duygularını etkilemekte ve onu belli bir yöne çevirmektedir. Çocuklardaki dinî tavırlarda yetişkinlerin izlerinin olmasında, çocukların, anne babalarında hissettikleri manevi ve deruni duyguların "farkında oldukları" gerçeği de rol oynamaktadır.

Bu bilgilerden sonra, çocuğun manevî dünyasının olumlu bir şekilde gelişmesinde, yeterli bir din eğitimi dışında ve "iyi örnek" olan ailesi haricinde başka bir şeye ihtiyacı olmadığı söylenebilir.

Aynı zamanda bir dinî eğitim ve manevî terbiye kaynağı olan Kur'an-ı Kerim'de Hz. Nuh, Hz. İbrahim, Hz. Yakub gibi peygamberlerin ailelerinden, Hz. Meryem ve ailesinden bahsedilmesinin ve her gün namazlarımızda okuyarak Hz. Muhammed'in ailesine salât ve selam göndermemizin, bizim için ailenin ve ailedeki din eğitiminin önemine dikkat çekildiğine bir vesile olduğunu düşünüyoruz. Ne dersiniz?..

Mübarek Cuma gününün feyiz ve bereketinin, getirdiği hayır ve güzelliklerin sizin ve ailenizin her daim üzerinizde olması dileğiyle…

Prof. Dr. Mehmet Emin Ay

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
2021 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN