Arama

Sağanak haline dönüşen felaketlerde bize düşen görevler…

Sağanak haline dönüşen felaketlerde bize düşen görevler…
Sesli dinlemek için tıklayınız.

9 Ağustos 2021 Pazartesi günü yeni bir yılı daha idrak ettik; Müslümanların kültüründe önemli bir yeri olan/olması gereken Hicrî takvimle 1443. yıla girdik… Ne var ki, birkaç önce adım attığımız bu yeni yılımız, öncesinde ve sonrasında yaşadığımız birtakım felaket ve musibetlerle sınandığımız günlere tesadüf etti…

167 noktada başlayan, tahminlerin ötesinde büyüyen, umulmadık bir şekilde etrafa sıçrayan ve geniş bir çevreye sirayet eden yangınlar, yaklaşık iki hafta içinde onlarca köyümüzü, içindeki evlerle, ahırlarla beraber yakıp enkaz yığınına dönüştürdü. Bu yangınlarda görevli ve sivil olmak üzere yedi vatandaşımız hayatını kaybetti. Binlerce hektarlık alanı kaplayan yangınlarda ağaçlarımız, ormanlarımız küle döndü. Sayısı bilinmeyen nice canlılar, büyük-küçükbaş hayvanlar, yaralandı ya da yanarak telef oldu. Ekili tarlalar, bağlar, bahçeler, bostanlar, içindeki mahsulleriyle birlikte yanıp külleri semaya yükselen toz bulutlarına dönüştü… Velhâsıl, tam bir felaket ile sınandı, bölge insanımız, memleketimiz ve tüm ülkemiz…

Yine bu günlerde Konya'da, kökü önceye dayanan bir husumet sebebiyle bir gencin işlediği cinayet de akıllara durgunluk veren bir facianın yaşanmasına yol açtı. Aynı aileden yedi insanın, bir kişinin elindeki tabancadan çıkan kurşunlarla yeri serilmesi, yakınları için olduğu kadar, o şehir ve tüm memleket adına "acı" dolu bir felaketten başka birşey değildi…

İnsanoğlunun öngöremeyeceği, geri döndürmeye güç yetiremeyeceği, karşı koyamayacağı, yerden ya da gökten kaynaklanan olağan dışı durumlara "felaket" diyoruz; ki bu kavramı Kur'an bize "belâ" ve "musibet" olarak tarif ediyor… Belalar ve musibetlerin geliş sebepleri ise bir değil birçok sebepten kaynaklanabiliyor. Tıpkı ilk felaketimiz olan yangınlardaki gibi… Mevsim ve iklimden kaynaklanan şartlar yanında, şeytanlaşmış insanların ellerinden suikastler ve sabotajlarla çıkarılan yangınlarda da bizleri yukarıda aktarmaya çalıştığımız acı ve hüzne boğan, yürek yakan sahnelere şahit olduk…

Yangın felaketinin yaralarını ve Konya cinayetinin acılarını sarmaya çalışırken bu kez birkaç gün önce Ankara Altındağ'da yaşanan bir başka belaya dûçar olduk… Bir yabancı uyruklu kişinin, 18 yaşındaki bir gencimizi bıçakla yaralayarak ölümüne sebep olması, bu ilçemizde adeta küçük çaplı bir iç savaşı andıran hadiselerin yaşanmasına sebep oldu… Olaylar öylesine bir "felaket" halini aldı ki, yakalananların pek çoğunun daha önceden çeşitli suçlardan aranan kişiler oldukları anlaşılan grupların saldırganca davranışlarından, sadece yabancı uyruklu ailelerin evleri, çocukları ve araçları zarar görmekle kalmadı; birkaç yıldan beridir sığınmacılara kucak açan, dertleriyle dertlenmeyi kendilerine bir "insanlık vazifesi" edinen yaşlı bir çiftin terk etmek zorunda kaldıkları evleri de bu saldırılardan nasibini aldı… Odaları talan edildi, eşyaları çalındı, Cavit-Hafize Etleç çiftinin…

Ve son olarak iki gündür Kastamonu, Sinop ve Bartın'da meydana gelen büyük sel felaketi sebebiyle keder dolu saatler yaşıyoruz… Şu ana kadar 27 kişinin can verdiği belirlenen bu nadir görülen sel felaketinde, boyu dört metreye ulaşan sular adeta deprem misali yıkıcı etkisiyle apartmanları enkaza dönüştürdü; araçları önüne katıp sürükledi; şehirleri, ilçeleri, köyleri bir çamur deryasına döndürdü…

Velhâsıl, bir mübarek ay olan ve Peygamberimizin dilinden "Şehrullahi'l-Muharrem" yani "Allah'ın hürmete lâyık ayıdır" diyerek övdüğü Muharrem ayına böyle bir zaman diliminde kavuşmuş olduk. Yüce Rabbimizden dileğimiz, idrak ettiğimiz yeni yılımızı bizler, ülkemiz, İslam dünyası ve tüm dünya için hayırlı ve güzel gelişmelere vesile kılsın… Yangın ve sel felaketleri başta olmak üzere bütün bela ve musibetler sebebiyle can veren vatandaşlarımıza engin rahmetiyle muamele eylesin; yaralılara şifalar, yakınlarına sabırlar ihsan etsin. Memleketimizi kötü niyetli iç ve dıştaki düşmanların şerlerinden, tuzaklarından ve suikastlerinden muhafaza eyleyip, eşsiz kudretiyle korusun…

BİZE DÜŞEN GÖREVLER NELERDİR?

Tabiat olaylarının yol açtığı felaketler ve insanlar tarafından çıkarılan fitneler karşısında fert ve toplum olarak bize düşen sorumluklar vardır. Bu gibi durumlarda aynı zamanda devleti ilgilendiren görevler ve sorumluluklar da söz konusudur. Ancak biz sadece fert olarak bizi ilgilendiren hususlar üzerinde durmak istiyoruz.

Tabiat hadiseleri, Allah Teâla'nın koyduğu kural ve prensipler çerçevesinde oluşurlar. Buna İslam kültüründe "Sünnetullah" denilir. 100 santigrat derece suyun kaynaması, sıcaklığın eksi derecelere düştüğü durumda ise donma hadisesinin gerçekleşmesi, Allah'ın takdir buyurup tabiata yerleştirdiği işte bu kural gereğidir. Eskiden "tabiat kanunu" denilen bu hadise, aslında tâ ezelde Allah'ın takdir buyurduğu ve adına "Sünnetullah" denilen işte bu kanundur. Bu ilahi takdir, bulutlardan yağan yağmurun, tüm canlılar için hayat kaynağı olmasını da sağlar, kovadan boşalan su misali akarak sele dönüşmesini de… Kula düşen görev, yağmurun çok yağarak bir sele dönüşmemesi için Allah'a dua etmek, O'na sığınarak güvende olmayı dilemektir. Çünkü her şey O'nun bilgisi ve gözetiminde tecelli eder. Kula düşen bir diğer husus ise tedbir vazifesini yerine getirmek ve sel oluşma ihtimalini düşünerek, evini kurduğu yerlerin konumuna dikkat etmektir. Dolayısıyla her bir ferde düşen görevler, duasıyla beraber, meskenini nehir yataklarına ve sel güzergahına inşa etmekten kaçınmaktır.

Aynı şekilde insanlık için bir nimet olan ateşin, kontrol edilmediği zaman şerrinden ve kötülüğünden zarar görülecek bir "düşman" olarak bilinmesi de yine bize yüce dinimizin emridir. Medine'de çıkan bir ateş sebebiyle yanıp kül olan evin haberi kendisine ulaşınca Peygamber Efendimiz: "Ateş, sizin için bir düşmandır" buyurmuş ve bu düşmanın şerrinden korunmanın yollarını üzerinde dura dura anlatmıştı… Ateşi ve yol açtığı yangını düşman bellemek de bunların şerrinden korunmak ve bunlarla insanları mağdur edecek kötü niyetli kimseleri bundan alıkoyacak tedbirleri en üst seviyede almak da hem kişilerin hem de devletin görev ve sorumluluğu dahilindedir.

Konunun bir de insanlar tarafından çıkarılan fitneler boyutu var ki, dilerseniz onu da sonraki yazımızın mevzuu olarak ele alalım.

Sözlerimize son verirken hem idrak ettiğimiz yeni hicrî yılımızın hayırlı ve mübarek olmasını, hem de içinde bulunduğumuz Cuma gününün feyiz ve bereketinin hepimizi sarıp sarmalamasını Yüce Rabbimizden niyaz ederiz.

Sağlıcakla kalınız efendim.

Prof. Dr. Mehmet Emin Ay

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
2021 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN