Zekeriya Erdim
28.06.2026
Zekeriya Erdim
Devlet ve millet binasının dört direği
Tüm Yazıları

Devlet ve millet binasının dört direği

İnsanlar ayakları, binalar direkleri üzerinde durur. Bastıkları yahut durdukları yer, zemini oluşturur.

Varlıklarını devam ettirebilmeleri için; hem ayakların ve direklerin, hem de zeminin sağlam olması gerekir. Aksi takdirde; insanlar düşüp yaralanır, binalar yıkılıp enkaz haline gelir.

Hemen her dönemde, devlet ve millet binasını ayakta tutan dört ana direk var. Her biri sosyal, kültürel, fiziki çevre unsurlarından meydana geliyorlar.

Sosyal çevre, insanlar; kültürel çevre, değerler; fiziki çevre, maddenin tüm halleri. Canlı ve hareketli bir organizmanın yapı taşları yahut hücreleri.

İnsanların, mekanların ve o insanların o mekanlardaki yaşayışlarının ölçülerini, sınırlarını; "kabul edilmiş değerler" belirler. O değerler; hayat zincirinin, uç uca eklenip bütünü oluşturan anlamlı ve önemli halkaları gibidirler.

Sözünü ettiğimiz ana direklerin birincisi; bugün adına "ev" yahut "konut" dediğimiz, zaman zaman "yuva" kelimesiyle de ifade ettiğimiz "mesken"dir. Adını Rum suresi ayet 21'den alır ve genelde aile bireylerinin, özelde eşlerin ve çocukların "birlikte sükun buldukları yer" anlamına gelir.

Kur'an-ı Kerim'de; insanların dünyada yakınlarıyla birlikte barındıkları yerler de müminlerin ahirette kalacakları yerler de bu isimle anılmıştır. Hatta, Hz. Süleyman kıssasında bahsedilen karıncaların yuvası için de "mesken" ifadesi kullanılmıştır.

Huzuru, güveni, memnun-mesut-bahtiyar olma halini içine alır. Hayat yolunun ve yolculuğunun temel bilgisi, becerisi, anlayışı, alışkanlığı, ahlakı, erdemi burada kazanılır.

Büyük ağacın küçük çekirdeğidir. Kökten gövdeye, dala, budağa; topraktan yaprağa, çiçeğe, meyveye kadar uzanan sürecin kotlarını, şifrelerini ihtiva eden ana yazılım hükmündedir.

Çünkü; hayatın ana unsuru, devlet ve millet çadırının orta direği insandır. İnsanın oluşmasında, gelişmesinde, benlik-kimlik-kişilik altyapısının şekillenmesinde etkili olan kurumların başında aile vardır.

İkincisi; bugün adına "okul" dediğimiz "mektep" yahut "medrese"dir. Meskende başlayan yetiştirme, geliştirme, olgunlaştırma sürecinin devamını sağlayan "örgün eğitim kurumu" anlamına gelir.

Çocukları ve gençleri hayata hazırlar. İlim, irfan, kalite, kariyer kazandırarak "olgun insan" yapar.

Merkezinde; isteyen ve istediğini elde etme niyeti, gayreti içine giren "talebe" vardır. Kavlen ve fiilen talip olduğu kadar istifade eder, değer kazanır.

Şimdilerde "öğretmen" adını verdiğimiz "muallim" yahut "müderris"; onun rehberi, önderi, mürşidi, modelidir. Yol açabildiği ve iz bırakabildiği ölçüde takip edilir, taklit edilir.

Aynı zamanda, "sosyalleşme" çevresi ve ortamıdır. Aileden topluma geçişin hazırlıkları orada yapılır.

Çocukların ve gençlerin madenlerini (doğuştan getirdikleri kabiliyetleri, kapasiteleri) keşfedip geliştirme yeridir. Malumatı marifete dönüştürerek, adım adım yükseltir, ilerletir.

Üçüncüsü; kulun kulla buluştuğu, birlikte Allah'la irtibatın kurulduğu "cami" yahut "mescid". Mekan ve insan, ilim ve iman, amel ve tavır, dünya ve ahiret bütünlüğü içinde gerçekleşen "tevhid".

İnsan ve toplum hayatının ana merkezi. Büyük ailenin tanışma, kaynaşma, paylaşma, birleşme, bütünleşme yeri.

Her namaz vaktinde okunan ezanları; tevhid, vahdet, kurtuluş çağırıları. Yerden göğe yükselen minareleri; sahte ilahları reddedip, yalnızca Allah'a tabi olan müminlerin şehadet parmakları.

Günde beş vakit, haftada bir cuma, yılda iki bayram namazı buluşmaları; birliğin, bütünlüğün tazelenmesi. Fertlerin topluluk, toplulukların millet, milletlerin ümmet haline gelmesi.

Dilleri ayrı, dinleri aynı olan en büyük ailenin ortak duruşu. Birlerin, onların, yüzlerin, binlerin, milyonların, milyarların birlikte "Allah'ın ipi"ne tutunuşu.

Dördüncüsü; meskeni, mektebi, mescidi içine alan "mahalle"dir. Genel olarak, "bir şehrin en küçük yerleşim birimi" anlamına gelir.

Birbirini tamamlayan unsurlarla, insanların temel ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde kurulur. Fiziki yakınlık sosyal, kültürel yakınlığı da doğurur ve "komşuluk ilişkileri" yoğun olur.

Atalarımızın yaşanmışlıklarının yansıması olan sözleriyle, "Komşu komşunun külüne bile muhtaçtır" deriz. Peygamber(sav) Efendimiz'in beyanını ilke edinir ve "Komşusu açken tok yatan bizden değildir" sözünü hayat anlayışı haline getiririz.

Mahallenin namusu, herkesin namusu bilinir. Komşu kızına "kardeş" gözüyle bakılır, "bacı" denir.

Düğünde ve bayramda, hastalıkta ve ölümde beraber olunur. Birlikte gülünür, eğlenilir; birlikte yas tutulur.

Kişisel, kurumsal, toplumsal hayatımızın daha iyi, daha güzel, daha huzurlu, daha güvenli olabilmesi için; bu dört direğin sağlam olması gerekir. Mesken, mektep, mescid, mahalle doğru kurulur ve iyi korunursa; din, devlet, vatan, millet hem daha güçlü hem de daha itibarlı hale gelir.

İçeriden ve dışarıdan gelecek tehditlere, tehlikelere karşı güvende olup korunmanın yolu budur. Meskenin iyiliği mektebe, mektebin iyiliği mescide, mescidin iyiliği mahalleye yansır; herkes ve her şey daha iyi, daha güzel olur.

Zekeriya Erdim

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.

YAZAR ARŞİVİ

Zekeriya Erdim

Zekeriya Erdim Diğer Yazıları