İslam ruhu, Müslüman bedeni
Mikro âlemden makro âleme kadar, yaratılışın temel özelliklerinden biri "değişim, dönüşüm" gerçeğidir. Bu, aynı zamanda, "var oluş" sürecinin devam dettiği anlamına gelir.
Değişimin, dönüşümün temel dinamiği ise; mevcudun "yetersiz" olması veya sanılması, sayılması. Mümkünü, muhtemeli elde etmeye istek ve "ihtiyaç" duyulması.
Biz gücü, imkanı, iradesi "sınırlı" fani insanlar olarak; kendilerinden memnun kalmadığımız eşlerimizi, çocuklarımızı, dostlarımızı, akrabalarımızı, ortaklarımızı, dava arkadaşlarımızı terkedip irtibatımızı kesebiliyoruz. Atımızı, arabamızı, evimizi, eşyamızı, işimizi, işverenimizi, mahallemizi, şehrimizi, vakfımızı, derneğimizi, partimizi, hükümetimizi değiştirebiliyoruz.
Hemen hepsi; kişisel, kurumsal, toplumsal, evrensel hayatımızın doğal akışı içinde olup bitiyor. İsteyen, istediği şeyi ya da kimseyi; ilgi alanının içine de alıyor, dışına da atıyor.
Gücü, imkanı, iradesi "sınırsız" olan Allah da dengeyi, düzeni böyle kurmuş. "Ol" deyince oldurmanın, "dur" deyince durdurmanın altyapısını oluşturmuş.
Âlemlerin ve içindekilerin yaratıcısı, sahibi, yöneticisi O. Herkesin ve her şeyin yaratılış gayesine uygun bir hal ve gidiş içinde olup olmadığının gözeticisi, takipçisi, denetçisi de O.
İhtiyaç duyduğunda; istediği şeyi, istediği zaman, istediği kadar ve istediği istikamette evirip çeviriyor. Bazan "ceza", bazan "mükafat", bazan da "imtihan" olacak bir olayın, durumun emrini veriyor.
Nitekim; değişik zamanlarda, değişik bölgelere ve toplumlara dinini tebliğ, teyid, temsil edecek elçiler göndermiş. Onlara karşı çıkan, kötülük eden azgınlara, sapkınlara çeşit çeşit kazalar, belalar vermiş.
İmanını, ahlakını bozanların ahvalini de bozmuş. Verdiği nimetlerin kadrini, kıymetini bilmeyenlere; yeni bir kader yazmış.
Çünkü her şey bir hak ediştir; karşılıklı olarak alınır, verilir. Sadık olana sadakat gösterilir, terk eden terk edilir.
Rabbimiz, Maide suresi ayet 54'de; bu dengeyi, düzeni açıkça beyan ediyor. Mealen; "Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse, bilsin ki; Allah (sizin yerinize) öyle bir kavim getirir ki, O onları sever, onlar da O'nu severler. Müminlere karşı alçak gönüllü, kafirlere karşı vakarlı olurlar. Allah yolunda cihat ederler ve hiç kimsenin kınamasından korkmazlar" diyor.
Tövbe suresi ayet 39'da, zaafa düşmenin mukadder sonucu hatırlatılmış. "Eğer toparlanıp seferber olmazsanız; Allah sizi elem verici bir azapla cezalandırır, yerinize başka bir topluluk getirip konumlandırır" uyarısı yapılmış.
Konuyla ilgili olarak; başka surelerde, başka ayetler de var. "Allah'ın dinini terkedersek, ilahi mesaja sırtımızı dönersek; bizim devre dışı bırakılıp, yerimize başkalarının ikame edileceğini" söylüyorlar.
Görünen o ki; modern dünyanın dejenere olmuş Müslümanları, bu sınırın ötesine geçmek üzereler. Küçük istisnalar dışında; büyük bir çoğunluk, Allah'ın gözünden ve gönlünden düşmek üzereler.
"İslam" ile "Müslüman" arasındaki ilişki, "ruh" ile "beden" arasındaki ilişki gibidir. Ruh bedenin ezelden ebede giden misafiri, beden ruhun geçici evi yahut yol üstünde kurulmuş konaklama yeridir.
Han yıkılmaya yüz tutarsa, yolcu orayı terkeder. Beden ölüp toprak olur, ruh geldiği yere gider.
An itibariyle, "İslam ruhu" sıkıntıda; çünkü, artık "Müslüman bedeni" içinde rahat barınamıyor. "Gönül coğrafyamız" diye yad ettiğimiz ülkelerde ve toplumlarda; Allah'ın dini, davası korunamıyor.
Özellikle, asırlardır "İslam'ın bayraktarlığı" görevini üstlenip var oluş sebebi haline getirmiş ve hakkıyla yapabilmiş bir millet için; bu büyük bir ayıp, muazzam bir kayıptır. Sadece kendimiz için değil; dünya ve insanlık âlemi için de tehlikeli bir "kırılma noktası" sayılır.
Gaflet ve ihanet çemberini kırıp, "ilim-iman-amel-tavır" tazelemesini yapamazsak; sular başka denizlere doğru akacaktır. Tarihin seyri değişecek; Allah, dinine ve davasına sadakatle sahip çıkacak başka insanlar, toplumlar bulacaktır.
İsteriz ki, biz de o bahtiyar kullar arasında olalım. Allah'ın sevdiği, övdüğü, koruduğu, gözettiği, mükafatlandırdığı kimseler arasında yerimizi alalım.
O bize muhtaç değil ama biz O'na mecburuz. Bayrağı yere düşürürsek, iki cihanda da kaybedenlerden oluruz.
Genelde insanların, özelde Müslümanların mazlum ve mağdur oldukları bölgelerde, ülkelerde; "yeni uyanışlar" oluyor. İnayet, hidayet güneşi; karanlıklar üstüne bir gün gibi doğuyor.
Dün, bugün Allah'ın dinine ve davasına "düşman" olanlar; yarın samimi "dost" olurlarsa hiç şaşırmayız. O yoluna yolcu bulur, inşallah biz dışında kalmayız.
Ruhumuz terk-i diyar edip giderse, bedenimiz bir işe yaramaz. Canını kaybeden cüsse, ayakta kalamaz.
Zekeriya Erdim
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.