Şiddetin anası, babası kim?
Sosyal, kültürel, fiziki çevre ve ortamlarda bulunan insanlara, hayvanlara, bitkilere, eşyaya maddi ya da manevi olarak zarar veren her türlü sözün, fiilin, davranışın adı "şiddet"tir. Beşeri hukuka göre "suç", ilahi hukuka göre "günah" kabul edilip derecesine göre ceza verilir.
Dilimizde "ana"; bir çocuğu doğuran, emziren, büyüten kadının adıdır. Ayrıca; "bir şeyin temeli, aslı, esası, en önemli parçası" yahut "bir şeyin kaynağı, kökü, başlangıç noktası" gibi anlamları da vardır.
Biyolojik olarak bir çocuğun dünyaya gelmesine vesile olan erkeğe "baba" deriz. İlaveten; "koruyucu, güvenilir, şefkatli, merhametli" kişilere ve "bir işin veya gurubun en ehli, güveniliri, tecrübelisi, kurucusu, lideri" olan kimselere de aynı adı veririz.
Hem gerçek anlamda, hem mecazi manada şiddetin de anası, babası vardır. Birilerinin rahminde, kucağında, ocağında, yuvasında, yurdunda doğar, büyür, gelişir, palazlanır.
Kimileri, farkında olmadan hamilik yaparlar. Kimileri de özel olarak üretir, pazarlar, belirli amaçlar için kullanırlar. Temelinde, "insan fıtratının bozulması" vardır. Aklın, ruhun, bedenin "ifsad" olması; her türlü kötülüğe müsait hale gelme şeklinde sonuçlanır.
Kişisel, kurumsal ve toplumsal olarak zararını görürüz. Yakından uzağa doğru etkilenir, mağdur oluruz.
Alem ve içindekiler, "sebep-sonuç ilişkisi" esasına göre var edilmiştir. Sonuçların değişmesi için; tüm safhaları ile birlikte sürece müdahale edilmesi ve sebeplerin değiştirilmesi gerekir.
İnsanın oluşma, gelişme süreci; ana rahminde başlayıp mezara kadar devam eder. İçinde bulunduğu çevre ve ortam; aklını, ruhunu, bedenini olumlu ya da olumsuz yönde etkiler. Bu etkinin sonucunda benliği, kimliği, kişiliği şekillenir. İyiliğe veya kötülüğe eğilimli hale gelir.
Ortada bir şiddet varsa; onu üreten bir ortam da vardır. Günahında, vebalinde; aileden okula, okuldan topluma, çarşıdan pazara, kültürden sanata, modadan reklama, devletten millete ve aynı gök kubbenin altında yaşayan kimselere kadar hemen herkes payını alır.
Özellikle çocuklar ve gençler, iyiliği de kötülüğü de görerek öğrenirler. Yetişkinlerin yaptıklarına, yaşadıklarına öykünür ve özenir; onları taklit ederler.
Resulullah (sav)'ın beyanına göre; "Bir insanı haksız yere öldüren her kimsenin günahından, Hz. Adem'in ilk oğluna da (Habil'i öldüren Kabil'e de) pay verilir. Çünkü O, insan öldürme adetini ilk başlatan kişidir".
Bizim dinimizin, kültürümüzün, medeniyetimizin merkezinde "şefkat ve merhamet" vardır. Mevlana'nın ifadesiyle; "Şefkat ve merhamet insanlığın, şiddet ve şehvet hayvanlığın vasıflarıdır".
Allah (cc), Nisa suresi ayet 36'da; "anaya, babaya, akrabaya, yetime, yoksula, komşuya, arkadaşa, yolcuya, elimizin altında bulunan kimselere iyi davranmamızı" emreder. Maide suresi ayet 32'de ise; "haksız yere bir insanı öldürmenin bütün insanları öldürmek gibi, bir insanı ölümden kurtarmanın da bütün insanları kurtarmak gibi olduğunu" söyler.
Bu hassasiyet, hayvanlar ve hatta bitkiler için bile geçerlidir. "Zararı engelleyip faydayı temin etmek, kötülüğe karşı çıkıp iyiliği desteklemek" tevhid inancının ana ilkelerinden biridir.
Peygamber (sav) Efendimiz özelde ashabına, genelde bütün ümmetine; "Merhametli olmadan mümin olamazsınız. Yalnız insanlara karşı değil, bütün mahlukata karşı merhametli olmanız gerekir" diye buyurmuştur. "Biz yerdekilere merhamet edersek, göktekilerin de bize merhamet edeceği" beyanında bulunmuştur.
Bir gün, adamın birinin kölesini kırbaçla dövdüğünün farkına varır. Uzaktan, yüksek sesle; "Ey Ebû Mesut! Bilesin ki Allah'ın gücü sana, senin bu köleye gücünün yettiğinden çok daha fazla yeter" diye bağırır.
Adamın kırbacı elinden düşer. Bir daha asla böyle bir şey yapmayacağını beyan ederek; "Allah rızası için bu köleyi kölelikten azat ettim" der.
Şam'da, arazi vergisi yüzünden çiftçilerin başlarına zeytinyağı dökülerek güneş altında beklemeye mahkum edildiklerini öğrenir. Bunun üzerine; "insanlara haksız yere azap edenlere Allah'ın mutlaka azap edeceğini" bildirir.
Bir merkebin yüzüne ateşle yakılarak damga vurulduğunu fark eder. "Bu hayvanın yüzünü dağlayana Allah lanet etsin" der. Hadis külliyatı içinde, enteresan bir kedi hikayesi vardır. Resulullah (sav), namazda kendisine cehennemden bir kesit gösterildiğini anlatır.
Orada, acı içinde kıvranan bir kadın bulunmaktadır. Bir kedi, kadının yüzünü tırmalamaktadır. Azap meleklerine, günahının ne olduğunu sorar. Onlar da dünyada iken bu kediyi bir yere hapsedip açlıktan ölünceye kadar beklettiğini anlatırlar.
Meyve ağaçlarını karıncalar sardığında, Kanuni Sultan Süleyman Zenbilli Ali Efendi'ye, şiir diliyle; "Ağaçları sarsa eğer karınca / Zarar var mı karıncayı kırınca?" diye seslenir. Zenbilli, aynı üslupla; "Yarın Hakk'ın divanına varınca / Süleyman'dan alır hakkın karınca" beyti ile cevap verir.
Sonuç olarak; bizim dinimiz, kültürümüz, medeniyetimiz "canın, malın, aklın, dinin, neslin korunması" esasına göre kurulmuştur. Şiddetin her türlüsünü; tahrif edilip tevhid dairesinin dışına çıkan dinlerin, kültürlerin, medeniyetlerin mensupları doğurmuştur.
Bizim kapımızı da çalmışsa, kökeni itibariyle ecnebidir. Onlara benzeme sevdamızın kötü sonuçlarından biridir.
Kadim değerlerimizi ihya etmekten, yeni nesilleri o değerler dünyasına göre inşa etmekten başka çaresi, çözümü yoktur. Ülkemiz ve toplumumuz, dünyamız ve insanlık âlemi; ancak ve ancak hak ve hakikat dinini yaşayarak felah bulur.
Zekeriya Erdim
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.