Bizim Maveramız
Tarih boyunca asırlar ve nesiller arasında dil, düşünce, değer köprüleri kurulmuştur. Bugün dünün rahminde şekillenip, ağrılar ve sancılar arasında doğmuştur. Yarın da bu günün yavrusu olacaktır. Geleceğin binası, geçmişin temelleri ve direkleri üzerinde kurulacaktır.
Kültür ve medeniyet kalesinin duvarları, algı yahut anlam yüklü sözcüklerle örülür. Duygular, düşünceler, değerler; onların şahsında ete, kemiğe bürünür. Kelimelerin ve kavramların bir "sözlük" bir de "ıstılah" anlamları vardır. Birincisi "genel" ikincisi "özel" kabulü ifade etmek için kullanılır.
Mavera; sözlüklerde "bir şeyin ötesi, arkası" şeklinde tarif edilir. Din dilinde, özellikle tasavvuf geleneğinde; "görünen âlemin ötesi, metafizik" yahut "dünya hayatının ötesi, ahiret" anlamına gelir.
Ötelerin ötesinde, âlemlerin ve içindekilerin rabbi olan Allah vardır. Mikro ve makro düzeydeki varlıklar ile onların varlığını devam ettiren muazzam denge, düzen; aynı üstün iradenin tecelli terkibine dayanır.
Ayrıca "ulaşılması zor ama şerefli olan yüksek idealler" anlamı da vardır. Hadis rivayetlerinde dünya hayatının geçici, ahiret hayatının kalıcı olduğu "mavera" kavramı ile anlatılır.
Bizim geçmişimizde "Maveraünnehir" şeklinde genişleyerek özel bir anlam ve açılım özelliği kazanmıştır. Türk-İslam kültür ve medeniyetinin yaşandığı geniş bir coğrafi bölge, bu adı almıştır.
Türk boylarının yoğun ve yaygın bir şekilde yaşadığı; hem İslam dini hem de Müslüman topluluklarla tanışıp kaynaştığı; ilimde, kültürde, sanatta ileri seviyelere ulaştığı "medeni yurt" çevresi, ortamıdır. Bu günkü Özbekistan, Tacikistan, Türkmenistan, Kazakistan gibi ülkeleri; Semerkant, Buhara, Taşkent, Harezm, Fergana gibi şehirleri içine alır.
Orta Asya'da Ceyhun (Amu Derya) ve Seyhun (Siri Derya) nehirlerinin arasında kalır. Meşhur "İpek Yolu" da bu bölgenin tarihi ve stratejik öneme sahip ticaret güzergahıdır. Sanki o iki nehir; bitkilerle hayvanlarla birlikte akılları, ruhları da sulamıştır. Yerde başaklar bire yediyüz vermiş, gökte yıldızlar bir başka parlamıştır.
Büyük hadis âlimi İmam Buhari, Hanefi mezhebi mensuplarının itikadda imam kabul ettikleri Maturidi, çağının meşhur tıp âlimi İbn-i Sina, astronomi âlimi Birûni, felsefe âlimi Farabi gibi şahsiyetler Maveraünnehir'de yetişmişler. İslami Türk edebiyatının ilk büyük eseri ve ilk siyasetnamesi olan Kutadgu Bilig'in şairi, yazarı Yusuf Has Hacib; Türk dilinin ve lehçelerinin ilk ansiklopedik sözlüğü olan Divan-ı Lügati't-Türk'ün müellifi Kaşgarlı Mahmud bu bahçede çiçek açıp meyve vermişler.
Şimdilerde Mavera; şanlı bir geçmişin, tarihin hafızasında derin izler bırakan hatırasıdır. Gelecek tahayyülü yahut tasavvuru açısından ise "bulunduğumuz yerin ötesinde kalan ve ulaşılması zaruri olan yüksek idealler" manzumesinin sembolik şifresi, ortak adıdır.
Cümle kan kardeşlerimizin, din kardeşlerimizin yaşadıkları coğrafyaların tamamını içine alır. Ayrıca, insanlığını kaybetmemiş insan kardeşlerimizin de bu çınarın gölgesinde yeri olur. Dünyanın herhangi bir bölgesi huzurun ve güvenin hakim olduğu belde haline gelse, oraya "Mavera" denir. Başka bölgelerde yaşayanlar da Mavera halkına ve hayatına öykünür, özenir.
Geçmişte yaşanmışsa, gelecekte de yaşanması mümkündür. Köklerimizde var olup uzun bir kış uykusuna yatan idealizm, dinamizm uyandırılırsa o ruh, gövdemize ve dallarımıza da yürür. Kaybettiğimiz değerleri, yeniden kazanmalıyız. Yeryüzünün her köşesini Maveraünnehir neslinin mirası gibi görüp; asrın ilim, kültür, sanat, siyaset, ticaret önderleri olmalıyız.
Dünyanın ve insanlık âleminin buna ihtiyacı var. Modern cahiliye düzeninin mazlumları, mağdurları; gözlere çekilen perdeleri açacak, gönüllere düşürülen gölgeleri aydınlatacak hidayet elçilerinin yolunu gözlüyorlar.
Beri dünyada yaptıklarımız, öte dünyada azığımız olacak. Dedelerimizin bıraktıkları bize kaldı, bizim bıraktıklarımız da torunlarımıza kalacak.
Dünden güne bir büyük dava miras kaldı;
Onu şiar edinmek, bize vacip oldu.
Yerler, gökler, denizler büyük maveramız;
Hakkı halka götürmek, dünya maceramız.
Kerem, Aslı oluruz sevda yollarında;
Mecnun gibi ölürüz Leyla çöllerinde.
Maldan, candan geçeriz bahar gelsin diye;
Yakın, uzak diyarlar mesut olsun diye.
İlim, iman ve amel ömür sermayesi;
Huzur, güven iklimi aşkın tek gayesi.
Koyu, kara gecenin kızıl seheriyiz;
Yeni vuslat çağının, canlı cevheriyiz.
Bülbül güle kavuşsun, mevsim yaza dönsün;
Kaza, bela savuşsun gökten rahmet insin.
İki nehir arası, sanki cennet olsun;
Herkes, her an, her yerde sonsuz felah bulsun.
Zekeriya Erdim
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.