Troçki'den Humeyni'ye: Kesintisiz devrimler
İran devriminin temelde iki hatası var. Bu hatalar hem İran'ı hem de bölgeyi çıkmaza sürüklemiştir. Bunlardan ilki mutlak ve kayıt dışı velayet-i fakih anlayışı ve uygulamasıdır. Bu modeli tarihte ilk uygulama bedbahtlığı Ayetullah Humeyni'ye nasip olmuştur. Teorik olarak bu tezi bazı eksik ve gedikleriyle birlikte Şeyh Ahmet Neraki (avaid el eyyam yazarı) kurgulamış ve ortaya atmıştır. Bunu mutlakiyetçi bir biçimde hayata geçiren Humeyni olmuştur. Paris'te iken yani muzaffer olarak yurda dönmeden önce mukayyet yani sınırlı sorumlu bir velayet anlayışını dile getirmiştir. Lakin ipleri ele geçirdikten sonra nefsine yenilmiş ve bu anlayışı ve uygulamayı sınırsız hale getirmiştir. Şeriata değil hevasına uymuştur. Bu da tuğyana ve bidata açılan bir kapı olmuştur. Ayetullah Hui, Humeyni'nin seslendirdiği ve mutlakiyetçi biçimde uygulamaya koyduğu velayet-i fakih anlayışını reddetmiştir. Şeriatmedari, Tabatabai ve Muntazari gibi ayetullahlar en azından uygulamada bu sisteme muarız olmuşlardır. Bunun Şia geleneğine yabancı ve bidat bir çığır ve uygulama olduğunu dermeyan etmişlerdir. Humeyni bu modeli sınırsız hale getirmiştir. Bu onlara göre mezhepte bir bidat çığırıdır. Kitleler ise bunun zararlarını yaşayarak görmüşlerdir.
İkinci temel hata ise devrim ihracı olmuştur. Devrim ihracı ise bölge ülkeleriyle kesintisiz bir biçimde sürtüşmelere kapı aralamıştır. Bu iki mesele İran'ı ve bölgeyi germiş ve çıkmaza sokmuştur. İlişkileri rayından çıkarmış, fitne ortamı oluşturmuştur. Dolayısıyla İsrail'e odaklanmak yerine bölge ülkelerini veya rejimlerini devirmeye odaklanmış, bunu da İsrail'e son verme düşüncesiyle perdelemiş ve kamufle etmiştir. Nasır da bunu Humeyni gibi velayet adına değil Napolyon'dan mülhem bir biçimde cumhuriyet rejimi adına tasarlamış ve kraliyetçi güçlerle sürtüşmeye girmiştir. Nitekim Kasım Süleymani'nin yardımcısı Ebu Mehdi Mühendis, 'İsrail'e ne zaman gireceğiz?' şeklinde sorulan bir soruya şu karşılığı vermiştir: Sırada Suudi Arabistan var. Dervişin fikri ne ise zikri de odur. İran rejiminin yıkıcılığı anlaşılmadan bölgeye huzur gelmez.
Uzlaşmacı bir kişiliği temsil eden Haşimi Rafsancani 1991 yılında şartlar ışığında devrim ihracı fikrinin ve programının gözden geçirilmesini istemiştir. Bunun bölge ülkeleri ve nihayetinde dünya ile sonu gelmez sürtüşmelere yol açacağını öngörmüştür.
Devrim ihracı yerine içeride iyi kurgulanmış çekici ve cazip bir model kurulmasını istemiş ve bunun özendirici olacağına dikkat çekmiştir. Devrim yerine evrim yolunun tercih edilmesini tavsiye etmiştir. Devrim ihracı yerine devrimin iktibas edilmesi yönteminin daha az muhataralı olacağına vurguda bulunmuştur. Hatta tasavvufta iktibas müridin şeyhe özenerek terakki etmesinin yollarından birisidir. 'Hattı imamcılar' ise Yahudi asıllı Troçki'nin yolunu tutmuşlar ve kesintisiz devrim tezine destek vermişlerdir. Bunu da 'Her Yer Kerbela Her Gün Aşura' sloganıyla taçlandırmış ve kılıfına uydurmuşlardır. Muhakemeyi devreye sokamamışlardır.
Abdullah Fehd Nefisi'nin anlattığına göre pragmatik Rafsancani 1991 yılında ihraç yerine iktibas modelini ve seçeneğini önermiştir. Lakin Humeyni tarafından kurulan bidat rejim ve üstten inmeci tağuti sistemi bunda diretmiştir.
Bu uygulamayla birlikte Humeyni Alak Suresi'nin 6 ve 7'nci ayetinin kapsamına girmiştir. Hayır! Gerçek şu ki, insan kendini kendine yeterli görerek azar. La şarkiyye la garbiyye demiş ve bütün dünyayı kanatları altına alabileceğini sanmıştır. Kendi iddiasında boğulmuştur.
Mustafa Özcan
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.