Mustafa Özcan
4.03.2026
Mustafa Özcan
İran'ın boşluğunu kim dolduracak?
Tüm Yazıları

İran'ın boşluğunu kim dolduracak?

İsrail açısından bölgede şöyle bir denklem var: Darbeler altında İran'ın bölgedeki nüfuzu daraldıkça, geriledikçe Türkiye'nin nüfuzu öne çıkacaktır. İran Suriye'de rol kapmaca oynadı. Esat'ın tercihiyle öne geçti lakin yanlış hesap Şam'dan geri döndü. Şimdi ise ana eksen çöküyor. Bundan dolayı kimi İsrailli yetkililer sırada Türkiye'nin olduğunu varsayıyorlar. Akademik guruları Bernard Lewis bunu 2011 yılında söylemişti. Netanyahu geçmiş konuşmalarından birisinde İran'ı saf dışı veya etkisiz hale getirdikten sonra sıranın Pakistan'a geleceğini söylemişti. Pakistan'ın yerine Türkiye'yi koyanlar da var. Kime denk gelirse! Onlar için önemli olan düşman icat etmek! Türkiye'yi İran'ın yerine koyanlar veya ikinci İran görenler genellikle İsrailli askerler veya akademisyenler. Elbette Türkiye İran değil. NATO'da ikinci güç. İran gibi olması için uzun süre kuşatma altında tutulması ve civarından tecrit edilmesi gerekir. Bunun için vakit yok. Lakin bir ara formülleri olabilir. Yeni Suriye rejimiyle Türkiye'nin arasına girmek! Onları İsrail'e ram etmek! Türkiye'nin Şam ile bağlarını zayıflatmak. Yapabilirlerse Suriye'yi yeniden İsrail ile Türkiye arasında tampon bölge haline getirmek. İsrail'in zayıf karnı Suriye.

Yeni Suriye yönetimini İsrail'e yakınlaştırmak Türkiye'den uzaklaştırmak yeni formül. Lakin bu ABD devreye girmeden alınabilecek bir sonuç değil. İsrailli general Amir Afifi bu yönde açıklamada bulunuyor. İran'dan sonra sıranın Türkiye ve Mısır'a geleceğini söylüyor! İki ülkenin yakınlaştığına dikkat çekiyor. Peki, neden Türkiye ve neden Mısır? Mısır'ın Türkiye gibi yeni Suriye yönetimiyle ilişkisi de yok. Lakin tampon olmadan Sina Yarımadası üzerinden İsrail'e sınır! Ayrıca son sıralarda iki ülke arasında soğukluk yaşandığı da biliniyor. Arada sadece Camp David Antlaşması ve çeperi var. Sisi rejimi ayrıca siyasal İslami çizgiye de mesafeli hatta düşman. Dolayısıyla ideolojik olarak Netanyahu'nun düşman tanımına uymuyor! Netanyahu velayet-i fakih kurumunu devre dışı bıraktıktan sonra sıranın Sünni eksene geleceğini söylüyor. Bu yönde ilk akla gelen ülkeler ise Türkiye ile Katar! Peki, Amir Afifi gibi emekli generaller neden Mısır'ın ismini anıyor ve telaffuz ediyorlar? Basit! Elbette Abdulfettah Sisi'den dolayı değil. Mısır'ın konumu ve potansiyel gücünden dolayı onu hedef alıyorlar. İran cesametinde bir ülke!

Türkiye'ye gelince; Sünni bloğun potansiyel lideri olarak bölgenin yükselen yıldızı ve İran'ın bırakacağı stratejik boşluğu doldurabilecek nitelikte. Bu gücüne güç katması anlamına geliyor! Nitekim Suriye'de böyle olmuştur. İsrail'in eski Savunma Bakanı Yoav Gallant, Orta Doğu'daki yeni güç dengeleri ve Türkiye'nin artan etkisine ilişkin dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu. Bölgenin tarihi bir dönemeçten geçtiğini vurgulayan Gallant, önümüzdeki haftalarda alınacak kararların Orta Doğu'nun gelecek on yıllarını belirleyeceğini ifade etti. Türkiye'nin bu durumu uzun vadeli bir stratejik fırsat olarak gördüğünü kaydeden Gallant, "Türkiye artık çevredeki bir ortak değil, bölgesel güç merkezlerinden biri." dedi. Suriye üzerine Türkiye-İsrail çekişmesinden sonra bu çekişme daralan İran nüfuz bölgelerine de yansıyacaktır. Amerikalı gazeteci Tucker Carlson İsrail'in Türkiye'den nefret ettiğini söylüyor bunun nedeni olarak da Türkiye'nin kontrolden çıkmış olmasını gösteriyor.

İngiliz eski parlamenter ve Filistin müdafii George Galloway İslam ülkelerini savunmak için medeni ülkelerin ve milletlerin güçlerini bir araya getirmelerini istiyor. Bu yönde Türkiye ile İran'a görev düştüğünü söylüyor. Elbette kulağa ve gönle hoş geliyor. Lakin bunun uygulanabilir olduğunu sanmıyorum. Geç kalmış bir çağrı! Elbette Türkiye İran'ın çökertilmesini istemiyor. İsrail ve ABD ile İran üzerinden komşu olmak da istemez. Lakin ötesine gidebilir ve elini taşın altına koyabilir ve fiili olarak bedel isteyen bir tutum takınabilir mi?

Şimdilik bu boş bir kuruntu sayılabilir. İran gibi ülkeler kendilerini dev aynasında görüp komşularını yok saymamaları gerekirdi. Son hamlelerinde 8 Körfez ülkesine saldırılarıyla birlikte yeniden Suudi Arbistan'ı BAE-İsrail eksenine yaklaştırmış oldular. Bu akıllıca bir strateji mi?

Stratejik hesapların düzgün yapılması lazım! İran daima sağduyu ile değil kışkırtma ile hareket ediyor. Pervasız davranıyor! İran'ın bu saatten sonra arkasını toplamak adeta imkan dışı. Kendi düşen ağlamaz. İran'dan fazla İrancıların sıkıntısı takıntısı ise serap peşinde manevi sermayelerini tüketmiş olmalarıdır.

Yanlış yatırım İran serabında sona erdi. Keşke dönüş yolu veya ricat hattı açık olsaydı.

Mustafa Özcan

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.

YAZAR ARŞİVİ

Mustafa Özcan

Mustafa Özcan Diğer Yazıları