Arama

Fatma Bayram
Ekim 5, 2023
İnsanı insan kılan ahlak
Sesli dinlemek için tıklayınız.

Bilim insanları, canlılar içinde kendi düşünce ve davranışları üzerinde düşünme kapasitesine sahip tek varlığın insan olduğunu söylüyor. Bu yeteneğimizle kendimize dışarıdan bakarak değerlendirmelerde bulunur, davranışlarımızı ölçer, doğru-yanlış, güzel-çirkin, iyi-kötü gibi nitelikler üretiriz. Bu durum sadece biyolojik bir canlı (beşer) olmayıp, ruh verilerek "insan" kılınmamızın doğal bir sonucudur. (Bakara 2/31-33; Hicr 15/28-29)

Kur'an'da Ademoğlunu anlatan iki temel sözcük vardır: "Beşer" ve "insan". Kelime anlamı olarak insanın cildi ve dış görünüşünü vurgulayan beşer kavramının geçtiği ayetlerin her biri şekilsel özelliklerimize dikkat çeker. İnsan kelimesiyse geçtiği yüzlerce yerin tamamında, akıl, şuur ve vicdan sahibi oluşumuza, konuşup düşünebilmemize ve evrendeki seçkin konumumuza vurgu yapar. Rabbimizin hitabı da taşıdığı bu ruhsal özellikler nedeniyle "sorumlu" olan insana yöneliktir. Bu da gösterir ki bir yönüyle sırtımıza yük yükleyen ve çoğu zaman hakkıyla ifa edemediğimiz düşüncesiyle içimizi paralayan dini ve ahlaki sorumluluklar bizi biyolojik bir canlı olmaktan çıkarıp Allah katında değerli kılınan Ademoğlu seviyesine yükseltir. (İsra 17/70-72) Sorumluluk hem şerefimizin hem de utancımızın kaynağıdır. (Ahzab 33/72-73)

Bu varoluşsal trajedide kaybolmamak için ilahi ışığın aydınlığına ihtiyacımız var. Dengeye ancak onun yardımıyla ulaşabiliriz. Yoksa ya sorumluluğun yükü altında kendimizi ezer, varlığımıza ihanet ederiz ya da onu sırtımızdan atmak için insanlıktan çıkar, hayvani yönlerimizin peşine takılırız. Allah'tan gelen bilginin Allah'ın yarattığı insan doğasını ve onun ikilemlerini göz ardı etmesi düşünülemez. Dolayısıyla dini bilgi söz konusu olduğunda öncelikle dikkat etmemiz gereken şey kaynağın temizliğidir. Bu açıdan son kitabın korunmuşluğu insanlık için değeri ölçülemez bir nimettir. Onun sayesinde beşeri ve insani yönlerimizin hiçbirinin hakkını yemeden ahlaki yönden gelişmemiz mümkün olur. Dinimiz bizi bedenimiz, ruhumuz ve nefsimiz bütünlüğü içinde ele alır. Hiçbir yönümüzü yok etmeye çalışmaz. Aksine İslam'a göre insanın kemale, yani en yüksek insanlık düzeyine ulaşması ancak bu üç unsurun birbirini desteklemesi ve her birine gereken önemin verilmesiyle mümkündür. Erdemli olmak beşeri arzulara sahip olmamak değil, bu tür duygular nefiste uyandığı zaman onları kontrol edebilmektir.

Ayetlerden anlaşılan odur ki insanın yapısı iyiliğe de kötülüğe de kabiliyetlidir: "Nefse ve onu düzgün bir biçimde şekillendirip ona kötülük duygusunu ve takvasını (kötülükten sakınma yeteneğini) ilham edene andolsun ki, nefsini arındıran kurtuluşa ermiştir. Onu kötülüklere gömüp kirleten kimse de ziyana uğramıştır."(Şems 91/7-10) Yaratıcı bizi meleklerden üstün veya hayvandan aşağı olabilecek bir konumda yaratmış ve bu ikisinin arasında istediğimiz mertebeye ulaşabileceğimiz gücü bize vermiştir. (Tin 95/1-5)

İnsanın mutluluğu, kendisine verilen bu kabiliyeti, potansiyelinin en üst konumuna ulaşabilmek için kullanmasına bağlıdır. Çünkü yükselmek insana mutluluk, tatmin ve huzur verir. Düşüş ise kaygı, karamsarlık ve bunalım getirir. Böyle baktığımızda, rahatlıkla, beşeri insan yapan şeyin ahlak olduğunu söyleyebiliriz. Peygamberimizin kendisinin gönderiliş amacının "güzel ahlakı tamamlamak" olduğunu söylemesi dinin nihai amacını göstermesi açısından anlamlıdır. (İbn Hanbel, II, 381)

İslam Ansiklopedisi'nde ahlak kavramına baktığımızda Arapçada "seciye, tabiat, huy" gibi manalara gelen hulk veya huluk kelimesinin çoğulu olduğunu, sözlüklerde çoğunlukla insanın fizik yapısı için "halk", manevî yapısı için "hulk" kelimesinin kullanıldığını görürüz. Bu haliyle "ahlak" insanın iyi veya kötü huylarını, yani manevi yapısını ifade eden bir terimdir. Bu nedenle İslamî kaynaklarda iyi-kötü ahlak veya güzel-çirkin ahlak ayırımı yapılır. İslam ahlakçıları ahlakı tanımlarken bu iki boyutu da dikkate alarak şöyle demişlerdir: "Ahlak insanın davranışlarının, ölçüp biçmeye gerek kalmadan kendiliğinden ortaya çıkmasına sebep olan yapısal bir kabiliyettir."

Bu tanıma göre bir davranışın kişinin ahlakındaki yerini görmenin iki ölçütü vardır: Süreklilik ve kendiliğindenlik. Yani bir davranış, üzerinde hiç düşünmeden, rol yapmadan tabii bir şekilde ortaya çıkıyor ve benzer her durumda doğal olarak tekrarlanıyorsa o davranış kişinin ahlakının göstergesidir. Mesela cömert davranmak için kendini zorlamayan, her fırsatta gücünün yettiğince yardım ve ikramda bulunan ve çevresinde bu özelliğiyle bilinen kişinin ahlakının cömertlik olduğunu söyleyebiliriz. Buna karşılık ancak mecbur kaldığı zaman, o da kendini zorlayarak ikram ve yardımda bulunan ve bunu hayatında çok seyrek yapan birinin cömert olduğunu söyleyemeyiz.

Bu durum iyi ve kötü tüm davranışlar için geçerlidir. İstisnai bir iyilik yapmak kişiyi iyi ahlaklı saymamıza yetmeyeceği gibi yine istisnai bir durumda görülen sıra dışı bir hata kişinin ahlakının bozukluğunu göstermez. Bu açıdan baktığımızda, henüz davranışların yerleşik bir ahlaka dönüşmediği gençlik dönemi ahlaki gelişimin devam ettiği, bu nedenle karakterleri hakkında olumsuz bir yargıya varmamak için özen gösterilmesi gereken bir dönemdir. Kur'an'da bunun güçlü bir örneğini Yakup (a.s) ile oğulları arasındaki ilişkide görürüz. Geri dönüşü olmayan vahim hatalar yaptıkları halde Hz. Yakup (ve Yusuf) hiçbir zaman onları kötülememiş, hatayı kişiliklerine bağlamamış, şeytana uyduklarını söyleyerek karakterlerindeki zayıf noktaya (kıskançlık) rağmen içlerindeki iyi tarafa hitap etmiştir.

Son olarak ahlakın, kişinin zekâ ve düşünce gücüyle çok da ilgili olmadığını belirtelim. Yanıltıcı şekilde zekâ ve bilginin (hatta fiziksel güzelliğin) ahlaki yetkinlikle bir arada olacağını var sayarız. Gerçekteyse sağlam karakter diyebileceğimiz güzel ahlakın bir insanın dehası ve bilgisiyle çok da bir ilgisi yoktur. Elbette iyilik ve kötülüğü bilmek ahlaki gelişime bilmemekten daha çok yardım eder. Ne var ki güzel davranışların kökleşerek ahlaka dönüşmesi için bilgi ve kavrayış gücüne ilaveten duygusal kabul (inanç) ve irade gücüne ihtiyaç vardır. Tek başlarına deha ve bilgi bir insanın her yaptığının doğru ve iyi olduğunu göstermez. Günümüzde insan ilişkilerindeki zarafet ve görgü kurallarının da ahlakla karıştırıldığı görülmektedir. İnsan bazen dış görünüşü itibarıyla görgülü fakat karakter itibarıyla kötü ahlaklı olabilir. Görgü ve bilgisi yerinde nice zalimler olabileceği gibi bazı kibar ortamlarda nasıl oturup kalkacağını pek bilemeyen nice temiz ve güzel ahlaklı insanlar vardır. Ahlakın görgüyle karıştırılması dine yönelik sorgulamaların önemli bir kaynağını oluşturduğu için bu ayırımların farkında olmak adına son derece önemlidir. Ancak böyle bir dikkatle gerçek ahlakı gözden kaçırmayız.

Fatma Bayram

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
2024 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN