Arama

Okuma parçası - 2

Okuma parçası - 2
Sesli dinlemek için tıklayınız.

TEMEL AHLAKİ İKİLEM

"De ki Ey Kâfirler! Ben sizin taptıklarınıza tapmam. Siz de benim taptıklarıma tapamazsınız. Ben sizin taptıklarınıza tapıcı değilim. Siz de benim taptığıma tapıcılar değilsiniz. Sizin dininiz size, benim dinim bana." (Kâfirun, 1-6)

Bu sözler İslam'ın temel dini tutumu yüzünden, kendisini çevreleyen putperestlikten en radikal biçimde kopuşunu çarpıcı bir şekilde ifade etmektedir. Bu, İslam'ın tebliğ ettiği tevhid inancıyla özde bağdaşmayan her şeyden, tabiri caizse, resmen bağımsızlığını ilan etmesi anlamına geliyordu. Ahlâkî pratikler alanında, bu bağımsızlık ilanının son derece önemli bir sonucu oldu. Bundan böyle bütün insani değerler tamamen güvenilir bir değerlendirme ölçütüyle ölçülecekti.

Kur'anî bakış açısı, bütün insani özellikleri, birine 'olumlu' diğerine 'olumsuz ahlâkî özellikler' diyebileceğimiz taban tabana zıt iki kategoriye ayırmaktadır. Bu ayırma işlemini mümkün kılan nihai ölçüt, bütün varlıkların yaratıcısına, yani bir tek 'a imandır. Aslında Kur'an'ın başından sonuna kadar, insanın ahlaki değerlerine ilişkin, o temel mü'min-kâfir dualizmi hakimdir. Bu anlamda, İslam'ın ahlak sisteminin son derece basit bir yapısı vardır. Çünkü 'iman' nihai ölçütüyle, belli bir kişinin ya da belli bir eylemin iki kategoriden hangisine girdiğine kolaylıkla karar verilebilir.

Bunun Arapların ahlaki gelişimi açısından önemi büyüktü; zira böylelikle ilk kez 'ilke' adını hak edecek derecede tutarlı bir ahlaki ilke vaaz edilmiş oluyordu. Aslında cahiliye döneminde kabul gören bazı ahlaki değerler vardı. Ama bunlar, destek alacakları herhangi bir temel ilkeden yoksundular. Paha biçilmez bir kabile değeri olarak kuşaktan kuşağa aktarılan yaşam tarzına karşı beslenen şiddetli ve körü körüne bir tutkuya dayanıyordu. İslam, ilk kez insanın bütün davranışlarını teorik olarak meşru bir ahlak ilkesine dayanarak yargılayıp değerlendirmelerini mümkün kıldı.

"İnkâr yolunu seçip Allah yoluna da engel koyanların yapıp ettiklerini O boşa çıkarmıştır. İman edip din ve dünyaya yararlı işler yapanların ve Rablerinden gelmiş bir gerçek olarak Muhammed'e indirilene inananların ise günahlarını affetmiş ve durumlarını düzeltmiştir. Bunun da sebebi şudur ki, inkâr edenler boş şeylerin peşine düşmüşlerdir, iman edenlerse Rablerinden gelen gerçeğe uymuşlardır. Allah insanlara kendilerinden örnekleri işte böyle vermektedir." (Muhammed, 1-3)

İYİ NEDİR, KÖTÜ NEDİR?

İslam'da ahlakın kaynağı dindir ve söz konusu ahlak münhasıran bu dinin ahiret anlayışı çerçevesinde gelişmiştir. İşte bu ahiret anlayışı, insanın nihai kaderini bu dünyadaki amellerine bağlar ve bu noktada kulun davranışının İslam davasına hizmet mi ettiğine, yoksa ona engel mi olduğuna özellikle bakar. Kur'an'ın 'iyi' ve 'kötü'ye bakışının çok özel oluşunun nedenini de burada aramak gerekir. İslam'da ahlaki iyilik kavramının tartışmasız dini karakterini, Kur'an'da dini ve ahlaki mükemmelliği anlatmak için en çok kullanılan kelimelerden biri olan 'salih' sözcüğünün gösterdiği kadar hiçbir şey göstermez.

Salih ve iman kelimeleri arasında son derece güçlü bir anlam ilişkisi vardır. Bu iki kelime neredeyse koparılması imkansız biçimde birbirlerine bağlıdır. Tıpkı gölgenin kişiyi izlemesi gibi, nerede iman varsa orada salih ameller de vardır. Salihat, imanın amel yoluyla dışa vurumudur. İşte bu nedenle "iman edip Salih ameller işleyenler" ifadesi, Kur'an'da en sık kullanılan tabirlerden birisidir. (..)

Bu Salih ameller nedir? İfadelerin bağlamından açıkça anlaşılan odur ki 'salih ameller' Allah tarafından bütün mü'minlere emredilen işlerdir. Bakara 83. ayette şu beş unsur çerçevesinde salihatın özlü bir tanımı yapılır: Allah'tan başkasına kulluk etmemek; ana-babaya, yakınlara, yetimlere ve yoksullara iyi davranmak (ihsan, yani şefkat ve iyilikle muamele etmek); insanlara güzel söz söylemek; namazı dosdoğru kılmak ve zekat vermek. (..)

Kur'an'da salihat kelimesinin zıddı s-v-e kökünden türeyen seyyiât kelimesidir. Casiye 21'de bu iki kavramın birbirine zıt olduğu açıkça vurgulanır:

"Yoksa seyyiât ilşlemeye dalanlar, yaşarken de öldükleri zaman dakendilerini salih ameller işleyenlerle b,ir tutacağımızı mı sandılar? Ne kötü hüküm veriyorlar."

Kur'an'daki ahlaki terimlerin anlaşılması en zor olanlarından biri de birr kelimesidir. (..) Gerçek birr'in unsurları Bakara 177'de sayılmıştır. Bu listeye kısaca göz attığımızda bile bu terimin İngilizce'ye niçin o denli farklı biçimlerde tercüme edildiğini de anlamış oluruz. Kelime 'dindarlık' olarak da tercüme edilebilir; 'doğruluk' veya 'iyilikseverlik' olarak da. Bir başına bu tercümelerden hiçbiri, bunların tümünü ve belki daha başkalarını da içinde barındıran birr kelimesinin anlamını tam olarak karşılayamaz.

Ayetin son cümlesinde, birr'in olabilecek en açık biçimde 'Allah korkusu' (takva) ile ilişkilendirildiğini görürüz. Burada 'samimi' ya da 'gerçek' mü'minler (ellezine sadekû) ve gerçek anlamda 'Allah korkusu taşıyanlar' (muttakîn) olarak adlandırılmayı hak eden kişilerin, ancak, toplumsal olsun, dinsel olsun, birr adı altında sıralanmışbütün ödevleri yerine getirenler olduğu kesin bir dille ifade edilmektedir. Aynı şekilde bu pasaj, gerçek birr'in boş kuruntularla değil, Allah korkusuyla hareket etmek olduğunu beyan etmektedir.

Kur'an'da Dini ve Ahlaki Kavramlar, Toshihiko İzutsu,
"Kabile Yasasından İslam Ahlakına" ve "Belli Başlı Kavramların Analizi"
bölümlerinden özetle...

Fatma Bayram

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
2021 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN