Arama

Ömrünü İslam’a adayan Hasan el Benna nasıl suikasta uğradı?

Hayatını İslam'a adayan Hasan el Benna, henüz 22 yaşındayken 20. asrın en kapsamlı hareketi olan İhvan-ı Müslim'i kurdu. Sadece üç kahvehane ile başlayan onun bu mücadelesi, tüm dünyaya yayıldı. Dünya çapında 72 ülkede organize olan İhvan'ın 1928 yılında ilk filizlerini atan Mısırlı düşünür ve alim Benna, 12 Şubat 1949'da uğradığı suikast sonucu 43 yaşında hayata gözlerini yumdu. Peki, Hasan el Benna nasıl suikasta uğradı?

İslam dünyasındaki çeşitli düşünce akımlarına önderlik eden ve dünya çapında 72 ülkede organize olan İhvan'ın 1928 yılında ilk filizlerini atan Mısırlı alim Benna, 12 Şubat 1949'da uğradığı suikast sonucu 43 yaşında hayata gözlerini yumdu.

Türkiye'de 1924 yılında hilafetin kaldırılmasının ardından Müslümanların başsız kaldığı düşüncesiyle İhvan'ın fikri yapısının temellerini atan Benna için sonun başlangıcı dönemin Mısır Başbakanı Nukraşi Paşa'nın (Mahmud Fehmi en-Nukraşi) 8 Aralık 1948 tarihinde teşkilatın yasaklandığını, bütün mal varlıklarına el konulduğunu ve Hasan el-Benna dışındaki yöneticilerin çoğunun gözaltına alındığını açıklamasıyla başladı. Peki, Hasan el Benna kimdir? İhvan'ın yayılış süreci nasıl gerçekleşti? Hasan el Benna, nasıl suikasta uğradı?

HASAN EL BENNA KİMDİR?

Asıl adı Ahmed Abdurrahman el-Benna olan Hasan el Benna, dönemin âlimlerinden Ahmet ibn Abdurrahman'ın oğluydu. 1906'da Mısır'ın Mahmudiye kentinde doğdu. Yerel camilerinden birinde imamlık yapan babası aynı zamanda saatçilikle uğraşarak ticaret de yapıyordu.

Babasının işlerinden ötürü Hasan el Benna'nın hayatı ev, cami ve saatçi dükkânı arasında geçti. Bu sayede korunaklı bir hayat süren el Benna'nın hadis ilmine büyük katkılar sağlayan babasının kendi yazdığı hadis kitapları da vardı. Babasının bu hadis kitapları ve verdiği dini eğitimle büyüyen Hasan el Benna'nın kalbine İslam için mücadele tohumları ailesi tarafından atıldı.

TOPLUMDAKİ KÖTÜLÜKLERE KARŞI YAPTIĞI ÇALIŞMALAR

Lise çağlarında Ali Bedir, Lebbi Nevvar, Abdurrahman Saati ve Said Bedr gibi arkadaşlarıyla beraber "Haramların İşlenmesini Önleme Cemiyet" adında bir topluluk kurdu. Bu cemiyet Mısır'daki bazı önemli isimlere mektuplar göndererek, onların dikkatini toplumdaki kötülüklere çekmeye çalıştı. 1919'lu yıllarda İngiliz sömürüsünü protesto etmek adına düzenlenen gösterilere katıldı.

Çok yüksek bir dereceyle liseden mezun olduktan sonra üniversiteyi Dar'ul Ulum'da okumaya karar verdi. Üniversiteyi bitirme sınavlarını verirken on sekiz bin beyit ve bir o kadar nesir ezberlemişti.

Modernizm adı altında insanların gün geçtikçe dinden uzaklaştıklarına tanıklık eden Hasan el Benna, durumun daha da kötü gittiğinin farkına vardı. Fakat bu durum karşısında hiçbir önlem alınmıyordu. İnsanları olan bitenler hakkında haberdar etmek ve gerçek benliklerine döndürmek amacıyla ne yapılması gerektiği üzerinde incelemelerde bulundu. Âlim kişilerle konuşarak, onları "el-Feth" isminde bir dergi çıkarmaya ikna etti.

Öğrenciliği sırasında kompozisyon sınavında sordukları "Mezun olduktan sonra ne yapmayı düşünüyorsun?" sorusuna şu cevabı vermişti: "Mezun olduktan sonra biri özel, biri de genel olmak üzere iki emelim vardır. Özel emelim, yapabileceğim kadar ailemi ve yakınlarımı mutlu etmektir. Genel emelim de gündüz öğrencilerle, gece de babalarına dinlerinin aslını öğreten bir mürşit olmaktır."

HASAN EL BENNA, ÜNİVERSİTEDEKİ MÜCADELESİ

Hasan el Benna, üniversitedeki mücadelesini şöyle anlatır: "Öğretmen okulunda okuduğum dönemde, zinde güçlerin takibatı devam etmekteydi. Bir defasında evinde kaldığım Hacı Şaire Hanım'ın evinde toplantı halindeydik. Polis, evi kuşatarak içeri girdi. Bizleri sordu. Kadın: 'Öğrenciler sabah erkenden ayrıldılar. Henüz dönmediler. Ben de gördüğünüz gibi bakla ayıklamakla uğraşıyorum.' dedi. Doğru olmayan bu cevaptan rahatsız oldum. Soranın karşısına çıkarak durumu ona açık açık şöyle anlattım: 'Sizin vatana karşı borcunuz bizimle beraber olmamızı gerektiriyor. Bizim işlerimizi aksatmamanızı gerektiriyor. Bizi yakalamanızı değil.' Bu söylediklerime davranışlarıyla olumlu bir şekilde cevap verdiğini bilemiyorum. Fakat hemen oradan ayrıldılar. Onların ayrıldıklarından emin olduktan sonra diğer arkadaşlarımı çağırarak onlara: 'İşte bu, doğru sözlülüğün bereketidir. Doğru olmamız ve işlerimizin sıkıntılarına katlanmamız bizim için kaçınılmazdır. Durum ne olursa olsun hiçbir zaman yalan söylemeye gerek yoktur."

2020 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN