Arama

Vere vere iyileşmek

Vere vere iyileşmek
Sesli dinlemek için tıklayınız.

"İyilik Hareketi" çalışmamıza eksen aldığımız 177.ayette, bildiğiniz üzere, iyilerden olmanın, öncelikle inançla ilişkisi vurgulanıyor. Bu noktada Rabbimizin inancın arkasından ibadetlerden bahsedeceğini zannediyoruz. Oysa ayet "İyi kime denir?" sorusunu cevaplamaya şu ifade ile devam ediyor: "…sevdiği maldan yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara, yardım isteyenlere ve özgürlüğünü kaybetmiş olanlara harcayan…"

Ayetimizin bu kısmında değinilen hususları detaylandırmadan evvel vermenin iyilikle ilişkisi üzerinde durmamız gerek. Diyeceksiniz ki bunu bilmeyecek ne var? Cömertlik olmadan iyilik olur mu? 'nın Mühlikat bahsinde insanın ahlakî yapısında kaçınılmaz olarak var olan şehvet/arzu gücünün terbiye edilmemesi durumunda ortaya çıkacak vasıflar arasında israf ve cimriliği sayar. Aynı şekilde ona göre, oburluk, olma, hayâsızlık ve başkasının musibetine sevinme gibi pek çok kötülük bu gücün insana hâkim olmasından kaynaklanır. İnsanın hayvani yönünün liderliğini yapan bu güç, aklın yardımı ile kontrol altına alınırsa iffet, kanaat, hayâ, zarafet ve yardımseverlik gibi güzel özellikler ortaya çıkar. Bu da kalbin nurunu artırarak aynasının parlamasına yardım eder. Anlaşılan odur ki doğru inançtan sonra nefsin cimriliğinden (ve cimriliğin başka çeşidi olan nefis için israf etmekten) korunup elindeki imkânları paylaşmak, kişinin dürtülerine ve hayvani tabiatına hâkim olması yoluyla iç dünyasındaki karanlıklardan kurtulmak için atılacak ilk adımdır. Öyle ya ayetimizde düşünsel görevlerden sonra iyilik yolunda yapılacak ilk eylem olarak bundan bahsedilmektedir.

Aslına bakılırsa toplumumuzda vericilik kültürü hâkimdir. Ne var, karşılık bekler ve umduğumuzu bulamadığımızda da mutsuz olur, şikâyet ederiz. Oysa asıl olan vermektir. Vermek ve sonra unutmak. Verirken kendin için verdiğini bilmek. Bunu başarabilirsek sonrasında göreceğimiz küçük bir minnettarlık bile fazla gelir. Hatta dünyada karşılık görünce bir miktar endişe eder, diğer tarafta sevabımız azalır mı diye korkarız. Takdir edersiniz ki bu seviyeyi başarmak ahiret inancının sağlamlığına bağlıdır. Ayetimizde iyilerin vasıflarını saymaya inançtan başlaması da bu yüzdendir. Sağlam bir inanç üzerine oturmayan ahlak manevi dayanağını kaybeder.

Vermenin kendisi tedavi edicidir. 'nın dediği gibi adı üstünde nefes vermek gibidir, vermek. Bilirsiniz astımlılar nefes alamadıkları için değil, veremedikleri için daralırlar. Verememek daraltır, sıkar. Vererek içimizi şişiren bütün atıklarımızdan/zulumattan kurtuluruz.

Bu arada küçük bir not ekleyelim; verilecek şeyler sadece maddi değeri olan nesneler değildir. Vaktimizi, tecrübemizi, bilgimizi, sevgimizi, emeğimizi de paylaşabiliriz. Vermenin aslı şudur ki veren her şeyini, hiçbir karşılık beklemeden verir.

Şimdi ayette konuyla ilgili detaylara geçelim. Öncelikle, hemen sözün girişinde "sevdiğiniz maldan" kaydı düşülmüş. Herkesin sevdiği kendine göre. Kiminin parası değerlidir, kiminin vakti. Sevilen şey değiştiği gibi, o an için ona verdiğimiz değer de değişir. Ayette sevdiği maldan vermek bilhassa belirtildiğine göre bizi iyiler arasına katacak budur. Malımızdan vermek. Hem de sevileninden.

İnsanın mala düşkünlüğü umumi bir kaidedir. Vaktimi harcıyorum, sevgimi veriyorum, emek sarf ediyorum diye kendimizi kandırmamamız gerektiğini anlıyorum bu ifadeden. Sevdiğin bir şeyi, hiçbir karşılık beklemeden elimizden çıkarttığımızda onunla birlikte hangi fazlalıklardan kurtuluyoruz kim bilir.

Ayetin devamında bu malın kimlere verileceği de bir sıra içinde zikredilmiş. Rabbimiz yakınlardan başlıyor saymaya. Bunun hikmetleri herkesin malumudur. Elimizdeki imkânları en çok yakınımızdakiler bilir, görür. Onlardaki kıskançlık ve haset duygularını sevdiğimiz şeyleri onlarla paylaşarak kısmen gidermiş, ayrıca göz hakkı denilen insanlık görevini de yerine getirmiş oluruz.

Buradaki bir inceliğin de şu olduğunu düşünüyorum: İnsanın sevdiği bir malını, mesela bir bahçesini/mülkünü, değeri olan bir eşyasını yakınındaki birine vermesi, gözünün görmediği uzaktaki birine vermesinden daha büyük bir vazgeçiştir. Yakınlara vermek, o kıymetli malı, onun kullanıp durduğunu sürekli göreceksin demektir. Düşkün olduğun o şeyden bir defa değil, her gün defalarca vazgeçmek demektir. Bunu da hatırda tutmak gerek.

Yetimler meselesi zaten kanayan yaramızdır. Acilen sarmak gerek. Hadislerde bildirildiğine göre yetimlere iyilik ve ikram, kalp katılığını giderir, cennette peygambere yakınlık kazandırır, günahlarımızın affına vesile, bereket ve rahmet kapısıdır.

Ayet ve hadislerde bahsedilen yetimlere iyiliğin bugün bizim anladığımız şekilde merhametle bir miktar maddi yardım yapıp yolumuza devam etmekten farklı olduğunu da belirtmemiz lazım. Efendimiz, yetim kalan çocukları için yanaklarını solduran kadından, yetimlerin bakımını üstlenen kişiden ve içinde yetim barındırılan evden bahsediyor; biz ise içimiz coştuğunda kendimizi iyi hissetmek için, yüzlerini dahi görmediğimiz yetimlere birkaç kuruş vermeyi yeterli görebiliyoruz. Yine de ayette bahsedilen iyilik "sevdiğin maldan vermek" olduğu için biz bu yazının çerçevesini onunla sınırlı tutmalıyız.

Yetimin bakımını üstlenmenin zorluğu, insanın kendi çocuğuna dahi katlanmakta sıkıntı çektiği sorunlu zamanlarda daha büyük bir sabır ve özveri gerektirmesidir. Yetim olmanın kendi zorlukları gelişim aşamalarının doğal zorluklarına eklendiğinde gereken sabır ve dikkat de iki katına çıkmaktadır zira. Almadan vermenin doruk noktası diyebiliriz yetimler için yaptıklarımıza.

Yardıma muhtaç olan gruplar sayılırken yoksulun bilhassa belirtilmesi dikkat çekicidir. İnsanın aklına, yardım edilecek kişi zaten yoksul değil midir, diye bir soru gelebilir. Anladığımız kadarıyla bu ayrımın bilhassa yapılması iki nedene dayanabilir. Birincisi diğer gruplarda bahsedilen kişilerin illa da bizatihi yoksul olmasının gerekmediğidir. Memleketinde zengin biri yolda kalıp malına ulaşamayabilir ve yardıma muhtaç olur. Akrabamıza vereceğimiz şeyler sadaka veya zekât değil, hediye olabilir. Yetimler ise gönülleri alınmak için her daim ilgimize muhtaçtır. "İsteyen at sırtında bile olsa verin" diyen peygamberimiz boyunduruk altındakilere (köle ve ağır borçlu) yardım etmeyi de bir şiar olarak hukukun bir parçası haline getirmiştir. (Ör. İslam hukukunda akile uygulaması) İkincisi, ayette yoksulu ifade etmek için kullanılan "miskin" kelimesi fakirliğin en alt derecesi olan, yani bugünden yarına yiyecek lokması olmayan durumdaki fakirleri ifade eder. Bu durumda ayet, onların özellikle aranıp bulunması ve kimsenin açlıkla baş başa bırakılmaması gerektiğini vurgulamış olur.

Yolda kalmışlar için malımızdan harcamanın zirve örneği atalarımızın emsalsiz uygulamasıyla her yolcunun üç gün ücretsiz konaklayabildiği vakıf kervansaraylardır. Öyle ki bir yolcu, atının ve kendisinin yeme içmesi dâhil bu şekilde ülkenin tamamını hiçbir konaklama masrafı yapmadan dolaşabilirdi. Günümüz için dünyanın hemen her coğrafyasının temel sorunlarından biri haline gelmiş olan göç ve iltica sorununun bir insanlık dramı olmaktan çıkmasında "yolda kalmışlara" malının sevdiğin kısmından vermenin nasıl bir etkisi olacağını düşünmeyi size bırakıyoruz.

Bütün bu yardımların toplanması ve hakkaniyete uygun bir şekilde dağıtılması için gerektiğinde yöneticiler, vakıflar ve hayır kurumları iş birliğiyle çalışması gerekir. Kişilerin yapması gerekense bu çalışmalara katılmak, gerektiğinde desteklemek ve halükârda denetlemektir. İyilikte yarışmak bu kadar bir çabayı zorunlu kılar.

ÖZET

İyilikle vermek arasındaki ilişki kaçınılmaz şekilde karşılıklıdır.

Nefse hâkimiyet olmadan kötülüklerden korunma olmaz, vermeden de nefse hâkimiyet sağlanmaz.

Asıl iyilik, karşılık beklemeden yapılandır. Bu da ancak, dönüp dolaşıp huzuruna varacağımız ve her yaptığımızın karşılığını orada bulacağımız Rabbimize güçlü bir imanla mümkün olur.

Vermek, insanı içinde biriken tortulardan arındıran bir iyileşme yoludur. Verdiğimiz kişiden çok bize şifa olur.

Her mal verilirse de bizi ayette hedef olarak gösterilen "birr"e ulaştıracak olan sevdiğimiz mallardan vermektir.

Yakınlara vermek, adeta o malı defalarca vermek gibidir ve vermeye oradan başlanır.

Yetimler, miskinler, yolda kalmışlar ve ağır borç altındakiler Rabbimizin saydığı verme yerleridir. Bunlardan her bir zümreye gücümüz nispetinde elimiz değmelidir.

Verme işini organize etmek verimliliği artırmak için mümkün olan en akılcı yoldur. Şu var ki bu işi yürüten kurumlar sıkı sıkıya denetlenmelidir.

ÖDEV

İhya'nın Mühlikat bahsinden ilgili bölümlerin okunması

Ufak şeylerden başlayarak düşkün olduğumuz eşyalarımızdan etrafımızdaki insanlara vermeye başlamak

Verdiğimiz şeyleri unutma egzersizleri

Verirken içimizin yandığı şeyi verme denemesi

Her gün bir şey verme (maddi olmak zorunda değil)

Karşılık beklentisinin ağzımızdan çıkmaması için otokontrol (dilimizden silinen zamanla zihnimizden de silinir)

Yardımlarımızı ayette sayılan verilecekler grubunun her birine ulaşacak şekilde organize etmeye çalışmak (her defasında bir gruba olabilir)

Fatma Bayram

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
2021 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN