Arama

Unutulan bir Mevlevi: Murtazā Elker - 2

Unutulan bir Mevlevi: Murtazā Elker - 2
Sesli dinlemek için tıklayınız.

(Bu makālenin birinci bölümü geçen hafta neşredilmiştir)

Murtazâ Bey Paşabahçe Şişe ve Cam Fabrikası'ndaki vazîfesini vefâtından beş ay öncesine kadar sürdürdü. Yaşlılık hâliyle artık devâm edememe karârı aldığında bunu -büyük ceddi!- Süheyl Bey'e bildirişi şu zarîf mektubuyla olmuşdur:

Velîni'met-i bîminnet-i kerem-şiâr, cedd-i emced-i âlî-menkabet-i büzürgvâr efendim hazretleri,

Hafîd ü bende-i nâçîzlerinin seneden seneye seyr-i tabîî-i hayâtım, bi't-tabi' neşv ü nemâya değil, mahv ü fenâya doğru cereyân ederken, son zamanlarda bu cereyân hızını artırdığından, her isteyişde sokağa çıkamaz; hattâ her davranışda yatakdan inemez hâle geldiğimi müşâhede etmeğe ve yollarda "mest-i lâya'kıl" gibi yürümeğe başladım.

Bu perîşân hâl ile, Paşabahçe'deki vazîfe-i nazîfeme devam husûsunu tereddüdle mülâhaza edip dururken, Haziran'dan beri birkaç def'a bünyece vākı' olan umumî buhran ve bi'n-netîce bilhassa gözlerimde hâsıl olan za'f-ı rü'yet ve teşevvüş, o tereddüdü bi'z-zarūre kat'î karāra götürmüş olduğundan, 22 Temmuz 69 Salı günü gidişimde, maalesef vazîfeden ayrılmak zorunda kaldığımı ilgililere resmen bildirerek, fakîrhâneye avdet ettim.

Mahzā sizin, bir "ni'met-i gayr-ı müterakkabe" olan sevk u delâletinizle kayd olunduğum ve onbir seneden beri muntazaman devam etdiğim bu müesseseden, evvelâ size danışmadan ayrılmak bir küstahlık olduğunu bilmez değilsem de,bervech-i ma'rūz, sıhhî bir "fors majör" karşısında kaldığımdan dolayı, hakk-ı kemterânemde afv-i kerîmânelerinin bîdirīg buyurulacağını yine kendi keremkârlığınızdan ümmîd ederek, kalben ve lisânen ve ebediyyen meşbū' olduğum minnet ve şükranla hâk-pâyinize yüz sürer ve özür dilerim.

24 Temmuz 1969 Murtazā

Şimdiki nesiller için Çince kadar uzak kalan bu ifâde güzelliğine, yazarına olduğu gibi rahmet okumaktan başka çâremiz kalmamıştır! Onun nüktedan kalemine bir başka örnek vermek gerekirse, yine Süheyl Hoca'ya yazdığı bir mektubu derc edeceğim. Tıb Tarihi Enstitüsü'nde Tuğrakeş İsmail Hakkı Altunbezer (1873-1946) için tertîblenen anma toplantısının dâvetiyesi Murtazâ Bey'in eline zamanında geçmeyince toplantıya katılamayışının teessürünü belirtmek bâbında yazdıkları:

Velîni'met-i ekrem, üstâd-ı efham efendim hazretleri,

7/2/1969 tarihli emirnâmelerini ancak 15/2/1969 Cumartesi günü alabildim. Hem emrinizin infāzında tekâsül etmiş olduğuma, hem de rahmetli ve kıymetli Hakkı Bey'in nâm-ı azîzine yapılan toplantıda hâzır bulunamadığıma çok acındım ve üzüldüm.

Yeryüzündeki terakkıyât ile iktifâ etmeyen âlem-i medeniyyet göklere, yıldızlara kadar yükselirken, bizim kaplumbağa gibi kabuğumuza çekilmiş ve "sağ"ımızı "sol"umuzu şaşırmış durumda kalmamızın âsârından olarak, devletin işletdiği demir ve deniz ve hava yolları, otobüs, elektrik, su, gaz, telefon ve sâire gibi müesseseler pazar günleri durmayıp çalışdığı sırada P.T.T.'nin tâtil yapması, zâten -devletin her şûbe-i idâresi gibi- perîşân olan bu idârenin vezāif ü muâmelâtını büsbütün felce uğratmakdadır.

Bu gidişle târîhî devirlerde olduğu üzere, hepimizin evlerde birer-ikişer posta güvercini beslemek mecbûriyetinde kalacağımız anlaşılıyor. Fakat günden güne durmadan hummālı bir galeyanla yükselen (bizdeki "yükselme" ancak bundan ibâret!) şu bahâlılık derecesine bakılırsa, az zaman sonra güvercin "yem"inin "her dânesi" birer liraya çıkdığı vakit, ne güvercin tedârikine, ne onu beslemeğe imkân bulunacağı da muhakkak!

Mâlûm-ı zîşânınız, eslâfdan bir şâir: "Biz de bū akl ile yıldā iki bayram ederiz!" demiş; o vakitler bayram iki idi. Şimdi ise "Her gün bayram"!

Bākī, mubârek ellerinizi tâzīm ile öperek, kusurumun afvini ve teveccühât-i âlî-cenâbânelerinin devâmını istirhâm ederim efendimiz hazretleri.

17 Şubat 1969 Murtazā

Merhumun, 33 yıl sonraki hâlimizi âdetâ görerek ifâde etdiklerine ne buyrulur?

Kadîm tarzdaki bu nesri kadar, nazmı da kuvvetli olan Murtazā Bey'in hikemî veya mizâhî yolda yazdıklarına birkaç örnek istenirse:

Dînimiz yekdîgere pend ü nasîhat dînidir
Emr-i ma'rûf, nehy-i münker müslüman âyînidir.

1383 Murtazā

Mesnevî

Sımāh-ı kalbe nidādır Kitâb-ı Mevlânâ
Delîl-i râh-ı Hüdâ'dır Kitâb-ı Mevlânâ
Zebân-ı aşk ile Kur'ân'ı eylemiş tefsîr
Nükât-ı sırr-ı Hudā'dır Kitâb-ı Mevlânâ

1383 Murtazā

Ömrünün son yılında, 29 Mayıs 1969'a tesâdüf eden Mevlid Kandili ve Kasım 1969'da başlayan Ramazan ayı münâsebetiyle yazdıkları:

Mevlid-i pâk-i Seyyidü's-sakaleyn
Bâis-i fevz ü rahmet-i kevneyn
Devr-i sâlî'si ehl-i îmâna
Kutlu olsun bihurmeti'l-Haremeyn

1389 Murtazā

Kur'ân-ı mübîn hazîne-i irfandır
Erbâb-ı ukūle hutbe-i Rahmandır

Her âyeti bir vecîze-i burhandır
Bid'atlere, efsânelere hüsrandır

Şehr-i Ramazan ki, menzil-i Furkan'dır
Her rûz u şebi, meşîme-i gufrandır

Tebrîk ederim hulûlünü ez-dil ü can:
Emsâli ile müşerref etsin Yezdan

1389 Murtazā

Murtazā Bey'in trafik'den alaylı bir yakınması:

"TRAFİK" ADLI "KOMİK FACİA"DAN BİR SAHNE:

Hep bu yerlerde uzun park yapıyor "vâsıta"lar!
Aksıyor, en çoğu bundan dolayı "geşt ü güzâr".

Bunca masraf ve emekle açılan sâhaları,
Eskisinden daha dar hâle getirmiş "oto"lar!

O işâretleri koymakdaki maksad ne ola?
Bunda "bahşiş", ya "kirâ" toplama mânâsı mı var?!

Çünkü, hergün göze çarpan bu nizamsız duruma
Trafik Bayları hiç eylemiyor "atf-ı nazar"!

Şu "turistik" koca İstanbul'u al göz önüne,
Var, kıyās eyle bütün hâli "A"dan "Zā"ya kadar!

1960 yılı için düşürdüğü mizâhî târih beyti:

Düşdü "bir" târîh-i nâtık, kutlu olsun âleme:
Bindokuzyüzaltmışıncı sâl-i enternasyonal!

1961 - 1 = 1960

Murtazā Bey önce Üsküdar'ın Doğancılar semtinde otururdu; sonra Selimiye'ye nakletti. Refîkasını kaybettiği yılı hâtırlayamıyorum. Fakat yalnızlığının hazin bir ifâdesi olarak, misâfirlerinın yardım etmelerine imkân vermeden çay ikrâmında bulunuşunu bir fotoğrafla aktarmalıyım.

Kendilerine sormayı akıl edemedim ama, pederinin de yakınlığı dolayısiyle Murtazā Bey'in Ahmed Celâleddin Dede'ye (1853-1946) mensûb olduğunu sanıyorum. Onun yürüyüşünü seyretmek için kaç defa yolda durup bakmışımdır. Çünkü o nârin vücûduyla adımlarını âdetâ semâ' eder gibi atardı. Bir gün sokakda aynı minvâl üzere giderken yanından geçen bir genç kız Murtazā Bey'e çarpmış. Bu sadmeye dayanamayıp sendeleyen Hazret: "Ne oluyor kızım?" demek cür'etinde (!) bulunmuş. Hışımla: "Ben geçiyorum" ihtārını alınca ona verdiği cevâbın zarâfetini bu zamâne kızı elbette idrâk edememiştir: "Bâri evvelden haber verseydiniz de kenara çekilip selâma dursaydım!"

Bir ziyâretimde, "Rahatsızlık vermeyeyim" demem üzerine "Rahatsızlık duyarsam sonra bir asprinle geçiştiririm; amma siz lutfen içeri buyrun" deyişindeki nezâketi hâlâ unutamam.

Bildiği yabancı dillerden mensur ve manzum tercümeleri, birkaç bestesi, eski Türk darb-ı meselleri üzerine çalışmalarıyla çok renkli bir şahsiyete sâhib olan Murtazā Bey 9 Aralık 1969 salı günü vefât etti, ertesi günü Karacaahmed Sultan mezarlığına sırlandı. Vefâtından bir hafta önce Adalet Gazetesi'nde "İslâmiyet'e göre ruh, cesed, kabir ziyâretleri, telkîn, türbeler, hâcet pencereleri, kırk mevlidi, hatm-i hâcegân, iskāt-ı zünûb" gibi konulardaki dikkate değer görüşlerini makāleler hâlinde neşretmişti. Bunların araştırılıp gün yüzüne çıkarılması çok faydalı olacaktır.

Bu makālenin yazılması için Süleymaniye Kütübhânesi'ndeki "Dr. A. Süheyl Ünver Bağışı, Dosya:6" da Murtazā Elker'e dâir toplananlardan, aynı dosyadaki merhumun talebesi Mehmed Akay tarafından bu kayıp üzerine yazılan -neşir yeri ve tarihi belirsiz- "Hattat-Ressam Murtazā Elker'i Kaybetdik" başlıklı makāleden, ayrıca arşivimdeki evrākdan faydalandım. Ünver'in dosyasında, Murtazā Bey'in hüzzâm makāmında ağır aksak usûlüyle Nâmık Kemâl'in:

Sen oldun cevrine ey dil-şiken mahzun, ben mahzun
Felek gülsün, sevinsin şimdi, sen mahzun, ben mahzun
Ölürsem görmeden milletde ümmîd etdiğim feyzi,
Yazılsın seng-i kabrimde: "Vatan mahzun, ben mahzun"

güftesine yapdığı bestenin notasına rastladığımı da belirteyim. S.Ü. Selçuklu Araştırmaları Merkezi'ndeki Uzluk Arşivi'nde bulunduğu beyân edilen mektub ve sâir vesîkalarla, ilerde Murtazā Bey hakkında daha geniş bir çalışma yapılmasını temennî ederim.

Murtazā Bey'in yeğeni ve Salâhaddin Bey'in oğlu olan Kemâl Elker (1920-1989) merhumun, amcası için düşürdüğü -birincisi: mücevher- tarihleri sıralayarak Murtazā Bey'in diliyle "hatm-i makāl" eyliyorum:

Va'desi geldikde, mevt, mübrem kazā,
Âşık-ı Mevlâ idi İbnü'r-Rızā.
Düşdü bir târîh, gevher-veş Kemâl,
Kâr ü emr-î Hak, ufûl-î Murtazā.

1390 - 1 = 1389

Her zaman söyler idî: "Allah bes, bāki heves",
Kopdu "ânî", hayf, sadr-ı "Murtazā"dan son nefes.

1450 (Murtazā) - 61 (ânî) = 1389


Resim: 1- Murtazā Bey'in misâfirlerine çay ikrâmı.


Resim: 2- Murtazā Bey'in fırçasından bir Mevlevî şeyhi: Ahmed Celâleddin (Baykara, 1853-1946).


Resim: 3- Murtazā Bey son yıllarında.

Prof. Uğur Derman

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
2021 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN