Arama

Selahaddin E. Çakırgil
Haziran 4, 2022
Çekilmek ya da geri almak!

(Evet, son bölümde, artık Enver Paşa'nın çetin ve her birisinin önü sisli-puslu, gözükmeyen, bir yol kavşağında olduğuna dair bazı ipuçlarını göstermeye çalışmıştık. Bu cümleden olmak üzere, önceki yazının son paragrafındaki sahneyi hatırlayalım..

Ve hatırlayalım ki, Enver Paşa üzerinde bu kadar duruşumuz, onu yanlışlarıyla-doğrularıyla 100 yıl önceki günlerimizin müessir bir şahsiyeti ve de bu yıl, onun dünyaya vedâ edişinin -4 Ağustos 1922 tarihinin- 100'üncü yıldönümü de olmasından dolayıdır..)

💠

Bu gelişmeler ve Halil Paşa'nın Enver Paşa'ya 'Anadoluya geçmeye teşebbüs etmemesi görüşü'belirtmesinin Enver Paşa'nasıl bir karar alacağı konusunda bir hayli tedirgin ettiği, geleceğe ait tasavvurlarını belirlemekte derin bir kararsızlık yaşadığı anlaşılıyor.

Nitekim, Halil Paşa'ya 26 Temmuz 1921 tarihli mektubunda bu durum daha bir anlaşılıyordu.

💠

Aynı şekilde, Enver Paşa'nın, o sırada Moskova'da olan Halil Paşa'ya, 15 Kanunîsânî 1921 tarihli ve Berlin'den gönderdiği mektubundan, oldukça parasız kaldığından, sağa-sola göndermek istediği kişilerin eline de para veremediğinden yakınıyor. Ayrıca, Almanlardan da silah vs. bir şey alamadıklarını, Çiçerin, Radek, Karahan gibi Bolşevik liderlerinin de mektubuna cevap vermediklerini, Azerbaycanlılardan borç olarak isteyip gönderilen parayı bile buradaki (Berlin'deki) murahhas (temsilci) bile parasızlığından bahs ile tediye edemediğini (ödeyemediğini) belirtiyor; (…)'Anadolu'ya gitmek üzere, müslümanlardan bir kıt'a teşkil etmek isterim. Kumandası da sırf bana aid olacaktır. (…) Olmazsa , ben İtalya tarikiyle (yoluyla) gitmek isterim..' diyor.(S.236)

💠

10 Şubat 1921/1337 tarihinde ise, Halil Paşa, Moskova'dan Enver Paşa'ya yazdığı mektubunda şöyle diyordu:

'Muhterem Paşam,

1-15 Kânunisâni (Ocak- 1921) tarihili mektubunuz 8 Şubat'ta aldım.

2- (…) Mektubunuzun en mühim mevâddını tahrirî olarak (Bolşevik liderlerinden ermeni) Karahan'a 9 Şubat'ta teslim ettim. (…) Bu hususta yeni bir beyanatta bulunursa ayrıca arz ederim. (…)

3- Rusların İngilizlerle akdettikleri muahededeki, Şark'a aid olan taahhüdâtına şu sıralarda sadakat göstermek istedikleri, usûl ve hareketlerinden istidlâl olunuyor. Bu vaziyete nazaran, Berlin'den gönderilecek propaganda heyetinin burada ümid edildiği sûrette hüsn-i kabul göreceğini tahmin etmiyorum. (…)

5- Anadolu sefaretinin ilk kademesi geldi. (Ali) Fuâd (Cebesoy) Paşa'nın birkaç güne kadar geleceği haber alınmıştır. Bunlar meyânında mebus Rüşdî Bey ve diğer bir mebus dahi gelmiştir. Tevfik Rüşdî Bey (sonraların Dışişleri Bakanı Dr. Tevfik Rüştü Aras) Ankara'daki Komunist Fırkası'na mensuptur. Bu iki mebus, sefarete mensub olmayıp fırkaları nâmına buradaki komünist tatbikatı tedkike gelmişlerdir.

6- Sultan (hanım) efendi hazretlerine arz-ı selâm eylerim. (…)' (S.242-243)

💠

Devam edelim:

-Karabekir Paşa'nın, kendisine gönderilen raporlara ve-, Enver Paşa'nın, yakın çevresinden nakledilen sözlere göre, bir 'cinnet hali yaşamakta olduğu' gibi iddialarına da rastlanmaktadır.

O fasıllara bu kadarca değinip, Karabekir, kendisine Moskova'dan verilen raporlara dayanarak, Halil Paşa ve Doktor Nâzım'a da Moskova'dan çıkış / ihraç kararı verildiğinden, Afganistan pasaportlarıyla hareket edebildiklerini aktarıyor. (s.270)

Erkân-ı Harbiye-i Umûmîye Reisi Fevzi Paşa ise, Şarq Cebhesi Komutanlığı'na gönderdiği 30.11.1337 tarihli mesajında, İngilizlerin Enver ve Halil Paşa'larla temas kurmak istediklerine dair haberler elde edildiğini bildiriliyor.

3.7.1338 tarihli, şifreli ve 'dakika tehir edilemez' (çok âcil) kaydıyla, Şarq Cebhesi Kumandanlığı'na 'Başkumandan Mustafa Kemal' imzasıyla yazılan emirde, 'Halil Paşa ve rufekası hakkında Ankara'daki Rus sefiriyle görüşülüp, Rusya'daki vaziyetlerinin tebeyyün ettikten sonra, Hükûmetçe ittihaz olunacak kararın intizar buyurulması rica' ediliyordu.

💠

Ve Karabekir'in Enver Paşa'yla ilgili olarak yazdığı son not ise şöyle: (s.292)

Enver Paşa'nın Son Harekâtı Hakkında

Doğru Malûmat

'Enver Paşa, kendisinin bu şerait altında Anadolu'ya gidemiyeceğini anlayınca, Batum'dan, yanında Hacı Sami ve Halil Paşa'nın yâveri Muhyiddin Efendi'lerle birlikte Buhara'ya Cemâl Paşa'ya mülâki olmaya gidiyor. Halbuki Cemal Paşa daha evvel hareket ettiğinden görüşemiyorlar. Hacı Sami Batum'da Enver'e bir teklifte bulunuyor: 'Kuvvetsiz Türkiye'ye girilemez. Türkistan'a gidelim, orada mühim teşkilatımız var. Büyük kuvvetlerle Kafkasya'ya döneriz, Anadolu'ya hâkim oluruz.'

Enver Paşa eli boş durmaktan ise, bu fikre kapılıyor, fakat Buhara ve Türkistan'da Bolşeviklerin Türklere karşı mezâlimini gördüğü gibi birçok teşvikler karşısında dahi kalarak nihayet Ruslarla mücadeleye giriyor ve 4 Ağustos 1338 (1922) Kurban Bayramı'nın birinci günü - şâyân-ı hayret bir tesadüf- Harb-i Umûmiye sebep olduğu Karadeniz Hadisesi günü bir mitralyöz kurşununun kalbine isabetiyle şehid oluyor.

Bu husustaki tafsilatı yanında bulunan Muhyiddin Efendi'den not almıştım. Aynen Şudur:

1339'da Şarktan Gelirken Vapurda Aldığım Mâlûmat:

Halil Paşa'nın Yâveri Muhyiddin'den:

Karabekir'in, (aldığı uzun notları özetleyerek aktaralım..) Bolşevik Rusya'nın Buhara'daki sefiri Yurinof'un , Enver Paşa'ya, 'Cemal Paşa'nın bir daha Afganistan'a geçmesine Sovyet Rusya'nın asla müsaade etmiyeceğini' söyleyip, 'sizin de buralarda ne sûretle çalıştığınızı (da) biliyoruz.' dediğini naklediyor…(s. 293)

Karabekir'in bu notlarından anlaşılıyor ki, Türkistan ve Buhara'da Müslüman Türkler paramparça, her kabile diğerine tahakküm etmeye çalışıyor ve Enver Paşa onların arasında, bir lider olarak bir mücadele vermeye hazırlanıyor… Kur'an-ı Kerim üzerine bütün askerle beraber and veriliyor…

Ama, asıl tehlikeli düşman, Bolşeviklerden de önce, bu kabileler arası husûmetlerdir…

Ve Enver Paşa, Bolşeviklerle mücadeleye girdiğinde Kurban Bayramının birinci Cuma günü Balcivan'ın Aydere kışlağı etrafında Ruslarla vuku bulan şiddetli bir muharebede mitralyöz mermilerinden birinin kalbine isabetiyle şehid düşüyor. (…) Enver Paşa'nın cenazesi Balcivan bütün ahalisi, 20 bin kişinin gözyaşlarıyla ve matem elbiseleriyle 'Çeken' nam mahaldeki tepe üzerine defnediliyor. Ulemâ fetvâ veriyor ki, Buhara'daki evliyaların en büyüğü Enver'dir. (Bu gibi değerlendirmelerin de etkisiyle Enver'in) Mezarı üzerindeki topraklar yağma edilmiş, türbe yapılmış, ziyaretgâh olmuş.' (s.295)

Evet, bu satırlardan anlaşılıyor ki, Karabekir'in duyguları da karışık…

Çünkü, bazı yerlerde Enver'e (eski başkomutanına) hışımlı ifadelerle saldırıyor, bazı yerlerde de onun için yüreği yanıyormuş gibi ibareleri göze çarpıyor. Nitekim, Karabekir, 'Enver'in ölmeden üç gün önce 'başına bir belâyı aldığını, ölmekten başka çarem yok…' diye ağladığına dair bir notu da aktarıyor ve şöyle devam ediyor:

(…) Enver Paşa'nın maiyetinde, bin ilâ bin beş yüz kişi vardı. Harb şiddet kesbedince bunların hepsi kaçıp dağıldılar. Enver Paşa'nın yanında ancak bir-iki arkadaşı ve birkaç Anadolu neferi kaldı. (…) Enver Paşa vurulduktan sonra, başını kaldırıp baktı ve yanında sadece Türk neferlerinden başka kimse yoktu… Felaketi gördü ve meyus oldu.

Ve Enver Paşa o zaman birden ayağa kalkarak, -senelerden beri taklide özendiğini söyledikleri- Napolyon'un Waterloo'da aradığı kurşunu arar gibi, göğsünü Ruslara çevirerek yürümeye başladı ve hayatında Napolyon'un hiçbir hüsn-i taliine uğramayan Enver Paşa, bu sefer ondan mes'ud çıktı. Enver Paşa düşman hatlarına doğru yürümeye başlayınca, bir makineli tüfek sesi duyuldu, biri kalbine olmak üzere Enver Paşa'ya beş kurşun isabet etti ve bî-ruh, yere düştü.

Öldükten sonra… (…) Ruslar mevzii işgal ettikleri vakit Enver Paşa'yı tanımadılar. Zira üstünde bir nefer esvabı vardı ve sakalı bir karıştan fazla uzamıştı. Cenazeyi olduğu yerde bıraktılar..

Enver'in cenazesi 4 gün boyunca ortada kalmıştı... Bilahare oraya gelen Ruslar (cesedi) civarda bir yere gömdüler ve ölen adamın Enver Paşa olduğunu da ancak ele geçirdikleri civar kabilelerden öğrendikten sonra teşhis etmişlerdi. (s.301)

💠

Bu vak'adan on gün evvel Enver Paşa'ya iltihak etmek üzere Buhara Reisicumhuru ve Harbiye Nâzırı Afganistan'dan yola çıkmışlardı. Hadiseyi haber alınca bir kısmı geri döndü…

Karabekir Paşa, (daha sonra) 'Cemal Paşa'nın Buhara'da muntazam bir teşkilatı vardı. Mektepleri idare eden zabitlerle daima temas halinde idi. Fakat ilim, maarif ve tenvir namına ne yapılmışsa, hepsi birdenbire Enver Paşa ve Hacı Sâmi harekâtı yüzünden mahvoldu...' diye Enver Paşa'yı suçlamaya devam ediyor ve (…) Garibdir ki, Enver Paşa gurbette kalmış Türk neferlerini yanına çağırıp bilgi almış, onlar da, bu işin çıkmayacağını (olmayacağını) söylemişlerdi. (Ve burada Karabekir, Enver Paşa'ya yine saldırmak ve onu küçük düşürmek şeklindeki müstehzi tavrını sürdürüyor ve) 'Eski Türk Başkumandanı, uzak yerlerde, eski ordusunun neferlerinden nasihat işitmişti ve bu nasihatler doğru idi…' diyor..(…)(Sh.302).

Karabekir Paşa'nın Enver Paşa ve arkadaşlarını suçlaması, Birinci Dünya Savaşı'na girme kararı vermiş olmalarından dolayı hiddetli ve şiddetli şekilde yazılarına yansıyor. Yani, neticeye bakarak suçlama yapıyor.. Halbuki kendisi de yıllarca o savaşın önemli karar merkezlerinde, karargâhlarında bulunmuştu.. Ve muhakkak ki, zafer kazanılmış olsaydı, onu sahiblenenlerden birisi de kendisi olacaktı.. Şöyle diyor Karabekir Paşa: 'Tal'ât Paşa daha evvel, Enver'le Cemal Paşalar ise hemen birbirini takiben şehid olmuşlardır. Harb-i Umûmî'ye vakitsiz ve lüzumsuz girdiler ve lüzumsuz israflarda bulundular. Türk kanı ve Türk altını pek lüzumsuz zamanda ve yerlerde seller gibi aktı.. 1322, 23 ve 24 senelerinin bu fedâkâr ve samîmî arkadaşlarını, sonra pek mağrur birer kahraman-ı hürriyet olarak fazla alkışlar arasında tufeylî (asalak) mahlûklar arasındaki eski samimî ve fedakâr arkadaşlarının sözlerini istihza ile karşıladılar. (Karabekir burada kendisini ve kendisi gibi olanları işaret ediyor). Husûsiyle benim daha 31 Mart 1325 İrticaından (yani,1909'lardan) beri 'Anadolu'ya ehemmiyet veriniz.. Bir gün anavatan diye elimizde bunu tutabilirsek ne mutlu!.' dediğim hakikati bir türlü göremediler.. Şimendiferleri, yolları, tesisatı daha ziyade hariç illerde yaptılar.. Bu hususta Cemal Paşa beni Divan-ı Harb-i Örfî'ye vererek, nisbeti-i askeriyemin kat'ına (askerlikle ilişkimin kesilmesine ) ve memleketten ihracıma kadar yürüdü. Suriye ve Filistin'e, taa Kanal (Suveyş Kanalı) boyuna kadar döktüğü Türk kanı ve Türk parası, bilmem, can verirken, ruhunu hırpaladı mı? Ve kim bilir hâlâ da hırpalar mı? Benden hepsine rahmetler.. Bunların bu halleri ve âkıbetleri hepimiz için inşaallah hayırlı bir ibret levhası olur..'

(Ki, Karabekir, Cemal Paşa'nın kendisi hakkındaki bu kararlarını, Enver Paşa'nın yok ettiğini daha önce ifade etmişti, minnet duyguları içinde..

Burada üzerinde asıl durulması gereken noktalardan birisi de herhalde şu olmalı.. Karabekir Paşa, Enver Paşa ve arkadaşlarını, Birinci Cihan Harbi'ne girmeleri ve uğranılan ağır yenilgiler dolayısıyla ağır şekilde suçlarken ve onlarla yer yer de alay ederken; kendisi ise, Birinci Dünya Savaşı'ndan 5-6 yıl önce, 1909'larda , sadece Anadolu'ya çekilmek fikrini savunmakta ve '500 yıldır vatan toprağı olan diyarlardan çekilmek' fikrini savunmakta imiş… Bunu kendi ifadelerinden aynen aktardık…

Yani, o, henüz Birinci Dünya Savaşı'ndan önce 5-6 yıl önce, savaşmadan, Osmanlı Devleti'nin asırlardır vatan edindiği diyarlardan, Ortadoğu ve Balkanlardan, Kuzey Afrika'dan çekilelim fikrinde imiş… Diğerleri ise, 'kaybettiğimiz yerleri belki geri alabiliriz…' ümidiyle savaşa girmişler… Hangisinin tavrı, şerefli bir tavırdır?

Ve, o anlayışın adına o gün ne deniliyordu ve bugün ne deniliyor? )

💠

Karabekir Paşa'nın kitabında, 'Enver Paşa'nın Son Hareketi Hakkındaki Kanaatim…' başlıklı bölümde yer alan ve Enver Paşa'yı sadece suçlamakla yetinmeyip, onu -kıt düşünceli mânasında- saf kimse olarak değerlendirdiği saldırgan ifadeleri de ayrı bir ibret levhası..

Şöyle diyor Karabekir Paşa; özetleyerek aktaralım. 'Aktarılmayan yerler parantez içi, noktalı olarak (….) şeklinde gösterilmiştir.':

'Lenin'in Moskova'da 24 Kanun-i evvel 1921-1337'de Sovyetler'in 9. Kongresinde beyan ettiği veçhile, İngiliz neft ve İtalya Manyezi sermayedarları Bakû'yu kurtarmak istediler. Türkistan'daki kuvvetleri Enver ve arkadaşları kumandasıyla tensik ederek Kafkasya taarruzuna teşvik ettiler. İngilizlerin Batum'da Enver ve Halil Paşalarla temasta oldukları ve Harrington'un 30.11.1337'de Enver Paşa'ya evrak gönderdiğini Fevzi Paşa da bildirmişti. Rusların Türkistan'daki mezalimi de halkı aleyhlerine hazırlamıştı. Tabiî, o havalide dahi birçok İngiliz propaganda kuvveti işliyordu. Şimdiye kadar Almanların teşviki ve Rusların yardımıyla Anadolu'ya hâkim olmaya çalışan Enver Paşa, İngilizlerin teşvikine kapılarak Kafkasya Turan merkezinden gelerek zapt edecek sonra artık Anadolu kendisini en büyük tâzim ve hürmetlerle karşılayacak..

İşte Enver'in gece- gündüz bu hülya ve rüyalarla yeni bir cihan imparatoru olabileceği fırsatını kaçırmamak için bu maceraya atıldığı kanaatindeyim.. Bakû mümessiliğine giden Memduh Şevket Bey bana da giderken Fergana'dan, Basmacılar'dan ağız sulandırıcı bir tarzda bahsetmiş, mesele bir kumandan meselesi diyerek beni tahrik etmek istemişti. O zaman ben Şarq'daki vazifemi ve memleketin halini ve bizlerden neler beklediğini izah ederek 'bu seraplar arkasından koşacak kadar ne beynim uyuşmuştur ve ne de avareyim' demiştim. İttihadçıların İstanbul'da bir kaynakları vardı. (Karabekir Paşa, bunları yazarken, kendisinin de İttihad- Terakki Cemiyeti içinde, Anadolu'daki hareketi yürütenlerin tamamiyle birikte hareket ettiğini hatırlamazlıktan geliyordu.) Memduh Şevket Bey'i dinledikten sonra, Buhara'ya giden Cemal veya Enver Paşaların bu serabı yakalamak için birbirleriyle rekabet edeceklerini düşünmüştüm. Hakikaten öyle tecellisini görünce… (…)

Enver de Cemal de bu fâni dünyaya göz yumdular. Tabiî, izleri her büyük hadiseler gibi ebedîdir. Bu izlerden Erzurum ve Trabzon'daki gayretkeş şuûrsuzların izleri de zaferden sonra dahi beni hayli rahatsız etti.. (…) Hattâ ben Meclis'e geldiğim zaman, siyah tahtaya 'Katiller yakalanmadı!' diye yazdılar. Fakat çok geçmedi, katillerin Ankara'dan gitmiş olan (Topal) Osman Ağa'nın adamları olduğunu Trabzon mebusu -belki de yazıyı yazan (Ali) Şükrü Bey- öğrendi. Akrabasından biri de bu işte zî-medhalmiş, hakikat anlaşıldı, fakat çok geçmedi, bu mebusu da Ankara'da boğdular, (Topal) Osman Ağa'yı da Gazi'nin ikametgâhı civarında öldürdüler. Bu cinayetler serisi müthiş bir tarihtir, her halde İstiklâl Harbimiz için bir lekedir. Tarih elbette bu macerayı bir gün olduğu gibi gösterecektir.

Şark'ta İstiklâl Harbimizi sarsacak bir hadise çıkartmamıştım, basit bir-iki tevkıf hadisesi ki, ikisi de beraetle neticelenmişti. (….) Mâdûnlarımı (emrimdekileri, astlarımı) hırpalatmamak için, en son sözüm, 'Emri veren benim, kim ne soracaksa, bana sorsun..' dedim. Nihayet, (….) benim Ankara'ya Müdafaa-yı Millîye Vekâleti'ne istenilmekliğim ve (…) Şark'ta bir Müfettiş-i Umûmîlik ihdasıyla tayinim hususundaki teklifimin 'Şark'ta Hidiviyet yapamayız..' diye istihfaf olunması, (…) ne fenâ hislerle Mustafa Kemal Paşa'nın -benim en samimî ve fedakârane çalıştığım zamanlarda dahi- hakkımda tevehhümde bulunmasını gösterir hususları ayrı bahiste izah edeceğim. (…)' (s.302-303)

💠

Evet, Karabekir Paşa'nın Enver Paşa hakkında yazdıkları, genel hatlarıyla böyle.. Paşalar arasındaki tuhaf ve bitmeyen gizli-açık mücadeleler… Ve…

Devam edeceğiz inşallah…

Selahaddin E. Çakırgil

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
2022 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN