Arama

Prof. Dr. Murat Şimşek
Mayıs 14, 2022
Vakıflar ve bitmeyen iyilik
Sesli dinlemek için tıklayınız.

İyilik, paylaşma, diğerkâmlık insanlığın ortak değerleri olup tüm çağlarda ve toplumlarda varlığını sürdürmüştür. Bu iyilik düşüncesi tarihi süreçte yaygınlaşmış ve kurumsallaşmıştır. İslam tarihi ve medeniyeti bakımından ise "vakıf" adıyla asırlarca hayatiyetini sürdürmüştür. Kur'an-ı Kerîm'deki infak, ihsan ve birr kavramları çerçevesinde bağış, paylaşım ve iyiliğe davet çağrıları ile hadis-i şeriflerdeki infak ve sadaka-i cariye teşvikleri neticesinde İslam tarihinde bireysel ve kurumsal birçok vakıf ortaya çıkmıştır. "Sevdiklerinizden infak etmedikçe iyiliğe ulaşamazsınız" (Âl-i İmran, 92) ayetinde zikredilen "infak" öncelikle maddi anlamda mal ve servetten bağışta bulunmak anlamında kabul edilmiş ve bir malı vakıf olarak tahsis etmeye işaret olarak tevil edilmiştir. Yine Hz. Peygamber'in (SAV) hadisinde geçen kişinin öldükten sonra da amel defterine yazılmaya devam edecek olan daimî hayır ve hasenat anlamındaki "sadaka-i cariye" ifadesi de öncelikle vakıf olarak yorumlanmıştır. Hatta hadis-i şerifte zikredilen amel defterinin kapanmadan devam etmesini sağlayan salih evlat, faydalı ilim ve sadaka-i cariye hasenatının her üçünü birden gerçekleştirme imkanının vakıfla mümkün olduğu söylenmiştir. Çünkü vakıflar, devam eden bir sadaka olmanın yanında ilmi müesseselerin kurulmasında ve alimlerin yetişmesinde en önemli etken olmuştur. Ayrıca vakfeden kişinin vakıf yönetimine evladını tayin etmesine imkân vererek onların da duasını almalarını sağlamış olmaktadır.

Hukuki bağlamda vakıf, genel kabule göre vâkıfın irade beyanına bağlı tek taraflı bir hukuki işlemdir. Bağlayıcılığı (luzûm), daimiliği (te'bîd) ve mülkiyet dışı oluşu ise İslam hukuku bakımında teoride tartışmalıdır. Ebu Hanife'ye göre hâkimin tescili veya dönülemez (gayri kâbil-i rücu) vasiyet olmadıkça vakıf bağlayıcı değildir. Ona göre vakıf bir malın aynı vâkıfın mülkünde kalmak üzere menfaatinin tasadduk edilmesi demek olduğu için vakıf daimî değildir ve vâkıfın ölümünden sonra varislerine intikal eder. İmam Ebu Yusuf ve İmam Muhammed'e göre ise vakıf bağlayıcı bir tasarruf olup o malın mülkiyeti vakfedende kalmayıp Allah'ın mülküne (kamusal alana) intikal etmekte ve artık satım, hibe ve mirasa konu olmamaktadır. Dolayısıyla bağlayıcı ve daimidir. Osmanlı, İmâmeyn'in görüşünü tercih etmiş ve uygulamıştır.

Tarihi süreçte vakıfların İslam eğitim ve iktisadına birçok yönden katkısı olmuştur. Hatta Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde eğitim ve sağlık neredeyse tamamen vakıf şeklindeydi. Zaman ve mekâna göre farklılıklar içermekle birlikte ortalama bir öngörüye göre Osmanlı'da elde edilen vakıf gelirlerinin %28,16'sı eğitim ve öğretime, %30,75'i dini hizmetlere, %10,52'si sosyal hizmetlere, %6,50'si askeri alanlara, %14,51'i aileye mensup kişilere, %9,70'i vakıfların idaresine tahsis edilmiştir. Osmanlı mali sisteminde vakıfların devlet bütçesinin neredeyse üçte birini teşkil ettiği tahmin edilmektedir.

Vakıflara yönelik bazı eleştiriler de bulunmaktadır. Vakfın arkaik döneme ait bir uygulama olduğu, tarihten çekilmiş şahıs ve kurumların modern topluma uzanmış ölü eli (morte main) gibi olduğu, vakfedenlere menfaat sağlayan kurumlar oldukları, miras ve özel mülkiyete karşı vakfın kapital formasyona imkân vermediği ve sermaye birikimini engellediği hatta yoksulluğu ve tembelliği teşvik ettiği şeklinde iddialar vardır. Bunların her birine çeşitli şekillerde cevaplar da verilmiştir. Genel olarak ise vakfın faydaları zikredilerek bu tür iddialar cevaplanmıştır. Genel bir bakışla söylemek gerekirse vakıf sistemi sayesinde kamu kurum harcamaları ve bütçe açıkları azalır, dolayısıyla devletin borçlanma ihtiyacı da azalarak özel sektör yatırımlarını ve iktisadi büyümeyi engelleyen en önemli faktör olan faizin yükselmesinin önü kesilir. Vakıf sadece kamu masraflarını kısarak ve faizi düşürerek büyümenin yolunu açmakla kalmaz ayrıca gelir dağılımının dengelenmesini de sağlar. Nitekim sosyal piyasayı destekler ve yeşil ekonomi alanlarını geliştirir. Böylece sosyal adaletin, sosyal güvenliğin ve barışın gerçekleşmesinde, toplumsal gelir ve servetin yeniden dağılımında olumlu katkılar sunar. Kültürel bağlamda ise kadınların sosyal hayata katılmasında ve sivil toplum alanlarında etkili bir rol oynar.

Vakıflar modern dönem bağlamında değerlendirilirken özellikle İslam iktisat düşüncesi açısından hegomonik iktisat anlayışına karşı alternatif bir iktisadi perspektif ve sistem arayışında önemli bir yere sahiptir. Alternatif olmanın yanında hali hazırdaki ekonomi ve piyasa anlayışları içerisinde bile vakıfların birçok hayra vesile olduğu söylenebilir. Gerçekten iyilik, iyiliği doğurur. Vakıf sistemi hem sosyalist hem de kapitalist piyasa için de iyilik getirmiştir. Nitekim Osmanlı katı sosyalist bir piyasa sistemi uyguladığı halde vakıflar sayesinde uzun ömürlüğünü sürdürebilmiş, eğitim, sağlık ve bayındırlık gibi hizmetlerin devamlılığını sağlayabilmiştir. Kapitalist piyasa için ise açlığa ve fakirliğe karşı mücadelede etkin rolü, sosyal adalet ve servetin yeniden dağılımındaki dengeli yararları ve de sosyal güvenlik alanlarındaki faydalarıyla bir çözüm olabilmiştir. Nitekim Amerika'da 2011 ekonomik krizinde Batılı vakıfların Osmanlı'yı örnek alarak siyasetle ilgilenmeyi bırakıp sosyal adalet ve bayındırlık hizmetlerine yönelmesi gerektiği tartışılmıştır.

Prof. Dr. Murat Şimşek

Kaynakça

https://www.youtube.com/watch?v=oXCFQWIetrc

How Billionaires Can Build Bridges to the Middle Class, https://www.wsj.com/articles/SB10001424052970203914304576628893908997616

Ahmet Akman. Eski vakıflar hukuku ve idaresi. Ankara: Adalet Yayınevi, 2019.

Murat Çizakça. İslam dünyasında vakıflar. Çev. Elif Süreyya Genç. Konya: KTO Karatay Üniversitesi, 2017.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
2022 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN