Arama

Prof. Dr. Murat Şimşek
Mart 29, 2022
İslam hukuku - ekonomi ilişkisi
Sesli dinlemek için tıklayınız.

Bu konu iki temel kavram dizesini içerir. Birincisi "İslam ekonomi hukuku" (fıkhu'l-iktisâd / ekonomi fıkhı), ikincisi ise "İslam hukuku ve ekonomi" (yani fıkıh ve iktisat) veya "İslam hukukunun ekonomik analizi" (fıkhın iktisadi tahlili) kavramlarıdır. Bu kavramları açıklamak ve içeriğini belirlemek için öncelikle salt hukuk ve ekonomi ilişkisinin serüvenine bir göz atmak gerekir. Böylece İslam hukuku açısından meselenin izahı netlik kazanabilecektir. Bu yazıda teorik temellerine ima ile birlikte son kırk elli yılda gelişen ekonomi hukuku ve son on yıllarda ortaya çıkan hukukun ekonomik analizi konularına kısaca yer verilecektir.

"Ekonomi hukuku" kavramı ile "hukuk ve ekonomi" bazen karıştırılabilmektedir. Ekonomi hukuku, kanunların ekonomik hayatı düzenleme ve denetlemesiyle ilgilenir. "Hukuk ve ekonomi" yaklaşımı ise iktisat bilimindeki temel kavramları, araçları, ilkeleri ve metodolojiyi esas alarak hukuk kurallarını inceleyen bir interdisipliner araştırma alanı olarak kabul edilir. Bir anlamda, hukukun ekonomik analizidir.

Ekonomi hukuku dar anlamda, malların ve hizmetlerin üretimini, tüketimini düzenleyen otoriter ve müdahaleci hukukun adıdır. Yani devletin ekonomik hayata müdahale ederek onu düzenlemesidir. Geniş anlamda ise gerek devlet, gerek özel teşebbüs, gerekse her ikisinin birlikte faaliyetinden doğan ekonomik gelişme ve organizasyonu düzenleyen hukuk dalıdır. Ekonomi hukukunu, klasik hukuk tasnifi açısından değerlendirirken iki yaklaşım ortaya çıkmıştır. Birinci yaklaşım bunu ekonomik etkilerin dikkate alındığı farklı bir branş olarak görmektedir. Yani özel hukuk ve kamu hukukundan bağımsız üçüncü bir bilim dalı kabul eder. İkinci yaklaşım ise hukuk ile ekonomi arasında bağ kuran bilimsel bir araç disiplin olarak sayar. Günümüzde ise devletin ekonomi üzerinde müdahalede bulunmasını sağlayan kuralların bir bütünü ve bu çerçevede çıkan kurumları inceleyen bir bilim dalı olarak tanımlanabilir. Bir anlayışa göre ekonomik gelişimin desteklenmesi ve organizasyonuna hizmet eder. Ticaret, idare, vergi ve iş hukuku, medeni hukuk vb. farklı dalları ekonomi perspektifinden inceleyen bir alan olarak ortaya çıkar. Ekonomi hukuku, anayasal ekonomi, kamu ve özel ekonomi hukuku ve uluslararası ekonomi hukuku gibi alt branşlara da ayrılır. Yine de ekonomi hukukunun tam bir tanımının yapılması güçtür. Çünkü devletlerin düzenlerine ve siyasal anlayışlara göre uygulamada farklı şekilleri görülebilmektedir.

Ekonomi hukuku kavramının tarihi seyrine baktığımızda ilk kez Almanya'da "ekonomik hukuk" adıyla ortaya çıktığı kabul edilir. Almanya'da "Wirtschaft Recht" adıyla, Belçika'da "economisch recht" adıyla üniversitelerde ders olarak okutulmaktadır. Fransa'da "droit des affaires" ya da "droit ekonomique" olarak ifade edilirken bazı ülkelerde "kalkınma hukuku" anlamında kullanılmıştır. Amerika hukuk sisteminde daha çok iş hukuku "business law" terimi yaygınlaşmıştır.

Kavramın felsefi temellerine gittiğimizde meselenin hukuk – ekonomi ilişkisine dayandığını görürüz. Daha açık ifadesiyle "iktisat hukuktan ne bekler?" Daha da öncelikle "insanlar iktisattan ne bekler?" sorularını araştırır. Günümüz açısından buna ekonomik refah, milli gelirin hızlı artması, adil gelir dağılımı, işsizliğin azalması, dalgalanmaların minimize edilmesi, krizlerin olmaması, çevrenin korunması, işçi işveren ilişkilerinin adil olması, fırsat eşitliği gibi beklentiler olarak cevap verilebilir. Hukuktan ise adalet ve eşitlik beklenmektedirler. Bir diğer soru ise hukuk olmadan iktisat olur mu? Tabii ki bu durumda bugünkü anlamda bir ekonomik düzenden bahsetmek mümkün olmayacaktır. Hukukun iktisada en büyük katkısı çalmanın ve sömürünün önüne geçmesidir. Bu da hukuk dilinde fiziki/maddi ve fikri mülkiyetin ve de sermaye ve emeğin korunması olarak ifade edilir. Bununla birlikte adil rekabeti ve fırsat eşitliğini sağlayacak şartların oluşturulması görevidir. Nitekim hukuki meselelerin büyük çoğunluğu iktisatla ilgilidir. Aslında bir anlamda hukuk ile iktisat birbirine bağımlıdır. Hukuk geliştikçe iktisat gelişir, iktisat geliştikçe hukuk gelişir.

Ekonomi hukukunun en önemli kavramlarından biri "anayasal ekonomi"dir. Bu kavram siyasal ve sosyal yaşamın en önemli etkenlerden biri olan ekonomi ile hukukun ilişkisini düzenler. Sosyal hayat ne sadece din tarafından, ne de sadece hukuk ve ekonomi tarafından belirlenmektedir. Sosyal hayat birçok faktörün etkide bulunduğu kompleks bir yapı arz eder. Birçok tartışma bulunmakla birlikte temel kabule göre siyasal yaşam ekonomik yaşamı düzenler, ekonomik yaşam da siyasal yaşamı etkiler. Ekonomi hukuk anlayışında iktisadi alanın kurallara bağlanmasının gerekliliği düşüncesinin bir neticesi ortaya çıkan anayasal ekonomi, piyasa aktörlerini düzenlemede dünyada üç farklı şekilde uygulanmıştır. Birincisi serbest piyasa ekonomi sistemini benimseyen anayasalar. Devletin iktisadi alanı güven içinde işlettiği, iktisadi özgürlükleri güvence altına aldığı, kişisel çıkarları, özel mülkiyet hakkını, sözleşme ve girişim özgürlüğünü koruduğu bir modeldir. Anayasal iktisat, devletin iktisada nasıl davranacağını katı kurallarla belirlemiştir. İkinci yaklaşım ise kolektif / sosyalist sistemdir. Burada ekonomi ve siyaset/devlet birbirinden ayrılamaz. Devlet sosyal adalet ve eşitliği sağlamak için ekonomik merkez olmalıdır. Özel mülkiyet, çalışma ve teşebbüs hürriyeti sınırlı olup ekonomik işlemler kamuya ve yönetime aittir. Küba, Çin ve Vietnam anayasaları buna örnek verilebilir. Üçüncü olarak da karma sistem benimseyen ülkeler vardır. Bunların bir kısmı liberal ekonomik metoda yaklaşarak, bir kısmı da sosyal sistemin özel mülkiyet sınırını genişleterek bir ekonomik model tercih etmektedirler. Örneğin Türkiye bir yandan sosyal devlet anlayışını devam ettirirken bir yandan da özel mülkiyeti ve özel teşebbüsleri teşvik etmektedir. Bu anlamda kuruluşundan bugüne ülkemizde karma bir modelin tercih edildiği söylenebilir. Bu konu özellikle anayasa mahkemesine yapılan özelleştirme veya devletleştirme ile ilgili başvurularda ve özellikle devletçilik ilkesinin yorumu konularında kendini göstermektedir. Türk ekonomisinin saf liberal ya da saf devletçi olmasının anayasal bir zorunluluk olmadığı tespit edilmiştir.

"Hukuk ve iktisat" ise hukuk kurallarının ekonomik analiziyle ilgilenir. Yani hukukun ekonomik analizini yapar. Bu Amerika'da liberal ekonomi ile başlayan bu yaklaşıma göre rekabet kurallarının ve pazar payının tespiti, tazminatlardaki zararların hesaplanması gibi konularda hukuk ile ekonomi arasındaki işbirliği ilerletilmelidir. Temel hedefi hukuk kurallarının genel sosyal fayda üzerindeki etkilerinin ve hukuki yapının yerindeliğinin araştırılmasıdır. Bu iki kavram hukuki ve cezai sorunlulukla yakından ilişkilidir. Örneğin sorumluluk sisteminin topluma olayın kendisinden daha pahalıya mal olup olmadığını araştırır. Fabrika dumanına baca taktırmak, cezayı ödemekten daha pahalı olduğu durumlarda şirketlerin baca taktırmaktansa cezayı ödemeyi tercih etmeleri durumunda hukukun işlevinin yerindeliği sorununun ortaya çıkması böyledir. Ayrıca kaynakların israfını engellenerek etkinliğinin nasıl arttırılacağıyla ilgilenir.

Hukukun ekonomik analizi bazı açılardan eleştirilmiştir. Örneğin hukukun bağımsızlını zedelenmesi, yargısal denetimin işlevsiz kalması, adaletin zedelenmesi gibi durumlar bunlar arasında sayılabilir. Temel eleştiri ise hukuki amaçları, adaleti, etik kuralları bir değerlendirme ölçütü görmemesidir. Kaynakların etkin paylaşımını sağlarken adalet yerine faydayı bir kriter olarak alması, sonuçlarının değişken olması, daha kesin bir ifadeyle sosyal faydaya adaleti feda etmesi açılarından tenkit edilmiştir. Bununla birlikte bu tür ekonomik analizin faydaları olduğu da kabul edilmiştir. Hukukun bağımsızlığını ve adaleti zedelemeden bir araç olarak kullanılabileceği belirtilmiştir. Bu eleştirilere en önemli cevap Alman hukukçulardan gelmiştir. Onlara göre hukukun temel ilkeleri ile sosyal fayda amacının çelişmesi durumunda hukukun tercih edilmesi gerekir.

Bütün bu anlatılanlar çerçevesinde İslam hukukunun ne tür bir piyasa anlayışını tercih ettiği, fıkıh ile ekonomi arasındaki ilişkinin ne şekilde kurulacağı meselesinin önemi ortaya çıkmıştır. Burada kritik sorular vardır. Fıkıh, iktisadın ilerlemesine ket vuran bir yapıya mı sahiptir, ya da iktisadi alanı tamamen serbest mi bırakmıştır? Fıkıh ne tür bir piyasa önermektedir? Fıkıh ile iktisat arasındaki ilişkinin sınırları nelerdir? Bu soruların cevabını gelecek yazıda tartışmak üzere…

Prof. Dr. Murat Şimşek

Kaynaklar

https://www.youtube.com/watch?v=9aZ7RpSYaH4

http://www.libertedownload.com/Piyasa/02/02-fuat-oguz-hukukun-ekonomik-analizi.pdf

https://dergipark.org.tr/tr/pub/abd/issue/33766/373928

https://www.ekodialog.com/Makaleler/hukuk-ekonomi-iktisat-iliskisi.html Chicago okulu

https://www.youtube.com/watch?v=ygTyf1la1NM

https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/55449

https://app.trdizin.gov.tr/makale/TVRBNE5qUTRPQT09/hukuk-ekonomi-iliskisi-ve-ekonomi-hukuku-uzerine

https://hukukdergi.ebyu.edu.tr/?p=686

https://tr.wikipedia.org/wiki/Hukuk_ve_ekonomi

Serdar Yay, "Hukukun İktisadi Analizi: Richard A. Posner'in Hukuk ve İktisat Yaklaşımına Katkıları", Iğdır Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi Ek Sayı, Aralık 2019.

C. Murat BAYKAL, Hukuk-ekonomi ilişkisi ve ekonomi hukuku üzerine. Ankara Barosu Dergisi 0, no.4(2008): 76 - 87.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
2022 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN