Arama

Zekeriya Erdim
Eylül 3, 2021
İctihad ve istikâmet ihtiyacı
Sesli dinlemek için tıklayınız.

İslam kültür ve medeniyetinin hâkim olduğu ülkelerde ve toplumlarda, "bütüncül bir hayat nizamı" olan dinin, hüküm veren, hukuk belirleyen ve yaşama biçimlerini şekillendiren ana kaynakları; öncelik ve önem sırasına göre "Kitap, sünnet, icma-i ümmet (ümmetin ittifakı)" şeklinde özetlenmiştir. Bazı mezhepler ve müctehidler tarafından; bu zincire, "kıyas-ı fukaha (fıkıh ehlinin kıyası)" halkası da etkilenmiştir.

Yazılı vahiy Kur'an ile yaşanmış vahiy sünnette, hükmü doğrudan ve açıkça belirtilmeyen konularda, "akıl yürütme" yoluyla hukuk oluşturmaya ve hüküm belirlemeye; kısaca "ictihad" deniyor. Herhangi bir zaman dilimi içinde, içtihat yapmayı gerektiren alanlarda ve konularda, İslâm âlimlerinin ittifak halinde olmalarına ise; "icma" adı veriliyor.

Böylece, insanlar; doğruluk ve dürüstlük, adalet ve sadakat, denge ve uyum çerçevesi içinde kalarak "istikâmet" üzere oluyorlar. Her türlü aşırılıktan, azgınlıktan, sapkınlıktan uzak durarak; "sırat-ı müstakim (dosdoğru yol)" üzerinde yürüyorlar.

İlim ehlinin büyük çoğunluğunun icmasına (ortak görüşüne) göre; sağlığında Hz. Peygamber (sav), O'nun (sav) vefatından sonra Hulefa-i Raşidin (reşit halifeler) ve Ashab-ı Kiram (peygamber dostları), daha sonra da diğer Müslümanlar; ihtiyaç duyulan alanlarda ve konularda, sürekli ictihad etmişlerdir. İslâm coğrafyası büyüyüp genişledikçe, insan ve toplum hayatı değiştikçe yahut geliştikçe; yeni sorunlara, yeni çözümler üretmişlerdir.

Vahyin hem tebliğcisi, hem de temsilcisi olan Hz. Muhammed'in (sav) "içtihadında isabet edenin iki, hata edenin bir ecir alacağı; âlimlerin peygamberlerin varisleri olacağı; İslâm ümmetinin yanlış üzerinde ittifak sağlamayacağı" yolundaki beyanları; bu alanda anlamlı ve değerli çalışmalar yapan ulemanın teşvik edici ve destekleyici dayanağı olmuştur. Geçmişten günümüze kadar, asırlar ve nesiller boyunca; "ictihad kapısı" hep açık tutulmuştur.

Anlaşılan o ki; dinimizin ve dünya görüşümüzün bir "sabitleri", bir de "değişkenleri" var. Hangi zamanda ve mekânda olursa olsun; Müslümanlar pergelin bir ucunu sabitler üzerinde tutuyor, öteki ucu ile de değişkenleri kapsıyor ve kuşatıyorlar.

Sabit değerler; suyun "su olma" ve kalma özelliğine benziyor. Değişen değerler ise; muhtelif zamanlarda ve mekânlarda, imkânlara ve ihtiyaçlara göre, "farklı şekillerde kullanılma" keyfiyetini ifade ediyor.

Ancak, her hal ve şart altında; "arı, duru" olma özelliğinin korunması gerekir. Değişik kaplara, kalıplara girip içinde bulunduğu cismin şeklini alsa bile; kimyası bozulmamalı, kirlenmemeli ve zehirlenmemelidir.

Gençlik yıllarımızda, bizim kuşaktan bazı dostlarla birlikte; iman ve ahlak suyumuzun kirletildiği kanaatine varıp, arınma arayışı içine girmiştik. Dönemin "istişare ehli" yahut "irşad makamı" olarak görülen kimselerin kapılarını çalarak; "istikâmetimizi belirlemekte zorlanıyoruz, bize yol gösterin" demiştik.

Zorlanmamızın temel sebebi; ümmetin ileri gelenleri arasında, "ittifak (birlik)" değil "iftirak (ayrılık)" olmasıydı. Kendilerini İslâm'a nispet eden kişilerin, kurumların, çevrelerin; birbirlerini küfürle itham edecek hale gelmesiydi.

Şimdi, yıllar sonra, ileri yaşlarımızda; aynı mayın tarlası içinde duruyoruz. Bir yandan, galat-ı meşhurun lügat-ı fasihten evla olduğunu (meşhur olan yanlışın unutulan doğrunun önüne geçtiğini); öte yandan Müslümanların kâfirlerden, müşriklerden ve münafıklardan ziyade birbirleriyle uğraştıklarını görüyoruz.

Bu şartlar altında, ânın vacibini nasıl belirleyeceğiz? Yetişme çağındaki çocuklarımıza ve gençlerimize; Allah'ın razı olacağı, hoşnut kalacağı hal konusunda ne söyleyeceğiz?

Kimilerinin "ak" dediklerine, kimileri "kara" diyorlarsa; hak ve hakikat nasıl bulunacak? Bu hal ve gidiş, mızraklarının ucuna Kur'an sayfaları takanların birbirlerine alenen "savaş ilan etmeleri" noktasına kadar vardığında; nerede ve kimin yanında saf tutulacak?

Genelde İslâm dünyası, özelde Türkiye Müslümanları olarak; yeni bir "ictihad" ve dahi "icma" sürecine ihtiyacımız var. Kâh zifiri karanlık yerlerde, kâh alaca karanlık köşelerde "istikâmet" belirlemeye çalışan milyonların; ışığını güneşten alan ayların ve yıldızların, aydınlatıcı ve yol gösterici rollerine hayati derecede ihtiyaçları var.

Hususi menfaatler, umumi maslahatların önünde engel olmamalıdır. Sadece bizi değil, cümle insanlık âlemini sahil-i selamete götürecek millet ve ümmet gemisi; bu kuytu limanda çakılıp kalmamalıdır.

Şüphesiz, yapılması gereken şey; güç ve imkân sahibi olmayanların boyunu aşıyor. Cumhurbaşkanlığı'na ve bilumum devlet yöneticilerine, Diyanet İşleri Başkanlığı'na ve bağlı birimlerine, İlahiyat Fakülteleri'nin dekanlarına ve öğretim üyelerine, ilim ve irşad makamlarında bulunan kanaat önderlerine, duyarlı özel sektör sahiplerine ve sivil toplum liderlerine; yolumuzun üzerindeki engelleri kaldırma, yönümüzün önündeki perdeleri aralama görevi düşüyor.

Sahih iman, salih amel, sağlam duruş çizgisi üzerinde; hal-i pür melalimizi hayra tebdil etme niyeti ve gayreti içine girmeliyiz. Krizlerle, anarşiyle, bunalımlarla boğuşan dünyaya ve insanlık âlemine; kalıcı huzur ve güven ikliminin yollarını, yöntemlerini göstermeliyiz.

Zekeriya Erdim

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
2024 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN