Arama

Prof. Dr. Mehmet Emin Ay
Ocak 3, 2022
Müminin dünyaya bakışı nasıl olmalıdır?

Yeni bir miladi yılın ilk ayının ilk günlerindeyiz. Her yeni gün mümin için taze bir başlangıç olduğu gibi, onu ebedi hayatına yaklaştıran bir gündür aynı zamanda…

Her yeni güne Allah'a hamd ve senâ cümleleriyle şükrederek uyanan Son Nebi'nin örnekliğinde yeni bir gün, yine bir şükür vesilesidir haddi zâtında…

Böyle bakıldığında her yeni günün, her haftanın ve her bir ayın mümin kul için değeri vardır bu hayatta… Çünkü bunların hepsi dünya hayatının parçalarıdır ve bu parçaları birer birer değerlendirdikçe zamanını imar etmiş, dünyasını mamur hale getirmiş ve hayat onun için "güzel bir ömür" haline dönmüş olacaktır… İyi bir şekilde değerlendirilmiş ömrün sahiplerine ne mutlu!..

2021 yılının son ayında ülke olarak yaşadıklarımız, daha önce yaşananlardan ders almadığımızın bir göstergesiydi… Son bir ay içinde, paranın, dövizin, altının, hisse senedinin stoklanan veya fahiş fiyatlarla piyasaya sürülen malların fitnesi sardı koca ülkeyi… "Şeytan sizi fakirlikle korkutur ve size kötülükleri/günah olanı emreder." (Bakara, 268) ayet-i kerimesinde ifade buyurulan hakikat bir kez daha çıktı gün yüzüne… Bir kez daha şeytan ve onun avaneleri, fakirlik korkusuyla insanları korkutup Allah'ın haram kıldığı işlere yöneltti insanları… Yine bir hadis-i şerifte tanımlandığı gibi, "Öyle bir zaman gelecek ki, kişi kazancının helal mi haram mı olduğunu hiç önemsemeyecek." şeklindeki Nebevi uyarı bir kez daha tecelli etti ve haksız kazanç yolları birer birer denendi ve "kendine yazık edenler" bu zulüm çarkları içinde helak olup gittiler… Kimi kredi çekip döviz satın aldı, kimi evini satıp kripto paralara yatırım yaptı, hep daha fazla kazanmak için… Fakat sayısız insan, tamahkârlığın zararını pek acı şekilde ödemek durumunda kaldı…

Bu yanlışlıkların, bu günahlara bulaşmanın asıl sebebi konusunda hadis-i şerif olarak aktarılan şu bilgi son derece önemlidir: Hubbu'd-Dünya, re'sü külli hatîetin…" Yani bütün yanlışlıkların, hataların en başta gelen sebebi, dünyaya karşı duyulan aşırı sevgidir… Bu hikmetli vecize, dünyaya karşı duyulan bu aşırı sevginin, bu dünyaya aldanmayı, fani hayata dalıp gitmeyi, onu gereğinden çok önemsemeyi ve onu kaybetmemek adına nice yanlışlara bulaşmayı sonuç olarak doğuracağını anlatmaktadır… Doğrusu, asırlar önce söylenen bu söz, günümüzde Müslüman veya gayrimüslim ya da hiçbir kutsal değere sahip olmayan tüm insanlığın başına bela olan ve adına "Sekülerleşme" denilen anlayışa dikkat çekmekteydi… Ne çare ki, tüm dünyayı ve tüm insanları mağlup ederek köleleştiren bu sistem, İslam ülkelerini de Müslümanları da ciddi manada meşgul etmekte ve her defasında mağlup kılmaktadır, maalesef…

Peki, bir mümin için dünya ve ahiret dengesini doğru bir şekilde kurabilme adına bu dünyaya nasıl ve hangi gözle bakmalı, onu nasıl ve hangi mertebede görmeli, ona hangi derecede değer vermelidir? Mukaddes kitabımız Kur'an-ı Kerim ve Sevgili Peygamberimiz (sav) bizlere bu hususta neleri emrediyor ve neleri tavsiye buyuruyor? Bugünkü yazımızda bu konu üzerine değinmek istiyoruz.

AYETLERDE İNSAN VE DÜNYA

Allah Teala Hazretleri, ilk insan olan Adem'in bedenini topraktan şekillendirmiş ve kendi ruhundan ona üfleyerek can vermişti. Ruh ve beden sahibi olan insanı hikmetinin gereği bazı özelliklere de sahip kılmıştı… "İnsanlar madenler gibidir" hadis-i şerifinde yine veciz bir şekilde ifade edildiği üzere, insanoğlunun topraktan yaratılmış olması hasebiyle sahip olduğu toprağa özgü özellikler yanında, fıtratına yerleştirdiği bazı hususiyetlerin varlığını da Kur'an-ı Kerim'den öğrenmekteyiz. Buna göre diyebiliriz ki, "insanoğlu acelecidir, hırslıdır, kendisine hakim olamayacak biridir, fesat çıkaracak, kan dökecek kadar da zalimdir…" Bütün bunlar, "nefs" denilen kötülükler kaynağını, kişilik ve karakterinde taşıdığı içindir. Ancak insan, tüm bu özellikleriyle beraber yeryüzünde Allah'ın halifesidir ve Allah'a kulluk için yaratılmıştır. Aynı zamanda o, bu dünya hayatında dünyayı imar etmek için vardır ve kulluğun da sınanması için yeryüzünde yaşayacaktır…

İnsan olarak yaratılan her bir can sahibine iki hayat verilmiştir. Bunlardan biri dünya hayatı, diğeri ise ahiret… Bir diğer ifadeyle, birisi şu an itibariyle görev yapmakta olduğu yani fani ve geçici olan dünya hayatı… Diğeri ise baki olan, yani ebedi ve sonsuz hayat. Bir diğer ifadeyle görevini tamamlayıp emeklilik dönemini yaşayacağı ebedi hayat… Aslında el-Hayy (c.c) isminin sahibi Allah Teâlâ'dan bir eser taşıyan insanoğluna bahşedilen hayat nimeti, birbirinin devamı olan iki hayattan oluşuyor: Bunlardan ilki, gözlerini açtığı dünya hayatı… Diğeri ise bu dünyaya gözlerini kapattığı zaman başlayacak olan ahiret hayatı… İşte bu sebeple dünya hayatı, ahiretin öncüsüdür ve ahiretin kazanılacağı yer olması sebebiyle değerlidir. Çünkü insanın ahirette karşısında bulacağı şey, dünyada kazandığının tâ kendisidir. Nitekim Necm suresindeki 39-42. ayetler işte tam da buna işaret etmektedir:

"İnsan ancak çabasının sonucunu elde eder. Ve çabasının karşılığı ileride mutlaka görülecektir. Sonra kendisine, karşılığı tastamam verilecektir. En sonunda yalnız Rabbine varılacaktır."

Dolayısıyla bu dünya adeta ahiretin tarlasıdır ve aslında cennet bizim iyilik ve sevap tohumlarını bu dünyada ektiğimiz güzel bir bahçe; cehennem ise ateşini de odununu da bu dünyadan götürdüğümüz bir yangın ortamıdır.

Sadece bu açıdan bakınca bile dünya hayatı, insana ebedi hayatını kazanabileceği büyük bir imkan ve fırsat sunmaktadır. Yeter ki insan önce kendisinin, sonra da bu büyük nimetin farkında olabilsin…

Konuya gelecek yazımızda devam etmek üzere sağlık ve esenlik dileklerimle…

Mehmet Emin Ay

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
2024 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN