Arama

Prof. Dr. Mehmet Emin Ay
Aralık 23, 2021
Meleklerin ahirete uğurladıkları kimseler
Sesli dinlemek için tıklayınız.

Her canlıya bir ömür, her ömre bir vade ve her vadenin geldiği bir ecel tayin edilmiş ezelde…

Kendisi de fani olan bu dünyada, yaratılan ve yaşatılan her canlının -ama öyle ama böyle- bir hayatı bir de memâtı var. En güzel isimlerin sahibi Yüce Mevlâmızın, el-Muhyî ve el-Mümît ism-i latiflerinin tecellisidir bir bakıma, her bir canlının can bulması ve can vermesi…

Bu döngü içinde canlılar dünyaya gelir, takdir edilen süreyi tamamlar ve dünyadan ayrılırlar. Bilinen bir gerçektir ki, her şeyin bir ömrünün olduğu şu dünyada sadece insanoğludur, ömründen yana sorguya ve hesaba çekilecek olan… Ve yine sadece insanoğludur, adına ömür denilen şu fâni hayatı, ahiret sermayesine dönüştürebilen ya da zayi ederek kayıplar üstüne kayıplar yaşayarak ebediyyen kaybedecek olan…

Ticari şirketlerin kimilerinin kepenk kapatarak yapmaya çalıştıkları yıl sonu muhasebelerinin bir benzerini yapmak her birimizin üzerinde temel bir görevdir aslında… Zira nefsini hesaba çekmek, gerçekten "kazanmak" isteyenlerin -sadece yılın belirli zamanlarında değil- sık sık yapması gereken bir işlemdir. Kısaca, nefsini hesaba çekebiliyor olmak, hayatın zorluklarına rağmen iman dolu bir gönül ve murakabe altında tutulabilen bir nefse sahip olan kişilerin başarabildiği bir iştir vesselam…

Bugünkü yazımızda, hayatını güzelliklerle, iyiliklerle ve olumlu şeylerle geçirebilmeyi başarmış ve böylece günlerini, aylarını ve yıllarını "imar" ederek bir "ömr"e dönüştüren kişilerin, bu dünyadan ayrılırken yaşayacakları olağanüstü güzelliği, Kur'an'ın tasviriyle aktarmaya çalışacağız…

MELEKLERİN AHİRETE UĞURLADIĞI KİMSELERİN ÖZELLİKLERİ

Hikmetler Hazinesi Kur'an-ı Hakîm, Fussilet suresinin 30. ayetinden başlayarak müminlerin temel özelliklerinden bahsetmekte, sonu cennete ulaşan ebedi hayatın bu dünyaya ait kısmındaki son anlarından ve özellikle son nefeslerini vermeden önceki yaşadıkları olağanüstü durumdan bahsetmektedir.

"Rabbimiz Allah'tır" deyip de dosdoğru çizgide yaşayanlar, işte onların üzerine melekler şu müjdeyle inerler: "Korkmayın, kederlenmeyin, bilakis size vaad olunan cennetle sevinin!

Biz, dünya hayatında da âhirette de sizin dostunuzuz. Orada, çok bağışlayıcı, çok merhametli olan Allah'tan bir ikram olarak sizin için canınızın çektiği her şey bulunacak, yine orada umduğunuz her şeyi elde edeceksiniz." (Fussilet, 30-32)

Ayetten ilk bakışta anlaşılan şudur ki, bu iş için görevlendirilen bir grup melek, vefatından hemen önce mümin kulun üzerine müjdelerle inmektedirler. Adeta görevleri, mümini teselli ve teskin etmek, sonra da cennete kavuşma müjdesini vermek olan melekler, bu kişilere özel olarak indirilmekte, bu görevlerini yaptıktan sonra ölümle vazifeli melek emaneti teslim almaktadır.

Peki böylesine bir bahtiyarlığa kavuşan bu müminlerin özellikleri nelerdir? Fussilet 30. Ayet, açık bir biçimde iki özellik zikrediyor: 1) "Rabbim Allah'tır" diyerek, başkasını değil, O'nu Rab olarak tanımak, kabul ve ikrar etmek. 2) Dosdoğru bir çizgide dürüst biri olarak yaşamak.

"Rabbim, Allah'tır" sözü kadim zamanlardan beri her bir müminin dilinden dökülen ve Allah'a imanın en önemli ikrarıdır. Bu söz aynı zamanda Rab olarak Allah'ı kabul etmek ve O'ndan razı olmak anlamına gelmektedir ki, kişiye bu inancının tadını da hissettiren bir özelliktir. Nitekim Hz. Abbas'ın aktardığı bir hadis-i şerifinde Sevgili Peygamberimiz "Allah'ı Rab olarak kabul edip bundan razı olan… imanın tadını hisseder" buyurmuştur. Ashab-ı Kiram bu sebeple ezanı dinledikten sonra duasını okurlar ve duanın sonunda şu manidar ikrarda bulunurlardı: "Radîna billahi Rabben. Ve bil-İslâmi dînen. Ve bi Muhammedin Nebiyyen ve Resûlâ." Şöyle demek istiyordu Ashâb-ı Kiram: "Biz, Rabbimiz olarak Allah'ı, Dinimiz olarak İslam'ı ve Peygamberimiz olarak Hz. Muhammed'i kabul ettik, razıyız, hoşnuduz (Sen de bizden râzı ol Yâ Rabbi)..."

Meleklerin, ahiret yurduna uğurladıkları müminlerin sahip oldukları ikinci özellik ise "istikamet" üzere olmalarıdır. İstikamet, dosdoğru bir yaşantı, dürüst bir kişilik sahibi olmak gibi anlamlar taşıdığı gibi, her gün Fatiha'da okunan ve Allah'tan niyaz edilen "Sırat-ı Müstakim"dir. Yani başka yollar değil, Allah'ın rızasını kazandıracak ve O'nun nimet verdiği, ikramda bulunduğu kimselerin tuttukları, gittikleri yoldur. İşte belki de bu sebepten dolayı, Peygamber Efendimiz (sav) kendisinden, sımsıkı sarılacağı bir düstur talep eden sahâbisine şu tavsiyede bulunmuştu: "De ki, Allah'a iman ettim. Sonra da dosdoğru ol."

İşte, en başta Allah'ı Rab olarak kabul edip O'na iman etmek, sonra da dosdoğru bir çizgide bu imanın gereklerini yerine getiren bir hayat yaşamak, müminin vefat edeceği zaman etrafını kuşatacak meleklerin inmesine, ona teselli verip teskin etmesine ve nihayet cennete kavuşmak üzere olduğunu söyleyerek müjdelerde bulunmasına vesile olmaktadır. Ne büyük seâdet; ne büyük bahtiyarlık!..

Fussilet suresinde bahsi edilen diğer özellikleri de gelecek yazımızda ele almak üzere, akşamınızın ve yarın idrak edeceğiniz gününüzün mübarek olmasını dilerim.

Sağlık ve afiyet dileklerimle.

Mehmet Emin Ay

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
2024 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN