Arama

Ekrem Demirli
Kasım 24, 2023
Varlık okulunda Tanrı’dan Esma meşk etmek
Sesli dinlemek için tıklayınız.

Çok duyulmuş bir sözdür "hayat mektebinde okumuş olmak." Deyim eğitim ve öğretim imkanı bulamamış insanların meslek içinde, çıraklıkla başlayan ticaret ve zanaatta, hayatın farklı alanlarında örselenerek edindikleri tecrübeleri anlatmak, kısmen de tecrübesiz çaylaklara böbürlenme ve had bildirmek üzere kullanılır. Bir insan 'ben hayat mektebinde okudum' dediğinde onun formel eğitime ihtiyaç bırakmayan sağlam ve yanılmaz bir kaynaktan beslendiğini kabul etmek durumunda kalırsınız. Pratik (ameli) disiplinler ile nazari olanlar arasında yaşanan tartışmaların asıl ve gerçek kaynağını bu deyimde buluruz: Hayat mektebinde öğrenmek veya yaşayarak eğitilmek! Vakıa hayatın kendisi bir okuldur. Bu, insanı hazırlıksız yakalayan, resmi yollardan öğrendiklerini anlamsızlaştıran, telafisi ve tatili olmayan katı kurallarla işleyen bir okuldur.

Metafizikçi düşünürler hayatın bir okul oluşunu sistematik, güçlü delillerle açıklayarak yaratılış gayesiyle uyumlu bir şekilde her insanın yoğun ve çok yönlü bir eğitim sürecinde bulunduğunu söylerler. Bu yaklaşıma göre kabiliyet ve eğilim farkına bakılmaksızın bütün insanlar 'resmi eğitim' dışında daima öğrenirler, 'natık' yani düşünen-konuşan olmanın iktiza ettiği bir şekilde kabiliyetlerine hakkını verirler. Bu noktada eğitim ile eğitimsizi ayrıştıran şey, bilginin varlığı değil, resmi eğitimin içerisinde şekillendiği kalıplar, anlatımlar, kelimelerdir. Yaşayan hiçbir insan cahil değildir! İnsan natıktır demek aynı zamanda insan bilgilidir veya insan bilgedir demektir. Bütün insanları bilgi sahibi olmak birleştirir, bilgi insanlar arasında bir ayrım ve farklılık sebebi olarak tebarüz etmez. Bir insan sadece başka birisinin kelime dağarcığından, ötekinin resmi kalıplarla ve yollarla öğrendiğinden habersiz olabilir. Buna mukabil her insan hayatın dilini öğrenmiş, Varlık ile arasındaki özel yönden feyzini almış, 'natık' olmak kabiliyeti zayi olmamıştır.

Bu düşüncenin en doğru anlatımı varlığın-var oluşun bir okul ve öğrenme süreci olmasıdır. Varlık bir okuldur, hayat bir okuldur ifadesinden daha geniş, daha sistematik, yanılma ve tahrife daha kapalı fakat aynı muhtevada bir cümledir. Hayat varlığın bir kısmını teşkil ederken varlık geniş anlamıyla bütün mertebelerinde var oluşu anlatır. Varlığın bir okul olması var olmanın bir bilme ve taayyün tarzında ortaya çıkmış olmasından beslenir. Binaenaleyh yaratma faaliyeti metafizikçiler tarafından akıl, bilgi ve tanıma gibi kelimelerle yorumlanarak özel bir muhteva içinde yorumlanır. Düşüncenin kurucu ilkelerinden birisi okul ve öğrenme sürecinin öznesini tespit eder: Tanrı gizli hazineyken bilinmek istemiş, bu nedenle alem ve bütün var olanlar bu iradeyle ortaya çıkmıştır. Hal böyle olunca var olma sürecinin bizzat kendisi başka bir anlatımla yaratma faaliyeti tereddütsüz bir şekilde bilme, tanınma ve anlama sürecidir. Bir insanın veya canlının yaratılması onun bu iradenin neticesi olan bir bilgiyle donanması demektir. 'Yaratan bilmez mi?' Bu ayet-i kerime aynı zamanda yaratılmış olan bilgiden mahrum kalabilir mi diye düşünülebilir.

Var oluş sürecinin ilk halkası, ilk akıl veya ilk öğretmen diye isimlendirilir. İlk akıl genellikle Hz. Peygamber olarak kabul edilse bile Tanrı ilk bilen, filozofların tabirlerinde ise ilk akleden olarak nitelenir. Dini düşüncede Tanrı kendini bilmekle alem var olurken filozoflar tanrı için akıl-akl ve makuldür der.Tanrı bir hazine olarak sürekli tecelli ederek ilk halde ortaya çıkan bilmek-sınırlanmak ve yaratmak ilişkisi varlıkta süreklilik kazanır. O zaman var olmanın kendisi bilinmek-bilmek içindir: Tanrı'nın iradesi her şeye yayıldığına göre her şey meraklı bir varlık gibi öğrenme istidadıyla var olmuştur. Bu öğrenmenin neticesinde ise kemaline, saadetine veya gayesine doğru yürür. İnsan ile Tanrı arasındaki ilişki buradan hareketle ters bir şekilde ortaya çıkar: Birisi açılan bir hazine iken birisi tekamül eden bir hazineye doğru yürür. Her ikisindeki anahtar kelime ise bilgidir. O zaman 'varlık okuldur' cümlesini Tanrı'nın iradesi üzerinden takip etmek zorundayız. Tanrı bilinmek isteyen hazine olduğu için varlık-var oluş bir okul, bütün varlıklar kabiliyetlerine ve varlık katmanlarına göre bilgiyle mücehhez olmuşlardır. Tanrı'nın okulunda öğrenmeyen, görmeyen, duymayan ve anlamayan hiç kimse yoktur. Aksini düşünmek Tanrı'nın iradesini reddetmek demek olurdu.

Peki varlık okulunda ne öğrenilir? İşin bu kısmında hayat ile ilahi isimler, var olmak ile Tanrı arasındaki bağı tesis etmekle metafizikçiler insan tecrübesinde Tanrı'nın iradesini keşf ederler. Vakıa insanın hayat tecrübesi içerisinde tabii bir şekilde öğrendiği her şey, vasıtalı veya doğrudan, Tanrı'nın ona öğrettikleridir. İnsanın yaşamını idame ettirmek, hayatını tanzim etmek için ihtiyaç duyduğu bütün bilgiler Tanrı'nın ona talim ettiği bilgiler, daha doğrusu hazinenin açılmasıyla ortaya saçılan bilgilerdir. Bu bilgilerin hayat içindeki kullanım meselesi ayrı bir konudur ve bu ahlak nazariyelerinin meselesidir. Fakat metafizikçiler işin bu kısmında dikkatlerini var olan ile ilahi isim arasındaki bağa çekerek 'öğrendiklerimiz ilahi isimlerdir' tespitini yaparlar. O zaman biz ne öğrendiğimizi düşünürsek düşünelim ve biz kim öğretirse öğretsin Tanrı bize kendisini tanıtır, varlıkların ve hadiselerin ilkeleri olan isimlerini öğretir. Çünkü Tanrı bize isimleri yoluyla tanınır ve isimleri günlük hayatta ortaya çıkan bütün tikel eylemlerin, tikel hadiselerin sebebidir. Başka bir anlatımla ilahi isimler gündelik hayatımızdaki bütün hadiselerin nedenleri veya bizzat kendileridir. Bu nedenle alemde ortaya çıkan her şey ilahi bir isme dayanır. Tanrı'yı tanımak isimleri tanımak iken isimleri tanımak ise alemi ve insanı tanımaktır.

Öyleyse varlık bir okul, Tanrı muallim (öğretmen), esma ise derstir. Peki bu eğitimin amacı nedir ve eğitim bizi nereye götürür? Okul bizi hazine olmaya, kenz-i mahfi oluşu idrake, değere, hayatın anlamına taşıyarak şeyleri ve hadiseleri olduğu hal üzere görmemizi temin eder. Gerçek kemal ve saadet budur.

Ekrem Demirli

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
2024 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN