Arama

Ekrem Demirli
Nisan 5, 2022
Oruç bedenin aç bırakılmasıdır
Sesli dinlemek için tıklayınız.

Oruç tutmak, bedenin aç bırakılmasıdır. Başka bir anlatımla oruç, açlık demektir. Bu açlık, yemekle birlikte içmek ve cinsel hayattan uzak kalmayı da içerir. O zaman orucu herhangi bir başka kavram ile tanımlama yoluna gitmeden bedenin açlığı diye anlamak en uygun açıklama tarzı olacaktır. Orucun temel rüknünü teşkil eden imsak yani tutmak, bunu beyan eder. İmsak bedenin arzu ve ihtiyaçlarına karşı direnme, onu engelleyerek arzularını belirli bir süre dahilinde hapsetmek demektir.

Orucun ikinci rüknü ise açlığın herhangi bir açlık tarzından temyizini sağlayan niyet yani açlığın gaye ile tercih edilmesi demektir. Bir insan aç kalmayı seçerek oruç tutar. Bu nedenle de günlük dilde oruçluya niyetli denilir. Niyet fiillerimizi ibadete döndüren şeydir. Bu anlamıyla fillerimiz salt fiil olmanın ötesinde dini bir anlam ve içerik taşımazlar. Böyle fiiller 'adet' yani herhangi bir varlık olmanın iktiza ettiği faydamıza veya zararımıza olabilecek davranışlardır. Dinde 'adet' ve alışkanlık diye isimlendirilebilecek böyle fiilleri ibadete döndüren ise niyettir. O zaman orucu iki eylem üzerinden düşünerek anlamak gerekir: Birincisi açlığın tercih edilmesiyken öteki ise bunun bir niyet ile yerine getirilmesidir.

Bir mümin bedenini aç bırakmayı niçin tercih eder? Hiç kuşkusuz bunun yegane cevabı ilahi buyruktur. Allah ona aç kalmasını emretmiş, o da emre uymak üzere, aç kalmaya niyetlenmiştir. Bu durumda niyeti niyet kılan şey, iman, yani ilahi iradeye teslimiyet ve ona boyun eğme halidir. Haddi zatında niyeti iman ile eylemler arasındaki bir köprü gibi düşünmek mümkündür. Biz genellikle imanımız hakkında kesin kanaat sahibi olamayız, onun nasıl var olduğunu, bizde hangi derecede bulunduğunu ve sürekli olup olmayacağını bilmeyiz. İman zihnimizde daha çok birtakım bilgiler, kanaatler ve zanlar şeklinde tebellür eder. Ehl-i sünnet geleneğinde iman insanın fiili olmaktan daha çok ilahi inayet şeklinde kabul edilerek bedinin amellerinden ayrıştırılır. İman Allah'ın dilediği kullarına ihsan ettiği bir lütuf olduğu kadar necat da imana bağlıdır. Bu durumda oruç tutan insan necatın kendi eylem ve gayretimizle değil, ilahi inayet ile mümkün olabileceğini umut ederek dikkatini amele değil imana ve ona yaklaştıran niyete verir.

İman ile ilişki niyet köprüsüyle kurulur dedik. Daha doğru bir anlatımla iman, niyet şeklinde 'görünür' hale gelerek eylemlerimize sızar. O zaman 'ameller niyetlere bağlıdır' veya amellerin varlık sebebi niyetlerdir diye düşündüğümüzde, iman ile fiiller arasında köprü olarak niyeti tasavvura başlamış oluruz. Bu meyanda niyet amele değer kazandıran şey iken aynı zamanda amelden daha kıymetlidir. Burada bir paradoks vardır: Ameli niyet ile eylem şeklinde ikiye taksim ettiğimizde, dikkatimizi niyete vererek, kurtuluş vesilesi olanın iman-niyet olduğunu düşünürüz. Halbuki insanı zorlayan ve ona meşakkat veren ise ameldir. Galiba bir fiilin ibadet olması ile günlük hayattaki bir eylem olması arasındaki farklardan birisi niyet ile eylem-amel arasındaki bu çelişkidir. 'Müminin niyeti amelinden daha hayırlıdır' mealindeki hadis-i şerif bunu beyan eder.

Niyet gerçekte ameldeki imandır. Bu amaçla amelin bereketi buradan doğar. İman herhangi bir amelde kelime-i tevhidin iki kısmıyla birlikte yer alır. Birinci kısmı Allah'a yaratan bir ilah olarak bağlanmamızdır. Bu kısım amelde ilahi buyruğa teslimiyet şeklinde ortaya çıkarken amelin O'nun rızası için yerine getiriliyor olması şeklindeki niyet beyanı imanın bu kısmına karşılık gelir (Allah'tan başka ilah yok). İmanın ikinci bölümü ise Hz. Peygamber'e imandır. Bu ise amelin formunu belirleyerek açlığı herhangi bir açlık türünden ayrıştırarak onu müminlere mahsus bir amel haline getirir.

İşin bu kısmı üzerinde durmak gerekir. Haddi zatında orucun insana emredilmiş olmasının hikmetlerini tam olarak bilemeyiz belki fakat dikkatimizi beden dünyasından ruha ve akla döndürdüğünü düşünmek mümkündür. Bununla birlikte orucu yeryüzündeki hakim geleneklerde, mistik ve gnostik akımlarda ve dinlerde öteden beri bulunan açlık türleriyle karşılaştırdığımızda bir sorun ortaya çıkar. Oruç onlara göre oldukça basit ve kısa süreli bir açlık türüdür. Bununla birlikte oruca dinde büyük ehemmiyet yüklenmiş, dinin neredeyse dört ana unsurundan birisi kabul edilmiştir. Yüksek kabiliyetli ve inziva ve riyazet eğilimli insanlar için oruç oldukça basit bir açlık tarzını ihtiva eder; belki iftar ve sahurun varlığıyla birlikte daha uzun süreli perhizlerin bozulması demektir. Bu itibarla oruç sıradan bir insan için açlık iken uzun perhizlerle nefislerini terbiye etmek isteyen insanlar için açlığın kesilmesi demektir. Peki hal böyle ise orucun insanı umulan amaca taşıması nasıl mümkün olacaktır? Gününün belirli saatleri arasına sıkışmış bir açlık gerçekten de nefsi terbiye etmek, insana yüksek değerleri hatırlatmak, hepsinden önemlisi Allah'ı düşündürmek için yeterli gelebilir mi? Bu soruların cevabı olumlu olarak verilir çünkü insanın yüksek değerlere ulaşmasına vesile olan şey uzun açlıklar, perhiz ve riyazetler değil, Allah'a iman (niyet) ve peygamberin rehberliğini kabul etmektir (orucun formu). Orucun bereketi içindeki bu imandır: Allah'ın rızası ve peygamberin rehberliğine olan iman.

Ekrem Demirli

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
2022 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN