Arama

Düşünce Mektebi veya Kilid-i Mülk-i İslam: Üsküp’te üç gün

Fettah Efendi Düşünce Mektebi veya Kilid-i Mülk-i İslam: Üsküp’te üç gün

Üç gündür Balkanlar'ın en nadide şehirlerinden birisi olan Üsküp'teyiz: Üsküp'ün son devirlerde yetiştirdiği büyük alim ve şairlerden adına kurulmuş olan düşünce, bilim ve felsefe derneğince tertip edilen faaliyetin açılış konferansına geldik. Ciddi sayıdaki meraklı-genç entelektüellerle İslam'ın erken döneminin düşünce hayatının temel sorunlarını konuştuk. Bu konuyu seçtik çünkü konu dünyanın başka hiçbir yerinde Balkanlardaki kadar sahici konuşulamaz, ilk karşılaşmanın yol açtığı sorunlar burada olduğu kadar derinden fark edilemez. Başka bir bölgede 'olmuş-bitmiş' gibi konuşulabilecek meseleleri burada yaşayan insanlar gün-be-gün yaşamaya devam ediyor.

Konuşmada İslam'ın dünyanın bilim ve düşünce merkezi sayabileceğimiz bölgelere yayılmasıyla başlayan sorunlara değindik. İşin askeri ve siyasi ciheti meselenin entelektüel zeminini görmeyi sürekli engellemiştir. Askeri başarılar işin küçük bir bölümü idi; kapılar açılmış, rejimler yıkılmış, fakat ortada büyük bir entelektüel miras kalmıştı. Bu miras ile karşılaşmalar İslam'ı derinden sarstı, ilk nazari tartışmalar ve ekoller bu minvalde ortaya çıktı.

Ümmi cemaat ile okur-yazar toplumlar arasında yaşanan bu tecrübenin doğru anlaşılması İslam'ın dünya ile ilişkisini anlamak-yorumlamak bakımından belirleyicidir. İslam ilk tecrübenin ardından farklı bölgelerde aynı tecrübeyi defalarca yaşamış, başta Avrupa'da olmak üzere, hali hazırda süreç devam etmektedir. Binaenaleyh burada olan ve biten bir süreçten değil, değişen dinamikler ve aktörlerle sürekli yaşanan ve yenilenen hadiseden söz etmek gerekir. Grek mirasıyla başlayan ilk karşılaşma, Doğu'da Hint, Güney'de Mısır ve , Kuzey'de ve Şaman inançları ile yaşanan hesaplaşmalarla devam etti.

15. asrın başlarında Gelibolulu Yazıcızade Muhammed Efendi Çanakkale için kilid-i mülk-i İslam (İslam ülkesinin kilidi) tabirini kullanmıştı. Tabir akla daha çok siyasi ve askeri çağrışımları getirse bile Balkanlarda farklı asırlarda yaşamış Müslüman alimler ve düşünürler İslam toplumunun zihin dünyasına ciddi katkılar sundular. Bu itibarla Hicaz'dan sonraki en mühim karşılaşmalardan birisi Anadolu'dan başlayarak Balkanlar'a doğru uzayan (birkaç yazıda bunun için Büyük Anadolu tabirini kullanmıştım) Hristiyanlığın kadim topraklarında gerçekleşmişti. Haddi zatında bu karşılaşma sonunu günümüzde devam etmektedir. Bosna'da, Kosova'da, Sofya'da, 'da ve elbette Üsküp'te karşılaşmanın canlı izlerini ve örneklerini takip edebilirsiniz.

Balkanlardaki İslam varlığının üzerinde titizlikle durmamız gerekiyor. İslam'ın evrenselliğini iyi fark edebileceğimiz yerlerden birisi bu bölgedir: Müslümanlık bir toplumun sosyolojik kimliği haline gelerek onların varlıklarını korumak üzere bir 'Nuh gemisi' haline gelebilecek ideolojik yanılsama olarak okunamaz. İslam bütün insanlık için ahlaki ilkeler vaz eder, herkes için ve herkese karşı uygulanması gerekli erdemlerle insanı sorumlu tutar. Bu itibarla İslam'ın tüm insanlık için samimi ve sahici bir teklif olduğunu akılda tutmak gerekir. Balkanlarda bu yorumun imkanlarını ve daha mühimi sürekli sınavdan geçişlerini görebilirsiniz. Küçük şehirlerde ve coğrafyalarda bir arada yaşayabilen farklı etnik köken ve mezheplerden gelmiş insanların insanî ilişkileri tam bir sahicilik sınavı sunar. Günümüzde İslam dünyasının herhangi bir bölgesinde bir Müslümana 'komşun kim olursa olsun ona iyi davran' diyebilirsiniz; insanlara hizmet sunarken 'onların inancı, dini, etnik kimliği mühim değildir, her biri Allah'ın kuludur' da diyebilirsiniz. Fakat bütün bu cümleler ve ahlaki ilkeler başka hiçbir yerde buradaki kadar sınava tabi tutulma ihtimaline açık değildir. Balkanlar dini ve ahlaki hayatın en gerçek yaşanabileceği yerlerin başında gelir.

İslam'ın Balkanlarda ve Avrupa'daki varlığı önümüzdeki yıllarda daha ehemmiyet kazanacaktır. Bu nedenle burada hizmet verecek kurumlar meselenin bu kısmını dikkate alan bir donanımla hizmetlerini sürdürmeliler (Bu meyanda iyi bir örnek olmak üzere, Maarif Vakfı'nın, Anadolu Ajansı'nın başarılı ve fedakar çalışmalarına şahit olduk, başta başkan Mustafa Dillioğlu olmak üzere Maarif'teki samimi dostları, ajansın kurucusu kadim dostum Adnan İdriz'i gönülden tebrik ediyorum). Burada yaşayan ve yetişen Müslüman entelektüeller hiçbir yerde aşina olmayacağımız yeni tartışmalar ve yeni bakış açıları getirecektir çağdaş İslam düşüncesine.

Fettah Efendi gibi kurumların Balkanların hemen her bölgesinde teşekkül etmesi zaruridir. Sofya'da, Filibe'de, Selanik'te, Bosna'da, Tiran'da, Sancak'ta, Belgrad'da vb. böyle mekteplerin hayat bulması gelecekte İslam toplumunun alacağı istikamette belirleyici olacaktır. Karşılaştığım insanlar İslam dünyasından bu bölgelere ikame edilmeye çalışılan akımların tehdit teşkil edebileceğini düşünüyor; böyle bir tehlikenin var olduğu kanaatinde değilim. Bir yerde sağlam düşünce hayatı, canlı ve dinamik gelenekler varsa yüzeysel yorumların yaşama imkanı yoktur. Hali hazırda çeşitli saiklerle ve boşluklardan neşet eden akımlar kısa zamanda dönüşecek veya marjinalleşecek, köklü ve emek verilmiş yorumlar öne çıkacaktır.

Çağdaş İslam düşüncesinin büyük sorunu yeni yorum yöntemleri ve bilgi mirasıyla İslam arasında irtibat kurmada gerekli emeği göstermede tezahür ediyor. Zihinsel tembelliğimiz ve umutsuzluğumuzdan daha büyük tehlike yok. Her şeyden önce metinlerimizin yeni metotlarla okunması zaruridir. İslam'ın ilk nazari eğilimlerin ortaya çıktığı sosyo-kültürel bağlamın yeniden yazılması lazımdır. İslam'ın kendi dışındaki dünya ile nasıl bir irtibat kurdu, bunu iyi fark etmek gerekiyor. Bu konuda Balkanlardaki entelektüel zenginliğin ve çeşitliliğin ciddi imkanı havi olduğunu düşünüyorum. Burada herkes birkaç dil biliyor; her insan farklı din ve mezheplerden gelen insanlarla tanışıyor, konuşuyor, hayatı onlarla paylaşıyor. Sürekli geçmişe atıf yapmakla hiçbir sorun çözülemez; bir medeniyet tarihten ve maziden beslenebilir, fakat sürekli orada yaşayamaz. Medeniyetin veya düşüncenin ağırlık noktasını 'mazidekiler' teşkil etmeye başlamışsa onun dünyadaki yeri anlamsız hale gelmiş, daha çok müzelere ve mezarlara doğru gözü kaymaya başlamış demektir. Yaşadığımız dünyanın sorunlarını İbnü'l-Arabi, Gazali, Farabi, Ebu Hanife vs. çözecek değildir. Her nesil ve her çağ kendi düşünürünü üretecek, sorunlarını tartışacak, içinden çıkardığı sahici entelektüellerle yeryüzündeki varlığını muteber bir var oluşa döndürecektir.

Umarım Fettah Efendi'deki genç entelektüeller bu uzun ve çetin yolu yürüyebilmek için azim ve sebat gösterirler, düşünce ve okuma faaliyetinin temelinde yazının bulunduğunu unutmayarak yazıyı kurumun merkezine alırlar, yazmanın olmadığı yerde okumak yoktur diyebilirler.

Bu vesileyle başta dernek başkanımız Sevba Abdullah ve Metin Celil olmak üzere, bütün dostlarımıza bu zorlu yolda başarılar dilerim.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
2020 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN