Çakra, Enerji ve Bilinçaltı Temizliği: İnsanlar Neden Spiritüel Akımlara Kapılıyor?
Son dönemde gündemde sıkça yer alan bilinçaltı temizliği, çakra, enerji ve frekans gibi kavramlar ne kadar bilimsel? İnsanlar neden bilimsel temeli olmayan bu kavramlara yöneliyor? Bu bir kaçış mı, yoksa başka bir arayışın sonucu mu? Uzman Psikolog Esra Oras, Sağlık Arası programında bu konuları tüm yönleriyle ele alıyor. Üzücü olayların psikolojimiz üzerindeki etkisinden, ormanların meditasyon için tercih edilme nedenlerine; güvenilir bir uzmanı nasıl anlayacağımızdan, psikolojik desteğe ihtiyacımız olup olmadığını nasıl fark edebileceğimize kadar birçok önemli soruya yanıt veriyor.
Önceki Resimler için Tıklayınız
➡ EO: Bana şöyle bir mesaj geldi: "Hocam, panik bozukluğum var. Bu program bana iyi gelir mi?" Ben de şu cevabı verdim ve bunu uzun uzun sosyal medya kanalımda anlattım: "Evet, iyi gelecek" dersem lütfen bana güvenmeyin. Çünkü sizin benim anlattıklarımı hayatınıza nasıl uygulayacağınız, bu süreçte başınıza neler geleceği, yaşadığınız duygusal sıkıntılar ve benim bunu ne kadar etkili anlatıp anlatamayacağım gibi pek çok faktör var. Ve bunların çoğu benim kontrolümde değil. Eğer "Size kesinlikle iyi gelecek" diyorsam, bana asla güvenmemelisiniz. Ancak insanlar bu güvene ihtiyaç duyuyorlar. Birinin, "Bu yöntem işe yarayacak" demesini bekliyorlar. İşte bu, bizi manipülasyona açık hale getiriyor. Oysa kendi duygularının, düşüncelerinin ve seçimlerinin değiştirmenin zorluğunun farkında olan biri, bu tür manipülasyonlara gelmez. Şöyle düşünür: "Benim kısa sürede iyileşeceğimi nereden biliyor?" "Tek seansta panik bozukluktan nasıl kurtulabilirim?" "Hayat hikâyemin ve seçimlerimin bir sonucu olarak ortaya çıkmış bir rahatsızlık, nasıl sihirli bir değnekle çözülebilir?"
➡ Sağlıklı bir yapı, bu ayrımı kolayca yapabilir. Algıların açık olması gerekiyor. Eğer bir sorun uzun bir sürecin sonunda ortaya çıkmışsa, tek bir hamleyle düzelmesi beklenemez. Bunu vaat eden biri güvenilir olamaz. Düşünün, ilaç bile belli bir süre kullanıldığında etkisini gösteriyor. Ağrı kesiciler anlık etki edebilir ama ağrının asıl sebebini ortadan kaldırmaz. İşte, bilinçli farkındalığı olan biri, bu manipülasyonlara kapılmaz ve gerçek çözümler arar.
MODERN DÖNEM HASTALIĞI: KALİFORNİYA SENDROMU
➡ Şifalandırmak çok büyük bir iddia. Biz psikologlar bile böyle bir iddiada bulunmayız. Kendi aramızda da bunu sıkça konuşuruz. Bizim amacımız, kişinin iyileşmesine, daha iyiye gitmesine, değerleriyle daha uyumlu bir hayat yaşamasına rehberlik etmek. Ona bu süreçte yardımcı olacak araçları sunabiliriz. Kişiyi, deneyimleme süreçlerine davet edebiliriz. Ancak bunu seçip seçmemek tamamen kişinin kendi kararıdır. Kişinin iradesini yok sayıp, "Sana kesinlikle bunu vereceğim." demek oldukça iddialı ve gerçeklikten kopuk bir yaklaşım olur. Böyle bir kişiyle karşılaşsam, onun gerçeklik algısından bile şüphe edebilirim.
➡ ÖÖ: Son günlerde meditasyon gibi uygulamaların orman gibi açık alanlarda yapıldığına dair görüntüler yaygınlaştı. Peki, doğanın psikolojiye etkisi nedir? Açık alanlar, temiz hava, oksijen gibi unsurlar burada nasıl bir rol oynuyor? Bu tercihlerin psikolojide bilimsel bir karşılığı var mı?
➡ EO: İnsanoğlu olarak doğadan geldik ve doğayla iç içe kalarak hayatta kalmayı başardık. Medeniyetin geldiği nokta da aslında bunun bir sonucu. Doğal ortamlar, bilinçli farkındalığımızı beslememiz için önemli. Beş duyumuzla algıladığımız sesler, kokular, tatlar ve hisler, farkındalığımızı artırır. Bu yüzden, meditasyon gibi uygulamaların genellikle doğayla iç içe, sessiz ve sakin ortamlarda yapılmasının arka planında bu var. Psikoterapilerde de meditasyon bir araç olarak kullanılır. Buradaki amaç, kişinin sadece rahatlaması ve iyi hissetmesi değildir. Asıl hedef, kişinin duyularıyla temas ettiği şeyleri net bir şekilde fark edebilmesi, iç dünyasında olup bitenleri izleyebilme kabiliyetinin gelişmesi ve çevresindeki olayları daha iyi gözlemleyebilmesidir. Ancak maalesef, meditasyon ve yoga gibi uygulamalar zaman zaman kötüye kullanılabiliyor. Aslında enerji ya da çakra gibi kavramlar da vardır belki. Bunların var olup olmadığı meselesi bir yana, esas sorun, bu kavramların nasıl kullanıldığıdır. Önemli olan, bu araçların insanı hangi yöne götürdüğüdür. "Kişiyi iyileştirmek istiyoruz." Tamam, niyet güzel ama sonuç ne? Sen bu iddiada bulunuyorsun, peki arkasındaki rasyonel temel ne? Kanıtın ne? İspatın ne? Mesele burada başlıyor: Kötüye kullanım.
Bizler, seçimlerimizin bizi nereye yönlendirdiğine dikkat etmeliyiz. Örneğin, çok iyi niyetle fedakârlık yapabiliriz ama eğer bu fedakârlık ilişkilerimizi bitirme noktasına getiriyorsa, demek ki doğru bir şey yapmıyoruzdur. İyi niyet yeterli değil; önemli olan, o iyi niyetin bizi gerçekten hedefimize ulaştırıp ulaştırmadığıdır. Eğer bir yöntem, meditasyon da dâhil, sadece iyi hissettirmeyi, sakinleştirmeyi hedefliyorsa, o yöntem bir prangadan başka bir şey değildir. Terapi de dâhil olmak üzere, tüm araçlar, insanın gerçeğe daha sağlam basmasını, değerleriyle uyumlu yaşamasını ve sorumluluk almasını teşvik etmelidir. Eğer bir yöntem, kişiyi daha fazla öfkeli, kırgın, hakkı yenmiş, mağdur hissettiriyorsa ve dış etkenleri kontrol etmesi gerektiği inancını besliyorsa, belki de o yöntem doğru bir "şifa" yöntemi değildir.
DÜŞÜNÜP DURMA DAVRANIŞI "RUMİNASYON"
➡ ÖÖ: Sonuç olarak, her şey insanın kendisinde bitiyor.
➡ EO: Kendi iç dünyasını dinlemesi, psikolojik ve fizyolojik sağlığını gözden geçirmesi gerekiyor. Manevi gelişim, aşamalı olarak gerçekleşen bir süreçtir ve bu aşamaların tamamı sorumluluk almakla ilgilidir. Kendi seçimlerimiz ve bu seçimlerin hayatımıza etkisi üzerine düşünmek zorundayız. Çocuklarımızla, sosyal hayatımızla, mesleğimizle, toplumla ve eşimizle ilişkimizde neyi seçtiğimiz ve nasıl davrandığımız çok önemli. Eğer sorumluluğu üzerimizden atıp, yaşadıklarımızı geçmişimize, enerjilere, çakralara veya dış etkenlere bağlarsak, asıl meseleyi gözden kaçırmış oluruz.
Kirli bilinçaltımdan dolayı böyle davranıyorum. Bu meseleye buradan baktığımızda, içinde bulunduğum durum beni sorumluluğa ya da değişime davet etmiyor. Sadece pasif bir şekilde sihirli bir değneğin bana değmesini beklemiş oluyorum. Olan bitenden sürekli kaçıyoruz. Çünkü sorumluluk almak zor bir şey. Uyanacağımız saati değiştirmek, neler üzerine düşünüp durduğumuzu sorgulamak, üslubumuzu, insanlara yaklaşımımızı dönüştürmek, zorlandığımız noktaların üzerine gitmek ve sıkıştığımız yerlerde kalmayı göze almak... Bunlar, insanoğlu için ciddi meydan okumalar. Ancak çoğu insan, bu meydan okumaları göze almak yerine, birinin kendisine el atmasını ve hayatını düzene sokmasını bekliyor. "Bir ormana gideyim, meditasyon yapayım, sakinleşeyim, durulayım, artık daha açık hissedeyim" düşüncesi, daha kolay geliyor. Elbette, bunlar belki rasyonel ve işe yarayan yöntemlerdir, ancak amacımız gerçekçi olmadığında sonuçlar da mantıklı olmuyor.
➡ ÖÖ: Kesinlikle, hocam. O halde şöyle bir soru sorayım: Zor bir dönemden geçen bir insan için en sağlıklı düşünme biçimi ne olabilir? "Ben çok zor bir dönemden geçiyorum, travmalarım var, bunu düzeltmek için ne yapmalıyım?" diye soran birine ne önerirsiniz?
➡ EO: Belki doğrudan bir düşünme biçimi tavsiye etmek yerine, kişinin düşünceyle olan ilişkisini ele almak daha anlamlı olabilir. Çünkü insanoğlu biricik ve hepimizi iyiye götürecek düşünce içerikleri birbirinden farklıdır. Bu yüzden, genel geçer bir şey söylemek yerine, tüm izleyicilerimize bilişsel esneklik dediğimiz bir kabiliyeti geliştirmeyi tavsiye ederim.
➡ Bilişsel esneklik nedir? Düşüncelerimizle araya mesafe koyabilme, onların esiri olmama, kendimizi düşüncelerimizden ibaret görmeme becerisidir. Düşüncelerimizi fark edebilmek, onları izleyebilmek ve iç dünyamızın bir parçası olarak kabul edebilmek büyük bir yetkinliktir. Hepimizin zihninde onlarca düşünce var ve bazıları daha fazla dikkatimizi çekiyor. Ama ben bu düşüncelerin hiçbiri değilim. Onları fark ederim, ama onlar ben değilim. Peki, hangi düşünceler beni değerlerime uygun seçimlere yönlendirebilir? Hangi düşüncelerle ilişkimi yeniden düzenleyebilirim? Çünkü bazen bazı düşüncelerle o kadar iç içeyiz ki, önümüzü göremiyoruz. Dünya, o kelimelerden ibaretmiş gibi görünüyor bize. Halbuki öyle değil. Onlar sadece kelime. Kelimeler, tecrübeler değildir. Hakikatin bir parçası olabilirler ama bütünü temsil edemezler. Hiçbir kelime hakikatin tamamını anlatamaz. Dolayısıyla kişinin bilişsel esnekliğini geliştirmesi, kendini kelimelerden ibaret görmemesi anlamına gelir. Kelimeler ayrı, ben ayrı. Kelimeler ayrı, tecrübelerim ayrı.
BEYNİMİZE ALDIĞIMIZ BİR HASAR KİŞİLİĞİMİZİ DEĞİŞTİREBİLİR Mİ?
➡ Bu farkındalıkla hareket ettiğimizde, zihnimizde farklı düşünceler oluştuğunu gözlemleyebiliriz. O düşünceleri fark ederiz ve içlerinden hangisi bizi daha doğru bir seçim yapmaya yönlendiriyorsa, o doğrultuda hareket ederiz. Sonuçta, zihnimizden geçen düşünceleri seçemeyiz. Ama hangi düşünceye tutunacağımızı, hangi düşüncenin peşine düşeceğimizi biz seçebiliriz.
➡ Geçtiğimiz gün bir arkadaşımla bu konuyu konuşuyorduk. İçinde bulunduğu hisleri anlamlandırmaya çalışıyordu. Bir sosyal ortamda yaşadığı duygusal karmaşayı çözmeye çalışıyordu ve şöyle dedi: "Bir yanım, bu seninle ilgili diyor. Sen bu ortamda böyle hissediyorsun."
➡ Öbür yanım, aslında onların tutumlarının bana bunu hissettirdiğini söylüyor. O noktada kendisine şöyle bir öneride bulundum: "Neden ikisinden birini tercih etmek zorundayız? İkisi de senin düşüncen. Gel, diğer düşüncelerine de bakalım. Muhtemelen zihninden geçen başka fikirler de vardır." Tabii ki vardı. "Mesela şu da var, mesela bu da var," diye ekledi. Bir yanım şunu söyledi, bir yanım bunu söyledi... Peki, tüm bu düşünceler senin için neden önemli? Çünkü sen bu sosyal ortamdaki insanları seviyor ve önemsiyorsun. Şimdi, bu sevdiğin ve önemsediğin insanlarla ilgili neye ihtiyacın var? Hangi seçimler gerçekten senin bu ihtiyacına yardımcı olur? Değerlerinle uyumlu ve sana hitap eden seçimlere yönelmek daha doğru olmaz mı?
➡ Aslında kendi içimizde büyük bir yanılsama yaşıyoruz. Zihnimizden iki uçlu düşünceler geçiyor ve biz sanki birini seçmek zorundaymışız gibi hissediyoruz. Sanki biri doğru, diğeri yanlışmış gibi... Oysa bunların hepsi sadece düşünce. Hepsi kısmen hatalı. En nihayetinde arkadaşım şöyle dedi: "Açıkçası, şu taraftaki düşünceye daha yakın hissediyorum ve onu benimsemek bana daha ahlakımla uyumlu geliyor. Bu düşünceyi benimsemeyi tercih ediyorum." Bazen de zihnimizden "Biri beni suistimal ediyor olabilir," gibi düşünceler geçebilir ve bu, gerçek olabilir. Ama öte yandan, "Bu insana ihtiyacın var. Sana ilgi gösterdiği tarafları da var. Belki de aslında sen onu suistimal ediyorsundur," diyen bir yanımız da olabilir. İşte burada üçüncü bir ses, dördüncü bir ses devreye giriyor. İç dünyamız adeta bir renk paleti gibi. Fark edebildiğimiz kadar fark edeceğiz ve sonunda kendimize şu soruyu soracağız: "Benim neye ihtiyacım var? Hangi seçim beni doğru yolda tutar? Hangi seçimin sonuçları hayatımda daha uyumlu olur?"Bu sürecin adı aslında "bilişsel esneklik."
Benliğimiz kaderimizi, öz saygımız tutumlarımızı mı belirler?
➡ ÖÖ: Çözüm odaklı olmamız gerekiyor, değil mi hocam? Yani işe yarayan şey bu... Sorunlara odaklanmak yerine "Bunun çözümü ne olabilir? Çözüme yönelirsem önümde neler belirecek?" diye düşünürsek, cevabı bulmuş oluruz.
➡ EO: Evet ama unutmamak lazım ki bazı insanlar çözüme odaklanmak konusunda kendilerini bilinçli veya bilinçsiz bir şekilde durduruyor. Özellikle bu kişiler, hızlı çözümlere çok ihtiyaç duyuyor. "Benim çözümüm yok, çarem yok, bu duruma mecburum. O yüzden sadece rahatlamam lazım," diyorlar. Onlara tüm çözümler imkânsız gibi görünüyor. Oysa her sorunun en az iki veya daha fazla çözümü vardır. Hatta bazen kabul etmek de bir çözümdür. Eğer bir durumu gerçekten kabul edersek, o konuyla ilgili sorumluluklarımıza odaklanacak enerjiyi kendimize sağlayabiliriz.
İNSANLARIN EN SIK KULLANDIĞI SAVUNMA MEKANİZMALARI
➡ ÖÖ: Bir insanın psikolojik desteğe ihtiyacı olduğunu dışarıdan anlayabilir miyiz?
➡ EO: Elbette, bir başkasının terapiye ihtiyaç duyduğunu fark edebiliriz. Ama burada önemli olan, kişinin kendisinin bu ihtiyacı yoklamasıdır. Bu yüzden şöyle bir öneride bulunabilirim:
Eğer bir kişi "Terapiye ihtiyacım var mı?" diye düşünüyor ve bu konuda bir soru işareti taşıyorsa, hayatında şu noktaya bakabilir:
1. Benim olmak istediğim kişi ile şu an olduğum kişi arasındaki mesafe ne kadar büyük?
Bu mesafe ne kadar genişse, terapi ihtiyacı o kadar elzemdir. Çünkü arada büyük bir uçurum varsa, o boşluğu genellikle depresyon, anksiyete, kişiler arası sorunlar ve çözümsüzlük hissi doldurur. Çözüm arayışına girmediğimiz, biriken ve içimizde hapsettiğimiz duygular, bizi daha da zor bir noktaya sürükler.
2. Kontrol etmeye çalışırken hayatı kaçırıyor muyum?
Eğer bir kişi her şeyi kontrol etmeye çalışırken hayatını kaçırıyorsa, geçmişe dair detayları hatırlayamıyorsa, insanlarla yaşadığı tecrübeleri anımsayamıyorsa, hatta bir gün önce ne yediğini bile unutuyorsa, burada ciddi bir kontrol çabası söz konusudur. O kadar çok kontrol etmeye çalışıyordur ki, aslında hayatının kontrolünü kaybetmektedir.
➡ EO: Bu da önemli bir terapi belirteci, yani "terapiye ihtiyacım var" noktasına gelindiğini gösteren bir işaret. Bunun dışında bir diğer önemli nokta da şu: Eğer kişi sürekli aynı seçimleri yapıyor ve doğal olarak hep aynı sonuçlarla karşılaşıyorsa, bu durum psikolojik katılığın önemli bir göstergesidir ve terapiye ihtiyaç duyduğunu düşündürebilir. Ayrıca, anlayış ve temas becerileri zayıfsa, zihni sürekli geçmiş ya da gelecekle meşgulse, şu ana kendini veremiyorsa, kendine ve başkalarına alan açmakta zorlanıyorsa, sınırları belirsizse—tüm bunlar terapiye ihtiyaç duyduğunu gösteren sinyallerdir. Bu noktalar günümüzde pek çok insanın yaşadığı yaygın durumlar. Psikolojik katılık sadece psikopatolojik bir durumu tetiklemez; aynı zamanda günlük hayatı yaşanmaz hale getirebilir. Bu nedenle psikolojik esneklik kabiliyetimizi geliştirmek zorundayız. Hayatın ve kendi potansiyelimizin hakkını verebilmek, en iyi versiyonumuza ulaşabilmek için bu beceriyi edinmeliyiz.
➡ Çünkü hepimiz biliyoruz ki, dünya zor bir yer. Pek çok yıkıcı unsuru içinde barındırıyor. Belirsizlik ve acı hepimizin ortak kaderi. Ancak elimizdeki kabiliyetleri geliştirdiğimizde—ki bunların başında psikolojik esneklik geliyor—zorluklar karşısında dayanıklılığımız artar. Acıyı bir gerçeklik olarak kabul ettiğimizde ve onunla baş etmeyi öğrendiğimizde, bu zorlu dünyada daha sağlam bir şekilde yol alabiliriz.
➡ ÖÖ: Bununla birlikte, değiştiremeyeceğimiz şeyler üzerine fazla kafa yormamak da önemli. Geleceği kontrol edemeyiz, geçmişi değiştiremeyiz.
➡ EO: Evet, astroloji, burçlar, atalarımızın deneyimleri gibi unsurlar hayatımızı bir şekilde etkileyebilir. Ancak önemli olan, bunlarla uğraşmak yerine gerçeğe odaklanmak. "Ben neyi seçiyorum? Elim nereye gidiyor? Ayağım nereye gidiyor? Dikkatim nerede?" gibi sorulara odaklanarak kendimize destek olmalı ve kendimizi eğitmeliyiz. Kontrolümüz dışında olan belirsiz faktörlerle meşgul olmak, bizi pasif ve edilgin hale getirir. Bu da uzun vadede daha derin psikolojik sorunlara yol açabilir.