Arama

Sanat pınarlarının suyu kurursa

Sanat pınarlarının suyu kurursa

Geçtiğimiz günlerde, sanata ve sanatçıya dair birkaç diyalog yaşadık. Bu dalın ya da damarın; insan ve toplum hayatı içindeki yerini, önemini bir kez daha kavradık.

Mustafa Ünal dostumuzun, "duygu denizine taş" atmamız; şiir dalgalarının sahile vurmasına sebep oldu. Yazdı, okundu, beğenildi, devamının gelmesi talebinde bulunuldu.

Prof. Dr. Mustafa Özel Hocamız, yetmişli yıllarda Mavera dergisinde yayınlanan bir şiirimizi göndererek; "Yazmaya devem ediyor musun?" dedi. Bu sorunun arkasından; Kadir Gecesi, Gene Buyur Ramazan, Affet Bizi Bayram başlıklı mısralar geldi.

Kadim dostlarımızdan bazıları; gençlik yıllarımızın usta hikâye yazarlarından rahmetli Mehmet Ali Taşçı'nın, kitap ve dergi kapaklarının tezhip ustalarından Saim Okan'ın, kültür ve sanat dergilerinin emektar yöneticilerinden Gazi Altun'un müşterek fotoğraflarını paylaştılar. "Eserlerinin yeniden yayınlanarak, yeni nesillere ulaştırılması" teklifinde bulundular.

Usta sanatçı ile birlikte katıldığımız bir sahur programı; kültür ve medeniyet dünyamızın perdesini araladı. Sanat pınarlarımızın kimilerinin suyunun kesildiğini, kimilerinin kirletilip zehirli hale getirildiğini hatırlamak; kabuk tutmuş yüreklerimizi yeniden yaraladı.

Oyuncu, karikatürist ; "çocuklara ve gençlere masal anlatacağı youtube kanalı" açmak istediğine dair bir twitt attı. Muhtemelen, Anadolu masallarını anlatmak için Anadolu irfanına yabancı, hatta düşman sanatçıları seçen 'na nazire yaptı.

En son, Yavuz Bülent Bakiler ile yapılan bir mülakatı izledik. İngiliz gençlerinin 1616'da ölen 'in eserlerini anlayabildiklerini, Türk gençlerinin 1936'da vefat eden 'un eserlerini anlayamadıklarını haykıran feryadını dinledik.

Bütün bunlar, bizi bir noktaya getirdi. "Sanatımıza ve sanatçımıza sahip çıkma" sorumluluğu; ağır bir yük olarak, omuzlarımıza oturdu.

HANGİ SANAT?

Sanat; tekniğin, içeriğin, estetiğin birbirini tamamlayarak "eser" olması. İnancın, ahlakın, kültürün, medeniyetin dışa vurması.

Georg Ebers'in görüşüne göre; "insanı Allah'a götüren köprüler" gibidir. Lord Aubery'nin bakışına göre ise; güneş çiçeklere, sanat hayata renk verir.

Henry Ossawa Tanner; "Fırçamla vaaz edeceğim" diyor. ; sanatın "Allah'ı aramak" olduğunu söylüyor.

Hendrik Willem Van Loon, sanat akımlarının; dünyanın gidişatını gösteren "barometreler" olduğunu söylemiş. Michelengelo ise; "Gerçek sanat eseri, ilâhî olgunluğun gölgesidir" demiş.

'un dünyasında; uhrevî, millî, dinî, ahlâkî değeri olmayan estetik ürünler "makbul" sayılamaz. Sanat ve sanatçı, ahlaksızlığın meşrulaştırılmasına aracı yapılamaz.

Aristophanes'e göre; sanat, ekmek peşinde koşarsa ayağa düşer. İbn-i Sina'ya göre ise; bilim ve sanat, takdir edilmediği yerden göçüp gider.

Eskiden beri, büyük devletler ve toplumlar; sanata ve sanatçıya ciddi yatırımlar yapmışlar. Geçmişten geleceğe taşımak istedikleri değerler ile gelecekte ulaşmak istedikleri hedefleri; bu yollarla yeni nesillere anlatmışlar.

Bizim inancımıza göre; "Allah güzeldir, güzeli sever". Başta insan olmak üzere; âlemleri ve içindekileri "güzelce" yarattığını söyler.

Allah'ın kullarına özgün hitabı ve ideal hayat nizamının kılavuz kitabı olan Kur'an-ı Kerim; ritmi, ahengi, dili, üslubu, anlam derinliği ve anlayış bütünlüğü ile aynı zamanda "ilâhî bir sanat eseri" olarak kabul edilir. Vahyi tebliğ ve temsil makamı olan Hz. Peygamber(sav) ise; insanlar için, "güzel ahlak" modelidir.

Ancak, ana kaynaktan uzaklaştıkça, sanatın safiyetini kaybettiğini görüyoruz. Dünyada ve 'de; azgınlıklara, sapkınlıklara alet edildiklerini biliyoruz.

Kültürümüzün ve medeniyetimizin asaletini, nezahetini taşıyan sanatlarımızın büyük çoğunluğu; dilimizden de dünyamızdan da "tasfiye" edildi. 'nın taklitçiliği ve takipçiliği, bu alanda da "belirleyici unsur" haline getirildi.

KİMİN ELİNDE?

Şimdi, sanatımıza ve sanatçımıza yön veren mihrakların kimler olduğuna bakalım. Az örnekten çok mesajlar alıp, yeni bir sanat seferberliğine çıkalım.

Bu işin başrollerinde; en geniş kapsamlı sanat organizelerini yapan İstanbul Kültür Sanat Vakfı var. Faiz düzeninin temel taşlarını oluşturan bankalar, ekonomik hayatımızın köşe başlarını tutan holdingler; büyük bütçeler ayırarak destek oluyorlar.

1973 Yılında, Nejat Eczacıbaşı'nın önderliğinde kurulmuş. Türkiye'nin, "küresel kültür ve sanat evrenine entegre" edilmesine aracılık yapmak ve temel politikaların bu istikamette belirlenmesine katkıda bulunmak ana gayeleri olmuş.

O gün bu gündür, yönetim iradesi; eğitimlerini yabancı misyon okullarında başlatıp yabancı ülke üniversitelerinde tamamlayan, küresel sermayenin Türkiye'deki muteber uzantılarından biri olan, millete ve değerlerine daima muhalif duran Eczacıbaşı ailesinin elinde. Festivalleri, yarışmaları, teşvik ve destek programları, araştırma ve rapor çalışmalarıyla; bize ait olmayan bir dünyanın sanatını üretme, sanatçısını yetiştirme yolunda.

İşin garibi; İTO, İSO, THY gibi kurumları da kervana dâhil etmişler. İstedikleri sanatı ve sanatçıyı büyütmüş, geliştirmiş, popüler hâle getirmiş; istemediklerini ise, ateşe düşmüş buz parçası gibi eritmişler.

Son yıllarda, yerli ve milli sermaye çevrelerinin de büyüyüp gelişmeye başladıklarını görüyoruz. Ancak, "sanatın ve sanatçının değerini anlama, kavrama ve sahip çıkma" konusunda; henüz gereken uyanışın gerçekleşmediğine, üzülerek şahit oluyoruz.

Sanat pınarlarımızın suları kurudukça yahut kirlendikçe; kültür ve medeniyet dünyamızın bağları berbat oluyor. Biz sahaya inip sahip çıkmadıkça; başta çocuklarımız ve gençlerimiz olmak üzere, insanımız, başka dünyaların dolgu maddesi haline geliyor.

Devlet-millet iş birliği içinde, bir "sanat seferberliği" başlatmalıyız. Yerli ve milli sanatı, sanatçıyı destekleyip; yeni nesillerin yüreklerine, istiklalimizin ve istikbalimizin tohumlarını atmalıyız.

Zekeriya Erdim

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
2020 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN