Arama

Geleceğin mimarları olabilecek gençlerimiz var

Geleceğin mimarları olabilecek gençlerimiz var

Salgın döneminden sonra bambaşka ilkeler, ölçüler ve değerler doğrultusunda şekilleneceği düşünülen "yeni dünya düzeni"; son günlerin en çok konuşulan, tartışılan konularından biri. Bizim için, üzerinde durulması gereken daha önemli şey ise; bu düzeninde, 'nin yeri.

Şüphesiz, ne zaman bir "gelecek" kurgusu üzerinde durulsa; beraberinde, "gençlik" meselesi de gündeme gelir. Yetişme çağındaki çocukların ve gençlerin hal ve gidişlerine bakılarak; "geleceğin mimarları" olup olamayacakları, enine boyuna değerlendirilir.

Günümüzde, yetişkinlerin ve yaşlıların genel kabulüne göre; gençliğin büyük bir kesimi, geçmişle de gelecekle de ilgisi olmayan "eyyamcı" konumunda. Ülke ve toplum, dünya ve insanlık hayatı açısından; ne "yolcu", ne de "hancı" durumunda.

Aslında; deneyler ve gözlemler, anketler ve kamuoyu araştırmaları, bu algıyı doğruluyor. Gençlerin, "haz" ve "hız" bağımlısı oldukları; giderek daha "sınırsız" ve "sorumsuz" bir kitle haline geldikleri üzerinde duruluyor.

Ancak, malum olduğu üzere; "taş" ya da "kömür" yığınlarının içinde, az sayıda da olsa "elmas" bulunabilir. Ayrıca, ifade ettikleri "anlam" ve taşıdıkları "değer" bakımından; nitelikli azınlık, niteliksiz çoğunluktan daha önemlidir.

Bu noktadan hareketle, açıkça ifade edebiliriz ki; bu ülkede ve toplumda, "geleceğin mimarları" olabilecek gençlerimiz de var. Alıcı gözüyle bakıldığında yahut bulundukları ortamı aydınlatacak mumlar yakıldığında; kolayca fark ediliyorlar.

Yaşanmışlıkların yansıması olan meşhur atasözlerimizden biri; "Taç giyen baş akıllanır" diyor. Annelerin, babaların, öğretmenlerin, idarecilerin, aydınların, yöneticilerin; geleceğin krallarını ortaya çıkarmak için, ellerinin altındaki çocuklara ve gençlere, bol bol "taç" giydirmeleri gerekiyor.

BİR YARIŞMANIN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

Mavera Vakfı, artık geleneksel hale getirdiği ödüllü deneme yarışmasının üçüncüsünü; "Nurettin Topçu Anısına" ve "Fıtratın Çağrısı: İnsan, Aslına Dön" başlığı ile düzenledi. Gerekli, önemli, ama bir o kadar da zor bir konu olmasına rağmen; Türkiye genelinde, değişik üniversitelerin farklı bölümlerinden, yüzlerce metin geldi.

Virüsle mücadele tedbirleri sebebiyle, planladığımız ödül törenini ileri bir tarihe erteledik. Ancak, bir TV kanalının özel yayınında; hem sonuçları açıkladık, hem de yarışma sürecini değerlendirdik.

Seçici Kurul üyeleri, yapılan çapraz okumaların sonunda; ortak bir kanaate vardılar. Gençlerin, konuyla ilgili yaklaşımları ve yakalayışları karşısında; umduklarından çok daha fazlasını bulmuş olmanın sevincini yaşayarak, hayretler içinde kaldılar.

Görünen o ki, yarışmaya katılanlar; hem 'yu, hem fıtratın çağrısını, hem de yaşadığımız hayatın hal ve gidişini okuma niyeti ve gayreti içine girmişler. Yaptıkları teorik ve pratik çözümlemelerle; daha huzurlu ve güvenli bir dünyanın formüllerini vermişler.

Önleri açılır, arkalarından destek olunursa; geleceğin "başrol" oyuncuları olabilirler. Büyüyen ve gelişen Türkiye'nin yarınlarında; aktif görevler alabilirler.

Türkiye Teknoloji Takımı (T3) Vakfı çalışmalarında da bunun ümit vadeden izlerini görüyoruz. İftiharla izlediğimiz İHA, SİHA ve benzeri savunma sanayisi projelerinde; geleceğin mimarları olabilecek gençlerin, az zamanda çok ve önemli işler başardıklarını biliyoruz.

O halde; herkese ve her şeye rağmen, ümit ve heyecan içinde olalım. Elimizin altındaki genç beyinlerin, sabit değerlerini stratejik değerlere dönüştürecek formülleri bulup; yenidünya düzeninde, hakkımızın ve sorumluluğumuzun gerektirdiği yeri alalım.

ROL MODEL İNSANLARIN İZLERİ

Bu bağlamda, gelecek yolunda ilerleyen çocuklarımızın ve gençlerimizin; izlerini takip ederek yürüyecekleri yahut kendi yürüyüşlerini belirlerken hayatlarından ve hatıralarından istifade edebilecekleri "rol model" insanlara ihtiyaçları var. Tarih, kültür, medeniyet geçmişimizin ve geleneğimizin unutulan yahut üstü örtülüp unutturulan büyük adamlarının ve adımlarının arşiv dosyaları; tozlu raflardan indirilip, toplumsal hafızaya aktarılmayı bekliyorlar.

Yakın geçmişimizin, "öncü" ve "örnek" şahsiyetlerinden biri; söz konusu yarışmanın anısına düzenlendiği Nurettin Topçu idi. Ancak, ne yazık ki; hayatı, fikirleri, eserleri, yeni nesillere yeteri kadar intikal ettirilemedi.

Dönemin modasına uyup lisans, yüksek lisans ve doktora eğitimlerini 'da tamamlamış biri olarak; Batı kültür ve medeniyetinin insanlığın dertlerine deva olmayacağını, olamayacağını; daha Cumhuriyet'in ilk yıllarında tespit etmişti. Onların hakka ve hakikate ulaşma yolundaki ümidi ve güveni, aşkı ve şevki, imanı ve ahlakı öldürdüklerinin altını çizerek; bizim için kurtuluşun coğrafya olarak Anadolu topraklarını, kültür ve medeniyet olarak Selçuklu ve Osmanlı geleneğini, belirleyici değerler sistemi olarak Kur'an ve Sünnet'i esas alıp buna insanlık tecrübesini de ilave eden bir anlayışta ve yaşayışta olduğunu belirtmişti.

Ayrıca; hayatı boyunca, bütün büyük adamlar gibi O da "yaşama zevki" yerine "yaşatma aşkı" yolunda yürümeyi, var oluşunun ana gayesi yaptı. Fıtratın çağırısına kulak vererek; âlemlerin ve içindekilerin ilahına "itaat" edip huzur ve güven iklimine ulaşmak için, sahte ilahlar oluşturarak rol kapmaya kalkışan azgınlara ve sapkınlara "isyan" etmenin gereğini, önemini anlattı.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
2020 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN