Arama

Sersikkezen bir hattat:

Sersikkezen bir hattat: Abdülfettah Efendi
Sesli dinlemek için tıklayınız.

Tahmînen hicrî 1230 (1815)'de Sakız adasında doğan aslen Rum'dur. Serasker (1765 ? - 1855) tarafından satın alınarak 'a getirildi; onun diğer köleleri gibi iyi bir tahsil ve İslamî terbiye gördü. Paşa'nın seraskerliği zamânında Dâire-i Askeriye'de okudu ve bu sırada hüsn-i hat öğrendi. Bir levhasına koyduğu imzâdan anlaşıldığına göre, sülüs-nesihde hocası, 'dir (ö. 1867); kendisinden hicrî 1247 (1832)'de icâzet aldı. Lâkin Hatt u Hattâtân'da , (ö. 1837?) isimli hattatdan bahsederken (s.167): "Bilecikli olarak tanınırdı. Hacı Fettâh ressamın üstâdıdır." diyerek aklı karıştıran bir ifade kullanmış, Mustafa Burusevî'nin üstâdını da belirtmemiştir.

Ta'lîk hattını daha sonraki yıllarda 'den (ö. 1849) meşk edip hicrî 1262 (1846)'da mezun olan Abdülfettah, 1831'de Hüsrev Paşa'nın husûsî kâtibliğine getirildi. Bu sırada sıbyan alayı ve tabur kâtiblerine yazı öğretdi. Hüsrev Paşa sadrâzam olunca (1839), Abdülfettah Efendi de sadâret kalemine girdi; İstanbul'da, ve 'nin muhtelif şehirlerinde idârî vazîfelerde bulundu. 1858'den îtibaren İstanbul'da "ser-sikkekenlik" (para ve madalya kalıblarını hâkkedenlerin reîsi) makāmına getirildi. Kendisine "ser-sikkezen" (para ve madalya basımıyla uğraşanların reîsi) de denilmekdeydi. O yıllarda çıkartılan kâğıd paraların kalıblarının hazırlanmasında da çalıştı. 1860'da filigran îmâlini öğrenmek için ve 'e gönderildi. 'nde üst derecede vazîfeler gördü, nişânlar aldı. 8 Cemâziyelevvel 1314 (16 Ekim 1896)'da Vaniköy'deki yalısında vefat etti. Kabri, Sultan II. Mahmud türbesi hazîresindedir.

Sultan II. Mahmud'dan Sultan II. Abdülhamîd'e kadar beş pâdişah devrinde eserleri görülen ve takdîr edilen Abdülfettah Efendi'nin İstanbul (Süleymaniye, Bayezid, Yıldız Hamîdiye ve Ertuğrul, Aksaray Vâlide, Altunîzade câmileri, Fâtih Türbesi, Topkapı Sarayı Bâb-ı Hümâyûnu, Beylerbeyi Sarayı ve birkaç çeşme), Bursa (Ulu Câmi'de, kendi îcâdı olan ve yazarken Sultan Abdülmecîd'in de takdirle seyretdiği, ağaçdan yapılma celî kalemi de, bunu kullandığı "çifte Allah Hû" levhasının yanında hâlâ asılıdır), Edirne, Kastamonu (Şâbân-ı Velî Türbesi), Şam, Girid gibi Osmanlı şehirlerinde levha ve taşa mahkûk kitâbeleri, pûşîde ve perde üstüne işlenmiş celî yazıları ve tuğraları mevcudsa da, bunlardan artık Türkiye dışında kalanlarının âkıbeti bilinmemekdedir. Ayrıca, ser-sikkeken olarak Osmanlı altın, gümüş para, nişan ve madalyonlarının, kâğıd para kalıblarının hâkk ve îmâlinde, muâvini Râsim Efendi'yle (1842-1885) birlikte büyük emeği geçmiştir. Süleymâniye Câmii'nin celî sülüs yazılarını yeniden yazarken, Abdülfettah Efendi'nin geniş yer bulamadığını arz eylemesi üzerine, Sultan Abdülmecîd'in kendisine Vezneciler'de istediği gibi büyük sofası bulunan bir konak ihsân ettiği meşhurdur.

Hacı Abdülfettah Efendi, tuğra ressamı olduğu kadar, celî sülüs ve celî ta'lîk yazılarında da kemâl sâhibi bir hattatımızdır. Sultan Abdülmecîd'in (saltanatı: 1839 – 1861) şahsî tercîhi dolayısıyla, onun devrinde Mahmud Celâleddin tavrında celî sülüsle yazmak mecbûriyetinde kalmışsa da, gönlü dâimâ Mustafa Râkım üslûbundan yanadır. Bu yolda birçok eser verdiği gibi, Râkım'ın seçkin yazılarının da Abdülfettah terekesinden çıktığını Necmeddin Okyay hocamdan işitmiştim.

Celî ta'lîkte de üstâdı Yesârîzâde vâdîsinde levha ve kitâbeler yazmış olmakla berâber, Abdülfettah Efendi'nin Îran üslûbunda celî ta'lîklerine de rastlanır. Meselâ Bursa Ulu Câmii'nin batı ve doğu giriş kapıları üzerinde bulunan ve birbirini tâkîb eden üç âyeti (Bürûc sûresi, 20-22) Îrânî tarza meyl ederek yazışının sebebi anlaşılamamışdır. Nitekim Râkım ve Celâleddin üslûblarını da aynı anda uygulayabilmesi (meselâ Bayezid Câmii'nin ana kapısı içinde Râkımâne; sağ ve sol kapıları içinde de Celâleddinvârî celî sülüsleri yer almakdadır) bu konulardaki esnek davranışına işâret sayılabilir.

Hz. Peygamberin bir isteğine karşı, ashâbından çok kişiler "Yâ Resûlallâh! Anam, babam sana fedâ olsun" sözüyle mukābele ederek onun arzûsunu yerine getirmek niyetlerini açıklamışlardır. Hat san'atında da birçok hattat tarafından bu cümle levha şeklinde yazılmıştır. Abdülfettah Efendi'nin yazdığı aynı ibâreyi o devrin adı mechûl bir müzehhibi zer-endûd olarak çalışmış, etrâfını da tezyîn etmiştir. Târihine bakılırsa, levha Sultan Abdülmecîd'in tahtda bulunduğu 1843 yılında yazılmıştır. Dolayısıyla celî sülüs anlayışı îtibâriyle Mahmud Celâleddin tavrındadır. Sultan Abdülmecîd'in hat hocası, Celâleddin çırağı Mehmed Tâhir Efendi olduğu, Sultan da bu tarz celî sülüsden hoşlandığı için, tercih o yolda kalmıştır.

Resim 1: Abdülfettâh Efendi'nin celî sülüs bir levhası.

Prof. Uğur Derman

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
2021 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN