Arama

Zekeriya Erdim
Şubat 19, 2021
Demokrasinin devekuşları
Sesli dinlemek için tıklayınız.

Anadolu insanı, tarlasının ya da çayırının sınırlarını belirlemek için; kanal açar, tümsek yapar, taş diker. Bilgisi ve rızası dışında tecavüz olduğunda; bütün gücünü ve imkânını kullanarak, müdahale eder.

Anlaşmaların, sözleşmelerin; şahitli ve ispatlı olması istenir. Tarifte, tanımda mutabık olmak için; "adını koyalım da çağırması kolay olsun" denir.

Çağdaş, modern, ileri, gelişmiş gibi sıfatlarla anılan ve anlatılan dünyada; sınırlar da tanımlar da karıştı. Kişilere ve kurumlara, ülkelere ve toplumlara, olaylara ve durumlara göre değişen esnek, kaygan, kaypak doğrular yüzünden; zihinlerde ve gönüllerde, "karmaşa" oluştu.

Bu bağlamda, tutanın eline ve söyleyenin diline göre bukalemun gibi renkten renge, kalıptan kalıba giren kavramlardan biri de "demokrasi" oldu. Sözlüklerde nasıl tarif edilirse edilsin; uygulamada, sahibine göre kişneyen at haline geldi.

Bir taraftan baktığımızda "deve", öteki taraftan baktığımızda "kuş" gibi görüyoruz. İşin garibi, aslında ikisi de olmadığını iyi biliyoruz.

Dünyaya demokrasi ihraç ettikleri iddiasıyla sosyal, kültürel, siyasal, ekonomik, bilimsel, teknolojik, askeri, diplomatik operasyonlar yapan sözde medeni ülkeler; gittikleri her yere, zulüm ve ölüm götürdüler. Ülkeleri ve toplumları paramparça edip; insana ve insanlığa dair her şeyin yakıldığı, yıkıldığı, yok edildiği "afet bölgeleri" haline getirdiler.

Şiddetin ve vahşetin her türlüsünü icra eden "terör örgütleri" kurup, sahaya salıyor; adına "özgürlük savaşçıları" diyorlar. Sahne önünde anlaşmalar, sözleşmeler yapıp "dost ve müttefik" ilan ettikleri devletlerin, milletlerin; arkadan, sinsice altlarını oyuyorlar.

İki, üç, dört, beş yüzlü olmak; kabiliyet, kapasite gibi nitelendiriliyor. Psikoloji biliminin "çoklu kişilik bozukluğu" diye tanımladığı bir hastalık; giderek yaygın bir kimlik ve baskın bir karakter haline geliyor.

YERLİ İZDÜŞÜMLERİ

Bu arızalı yapının, Türkiye'de de uzantıları yahut izdüşümleri oluştu. Sınırları belli olmayan, genel kabul görmüş tariflere ve tanımlara uymayan patolojik organlar, organizmalar gelişti.

Mevzuatı bakımından "legal", maslahatı bakımından "illegal" vakıflar, dernekler, sendikalar, partiler, hatta şirketler kuruldu. Ulusal ya da uluslararası düzeydeki yasaları, anlaşmaları, sözleşmeleri istismar ederek; can, mal, akıl, nesil ve din emniyetini tehdit eden icraatlar yaptıkları görüldü.

Dışarıdan destekli, içeriden köstekli ihanet şebekeleri; kitleleri kandırmak ya da inandırmak için sosyal ve kültürel, siyasi ve ideolojik, dini ve etnik kimlikler etrafında oluşmuş hassasiyetleri tepe tepe kullandılar. Hemen her seferinde; araziye uygun hale getirilmiş maskelerin arkasına saklandılar.

Darbe, işgal, iç savaş girişimlerinin gerisinden; hep bu yapılar çıktı. Ölüm ve zulüm makinası haline getirilen kirli eller; yuvalarımıza ateş düşürdü, yüreklerimizi yaktı.

İnsanlarımız ve imkânlarımız; ya devşirilerek, ya da heder edilerek elimizden alındı. Devletin ve milletin cüzdanı da, vicdanı da gasp edilip çalındı.

YOL VE HAL AYIRIMI

Uzun bir zaman dilimi içinde, yüzlerce ya da binlerce damlanın birikimi ile dolan su kabı; kısa bir zaman dilimi içinde, azıcık ilave ile taşıp dökülebilir. Sabır ve tahammül sınırlarını aşan olaylar ve durumlar için; "bardağı taşıran son damla" denir.

Geçtiğimiz günlerde, bir gurup masum insanın PKK terör örgütü tarafından hunharca katledildiğini öğrenince; devlet ve millet olarak, "duygu patlaması" hali yaşadık. Artık bıçağın kemiğe dayandığını ve bir "yol ayırımı" noktasına gelindiğini anladık.

Aslında bu, yaşadığımız ilk acı değildi. Ancak, yaralı yürekleri yerinden oynatan bir ruh hali oluştu ve TBMM'de özel oturum yapılıp müzakere edildi.

İster istemez, söz konusu örgütün siyasi uzantısı olduğu bilinen siyasi parti de yeniden tartışılmaya başlandı. Buna ilave olarak; işin ucu HDP ile doğrudan ya da dolaylı, gizli ya da açık "ittifak" içinde bulunan partilere de uzandı.

Şimdi; bal ile katranın birbirinden ayırt edilmesi gerekiyor. Akıl ve vicdan sahibi herkes; demokrasi kalkanını kullanan sosyal ve siyasal yapıların, deve mi kuş mu olduklarının açık ve net hale getirilmesini bekliyor.

Kimin kiminle flört ettiğini, metres hayatı yaşadığını, sözlü-nişanlı-nikâhlı olduğunu bilmek istiyoruz. Sosyal ve siyasal mensubiyetlerden ya da taraftarlıklardan bağımsız olarak; eline kan bulaşanları da, onlarla kol kola dolaşanları da alenen görmek istiyoruz.

İlgili kamu kurumları; arşivlerinde bulunan tüm belgeleri ve bilgileri, orta yere döksünler. İhanetlerin ya da iddiaların muhatabı olan kişiler, kurumlar, çevreler; konumlarını ve durumlarını belirtsin, an itibariyle bulundukları noktayı ilan etsinler.

Böylece, "örgütlenme" hakkını "öldürme" hakkına dönüştürenlerin kimler olduğunun farkına varalım. Devlet-millet birliği ve bütünlüğü içinde; "demokrasi" aygıtını "demoklasi" haline getirerek başımızın üzerinde sallandıranların, kollarını ve kanatlarını kıralım.

Küçük hesaplar için, büyük veballere ortak olunmasın. Gafilin de hainin de önünde, arkasında, yanında, yöresinde durulmasın.

Zekeriya Erdim

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
2024 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN