Arama

Eğitimde birleşik kaplar düzeni

Eğitimde birleşik kaplar düzeni
Sesli dinlemek için tıklayınız.

Aynı ülkede ve toplumda, dünyada ve insanlık âleminde varlığını devam ettirmeye çalışan kişiler ve kurumlar olarak; bir duvarın taşları gibiyiz. Hayatın bütün alanlarında ve konularında; birbirimizle, doğrudan ya da dolaylı ilgiliyiz.

Herkesin huzur ve güven içinde olmadığı bir ortamda; hiç kimsenin, kalıcı huzura ve güvene kavuşamayacağını biliyoruz. Onun için; "Fırat kenarında bir kuzuyu kurt yese, hesabı bizden sorulur" diyoruz.

Ayrıca, komşusu açken tok yatanın bizden olmadığına inananlardanız. İyi günde de kötü günde de beraber olup; "birleşik kaplar" gibi duranlardanız.

Bir yıla yakın zamandır yaşadığımız salgın süreci; herkesi ve her kesimi derinden sarsan sorunlar getirdi. Kimimizi tökezletti, kimimizi düşürdü; kimimizi de bir daha belini doğrultamayacak şekilde çarpıp felce uğratarak, hayati fonksiyonlarımızı bitirdi.

Bu şartlar altında; devlet ve millet olarak, tam bir "dayanışma" içinde olunması gerekir. Hiçbir kişinin, kurumun, sektörün; sahipsiz bırakılarak, gözden ve gönülden çıkarılıp kendi kaderine terk edilmesi doğru değildir.

İşte bu bakış açısı içinde; eğitim sektörünün hal ve gidişi üzerinde durmak istiyoruz. Bir belge ile bir raporun mesajını ve muhtevasını özetleyip; ilgililerin, yetkililerin ve kamuoyunun dikkatine sunma gereği duyuyoruz.

POLİTİKA BELGESİ

Cumhurbaşkanlığı Eğitim Politikaları Kurulu; yeni bir "politika belgesi" hazırlayarak, Cumhurbaşkanımıza sunmuş. Söz konusu belgede, birkaç temel mesele üzerinde durulmuş.

-Eğitim yaklaşımının yeniden ele alınması ve ders kitaplarının ona uygun hale getirilmesi.

-Ölçme ve değerlendirme süreçlerinin, üst düzey düşünmeyi ve ürün ortaya koymayı destekleyecek şekilde kurgulanması.

-Teknolojiyi doğru ve güvenli kullanma; "tüketicisi" olmanın ötesine geçip, "üreticisi" haline gelme başarısının sağlanması.

-Öğretmen ve idareci kadrosunun; "liyakat" esasına göre yetiştirilmesinin, atanmasının, istihdam edilmesinin, geliştirilmesinin planlanması.

-İş dünyası ile istişare ve iş birliği içinde; sektörlere yönelik "tematik okul" modellerinin geliştirilmesi.

Bütün bunlar, doğru ve güzel şeyler. Ancak, Cumhurbaşkanı'nın ısrarla altını çizdiği "eğitim reformu" sürecinin planı, programı, bütüncül yol haritası değiller.

En yüksek makamdan, gereği ve önemi vurgulanarak dile getirilen bu temel ihtiyaç; ne hikmetse, kimsenin meselesi haline gelmedi. Milli Eğitim Bakanlığı'nın ve bağlı kurumların, eğitim sendikalarının ve büyük ölçekli sivil toplum kuruluşlarının, üniversitelerin ve Eğitim Fakültelerinin gündemine girmedi.

Mevcut durumdan yeteri kadar memnun olduğumuz için mi ses, nefes vermiyoruz? Eski Türkiye'nin alışkanlıklarını devam ettirip; Avrupa'dan, Amerika'dan "ithal reform paketi" mi bekliyoruz?

Bu bizim hem ayıbımız, hem de kaybımızdır; derhal telafi edilmeli. Cumhurbaşkanlığı makamına; "siz işaret ettiniz biz istikamete girdik" denilerek; "yeni, yerli, yeterli" bir eğitim modeli teklifiyle gidilmeli.

KTO'NUN RAPORU

Konya Ticaret Odası Eğitim Kültür Komitesi tarafından, güzel bir "özel öğretim kurumları raporu" hazırlanıp; ilgili makamların gündemine getirilsin diye, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği'ne sunulmuş. Salgın sürecinde, sektörün nereye ve nasıl savrulduğunun özeti yapılıp; hangi sebeplerle ve ne gibi tedbirler alınarak sahip çıkılması gerektiği üzerinde durulmuş.

Anlaşılan o ki, iyi bir "saha çalışması" yapmışlar. Özel öğretim kurumlarının devlet ve millet için ifade ettiği anlamı yahut değeri; gerekçeleriyle birlikte anlatmışlar.

Öncelik ve önem sıralamasında, ülke savunması ile eşdeğer görülen bir alanda; devletin yatırım ve istihdam yükünü hafiflettikleri, nitelikli insan unsurunu yetiştirme sürecine katkıda bulundukları ve kalite kattıkları belirtilmiş. Ayrıca, yatırım ve hizmet aşamalarının tamamında; pek çok sektöre, ekonomik katkı sağladıkları ifade edilmiş.

En önemlisi; özel okulların ve kursların da tıpkı devlet okulları gibi "kamu hizmeti" gördüklerinin altının çizilmesi. Bu yüzden, resmi-özel ayırımı yapılmadan, tüm eğitim-öğretim kurumlarının "birleşik kaplar" gibi görülmesi gerektiği vurgulanarak; bu sektöre yatırım yapanların, geniş kapsamlı bir teşvik paketi ile desteklenmesinin teklif edilmesi.

Raporda, salgın döneminde özel öğretim kurumlarının geçirdiği sarsıntının ve bunun devlete, millete getireceği ilave yükün sayısal verileri de var. Çözüm önerisi olarak; hangi alanlarda ve nasıl destek olunabileceğinin alt başlıklarını ve açılımlarını da sıralamışlar.

Özet olarak; devlet bütçesinden bir kuruş bile harcanmadan yapılan eğitim yatırımlarının, diğer stratejik sektörlerde olduğu gibi teşvik edilip desteklenmesi gerektiği belirtiliyor. Sağlık sektöründekine benzer bir uygulamayla, "hizmet satın alma" yoluna gidilerek; özel öğretim kurumlarının boş kontenjanları devlet eliyle doldurulsun ve özel okula-kursa giden her öğrenci için, "birim öğrenci maliyeti" kadar katkıda bulunulsun deniyor.

Makam arabasını satın almak yerine kiralamayı tercih eden devlet; arsa temin edip okul yapma zahmetine ve külfetine girmeden, yapılmış okullardan istifade etme yoluna gidebilir. Yatırım maliyetini kâr hanesine yazarak; sadece istihdam maliyeti ile hem yükünü hafifletme, hem hizmet kalitesini artırma avantajını elde edebilir.

Atalarımız buna; "bayırın taşı ile çayırın kuşunu vurmak" diyorlar. Faydanın maliyetten fazla olduğu olaylarda ve durumlarda ise; "bir taşla iki kuş vurma" deyimini kullanıyorlar.

Zekeriya Erdim

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
2021 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN