Çevik Güç'ten körfez kalkanına
1990'lı yılların sonunda ve 2000'li yılların başlarında dünyada neredeyse ABD'ye hayır diyebilen bir ülke çıkmıyordu. İran ile dalaşmasında ise bu kez ABD'ye evet diyen, yanında saf tutan ülke neredeyse yok. Nereden nereye? Hatta geleneksel ABD'nin müttefiki olan İngiltere de bile Keir Starmer, Trump'a sepet koluna herkes kendi yoluna diye istikamet vermişti. Starmer'in yerine gelecek olan Andy Burnham ABD ile eski ahbap çavuş ilişkisine geri döndü. Blair-Bush kardeşliğine geri geldi. İlişkilere yeni bir çentik atıldı. Bununla da kalmadı Hürmüz Körfezi'nde, Trump'ın istediği gibi ABD ile birlikte hareket edecekleri sinyalini verdi. Böylece Trump, Batı kampı içinde yalnızlığını kırmaya başladı. Müttefik cephesini genişletiyor. İran için bölge ile ilgili başka kötü haberler de var. Bunlardan birisi İran ile Körfez ülkeleri arasında kalan Pakistan'ın Suudi Arabistan'dan sonra Kuveyt ile de askeri ittifaka girmesidir. Esasında bu ittifakın temelleri Kenan Evren döneminde atılmıştı. 1981 yılında Çevik Güç ya da Hızlı İntikal Kuvveti (Rapid Deployment Force - RDF) diye bir proje ortaya atıldı. Bu formül işlerlik kazansaydı belki de Saddam'ın Irak işgali gerçekleşmez ve bölge bu kadar karışmazdı. Tabii bu mücerret bir faraziye.Tarihi tersine ve geriye çevirip okuyamayız. Lakin o dönemde Cumhuriyet gibi gazeteler Çevik Güç'e Türkiye'nin katılma ihtimaline şiddetli tepki gösterdiler. Adeta Atatürk Türkiye'sine ihanet olarak telakki ettiler. Araplarla askeri ittifaklara toptan karşı çıkıyorlardı. Küçük olsun benim olsun derdindeydiler. Elbette bu projenin Amerikan çıkarlarına hizmet edebileceği endişesi de vardı. Bu noktada haklılık payları inkar edilemez.
Bununla birlikte Türkiye'nin de kendisine has hesapları da olmalıydı. Kendinizi geçmişe hapsedemezsiniz. Tamamı elde edilemeyen bir şeyin tamamı terk edilmez. O aşamada Türkiye ancak ittifaklarla bölgede var olabilirdi. Körfez'e demir atmak önümüzde geleceğe dönük geniş bir kapının açılması anlamına geliyordu. Bölgeye nizamat verilirken Türkiye'nin de bunda rolü olacaktı. O proje akim kaldı. Şimdi Pakistan ile Kuveyt ortak savunma paktı imzalıyorlar. kime karşı? Elbette İran'a karşı.
Kuveyt'in buna hakkı var mı? İran ABD'ye yönelik misillemesinde Körfez ülkelerini hedef alıyor. Kimi zaman kantarın topuzunu kaçırıyor. Haklı olan nokta-i nazarına haksız unsurlar da katıyor. Kısaca Hürmüz ve Körfez ülkelerini hegemonyası altına almak istiyor. Bunu Körfez ülkelerini ram ederek ya da ABD ile pazarlık sonucu elde etmek istiyor. Amacı bölge jandarması olmaktır.
Bizim solcular nedense İran jandarmalığına bir şey söylemiyorlar. Onlar için denklemde sadece ABD var. İran Körfez ülkelerine misilleme yaparken Kuveyt, Bahreyn, BAE ve Suudi Arabistan da hesaplı ve ölçülü bir biçimde İran'a misillemede bulunuyorlar. Bu tırmanırsa Trump'ın istediği olur ve Körfez halkaları cephe ülkesi haline gelebilir.
Körfez ülkeleri 'kırk satır mı, kırk katır mı?' denklemiyle karşı karşıya kalabilir. Şantaj politikası izleyen sadece Trump değil İran da Körfez ülkelerine karşı aynı politikayı kurguluyor. Çevresinde bir tek dost ülke bırakmadı. Sadece bendeleri ve vekilleri var. Lübnan başta Türkiye olmak üzere birçok dost ülkeye vize muafiyeti getirdi. Suriye rejimiyle özel ilişkiler kuruyor. Sınırlarını açıyor. Hizbullah İran'a açarken Beyrut da Suriye'ye açıyor! Suriye ayrıca Pakistan gibi gerektiğinde İranlı milislere karşı savaşmak üzere Kuveyt'e muharip unsurlar yığıyor. Belli ki bunlar gerilla savaşına hazırlıklılar ve İran cephesinden gelenleri karşılayacaklar. Körfez ülkelerini savunacaklar. Bunda İran'ın maksadını aşan yaklaşımlarının payı var. İran herkesi kendi karşısında birleştirdi. Bence tarihe geri dönmek gerekiyor. Kürtler karşısında İran'ı değil İran karşısında ihtiyatlı bir biçimde Kürtleri desteklemek gerekir. Osmanlılar bunu geçmişte istimalet politikasıyla denemiş ve hayata geçirmişlerdi. ABD'de akil adamlar Trump'ın politikalarına karşı çıkıyorlar. İran da ise müzakerecilere karşı çıkan çılgınlar, radikal cenahı ve kampı temsil ediyor. Bu anlayıştan yıkımdan başka bir şey çıkmaz.
Bölge çok tehlikeli bir sürece yuvarlanıyor. Kuveyt gibi kimi ülkeler 2030 yılını görmeyebilir deniliyor. Bu da İran'ın iştahını kabartıyor. Huzistan'dan sonra İran Kuveyt ve Bahreyn'i yutmaya hazırlanıyor. Sonraki hedefleri Kudüs mü, Mekke mi bilemiyoruz...
Mustafa Özcan
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.