NATO: Devam mı, tamam mı?
NATO'nun kaderi Ankara'da mı karılıyor? 22 yıl aradan sonra NATO zirvesi bir kez daha Ankara'da toplanıyor. Ağır konuklar arasında Donald Trump da var. NATO'nun geleceği ve istikameti ittifakın güney kanadını temsil eden Ankara'da çiziliyor! NATO yolların ayrılış noktasındadır. ABD ile Avrupa arasında çatlak giderek büyüyor. Avrupa Atlantik ruhuna sadık kalıyor ve ittifakın Rusya'yı çevrelemesi gerektiğine inanıyor. En son Türkiye'nin onayıyla İsveç ve Finlandiya'nın ittifaka katılması da bu çevreleme politikasının bir sonucudur. Bu münasebetle Türkiye ile NATO ilişkileri de yeniden masaya yatırılıyor.
Burada üç yaklaşım veya tarz politika karşımıza çıkıyor. Bunlardan birisi Avrupa'nın vizyonu ve yaklaşımını benimsemek ve Soğuk Savaş dönemine geri dönmek. Lakin Soğuk Savaş döneminden itibaren bayağı yol aldık. Rusya ile ilişkileri bir seviye ve noktaya getirdik. Geri dönüp Köprüleri atmak kolay mı?
Bu 19'uncu yüzyılda İngiliz-Osmanlı yakınlaşma politikasının sütunlarından birisiydi. Trump döneminde ABD'nin Avrupa'yı Rusya karşısında yalnız bırakması gibi İngilizler de Osmanlı'yı destekleme politikasını sonunda hasta adamın terekesini paylaşma politikasına çevirmişlerdi. İngilizler hasta adamı ayakta tutmak için Rusya'ya karşı destekliyorlardı. Osmanlı yıkılmasaydı yaşasaydı ve NATO'nun kuruluşuna tanık olsaydı belki de çaresizlikten Rus yayılmacılığına karşı NATO seçeneğini destekler ve birlikte hareket etme şıkkını benimseyebilirdi. Şimdi Türkiye Rusya ile bağımsız ilişkiler yürütüyor. İlişkiler sadece düşmanlık veya tarihi miras üzerine kurulu değil. Bununla birlikte Putin döneminde yeni yayılmacılık anlayışıyla birlikte ihtilaflı noktalar giderek kabarıyor. Bunlardan birisi 2014 yılında Kırım'ın işgalidir. Ardından Ukrayna'ya müdahalesi ve giderek sınırlarımıza yanaşması ve yaklaşmasıdır. 500 veya 600 yıllık süreçte Avrupa'da ilerlerken Ruslar karşısında mütemadiyen geriledik. Bunu unutmuş değiliz.
NATO'nun gelecekte alacağı yeni vizyon ve tutumla ilgili ikinci yaklaşım Amerikalıların yaklaşımıdır. Onlar NATO'yu Amerikan yayılmacılığının aracı yapmak istiyorlar. NATO şimdi boşlukta yüzüyor. NATO zamanla ABD'nin çıkarlarının hadimi ve aracı haline gelebilir. Ya da kolektif bir ihtiyaç kalmadığından en kolay yoldan çözülebilir. Bu anlamda kimileri NATO'nun ruhuna 'fatiha' okuyor. Macron bunlardan birisi. NATO'nun bitkisel hayatta olduğunu savunuyorlar. Trump'ın yaklaşımına bakacak olursak Türkiye'nin NATO içindeki konumu kuzeye karşı konumlanmak yerine güneyde Amerikan çıkarlarıyla at başı hareket etmesidir. Lakin bu alan da oldukça mayınlı. İsrail Filistin'i yutuyor ve Netanyahu bölgeyi yıkıp yıkıyor. ABD Netanyahu karşısında manevra yapıyor ama bu yeterli değil. ABD taktik düzeyde değil stratejik düzeyde mesafe koymalıdır. Laf yetmez. İcraat da lazım. Yoksa Orta Doğu bataklığından çıkamayacaktır.
Dolayısıyla Orta Doğu'da Türkiye ile ABD'nin arasına İsrail'in girme ihtimali oldukça yüksektir. Nitekim, Trump'ın İbrahimzm anlaşmasına bizim de imza koymamızı istemesi köklü olarak İsrail'den vazgeçmediklerini gösteriyor. Yapısal bir beraberlik var. Dolayısıyla her yaklaşımın çıkmazları var.
Türkiye'nin Batı ile kurumsal bağlantılarının yegane adresi NATO'dur. AB ile aynı düzeyde ilişkiye sahip değiliz.
Hatta jeopolitik fırsatlara rağmen fiilen hala birbirimizden uzaklaşma eğilimindeyiz. AB'nin yapısal ve küresel problemleri de büyüyor. Dolayısıyla fazla yük kaldıracak mecali yok.
Ankara sonrası NATO boşanma sürecine mi girecek ya da yola devam mı diyecek? Diyecekse bu yeni dönemin karakteri ne olacak? Yapı bozumu üzerinden Türkiye-Batı kulübünü temsil eden NATO ilişkilerinin geleceğini analiz ettiğimizde Avrupa ve ABD ile ilişkilerin devamı seçenekleri yanında önümüzde uzanan başka üçüncü bir yol daha var. Bu tarihi yolumuzdur. Osmanlı'nın yıkılmasından sonra Türkiye cumhuriyetten beri Arap ve İslam dünyasıyla ilişkilerini askıya aldı ya da dondurdu. Yalnız kaldı. Yalnızlığını Batı ile giderme arayışına girdi. Bu ise natamam kaldı. Türkiye'nin Batı kampında veya ekseninde yer alması İslam dünyası bloğunu atıl bıraktı ve işlemez hale getirdi. Bunu en iyi analiz eden iki kitaptan birisi Muhammed el Behiy'in kaleme aldığı İlmaniye adlı eseridir. Bu eserde hilafetin yıkılmasıyla birlikte İslam dünyasının iki yakasının nasıl birbirinden koptuğunu anlatıyor. İkinci kitap ise Brzezinski'nin "Out Of Contral" adlı eseridir. Burada İslam alemi bloğunun nasıl çözüldüğünü; gövdenin bir yana başın ise başka bir yana düştüğünü anlatıyor.
Ankara toplantısının gölgesinde Türkiye de NATO da yol ve rol ayrımına gelmiştir. İmam Rabbani'nin dediği gibi yolların sonu başa dönmektir. Belki Tih'de çok yol aldık ama sonunda Musa ile genci Yuşa (AS) gibi bir çıkış noktası bulabiliriz.
Mustafa Özcan
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.