Arama

İsmail Güleç
Ekim 15, 2023
Fânî ömür biter, bir uzun sonbahar olur

Bu sene de sonbahar geldi ve geçiyor. Yavaş yavaş biz de ömrümüzün son baharına yaklaşıyoruz. Öğrencilik yıllarımdan kaç kez okuduğumu bilmediğim Yahya Kemal'in Kendi Gök Kubbemiz'de yer alan

Fânî ömür biter, bir uzun sonbahar olur.
Yaprak, çiçek ve kuş dağılır, târümâr olur.

Beyitiyle başlayan Sonbahar şiiri beni hiç bu seneki kadar derinden etkilememişti. Eski Şiirin Rüzgarıyla kitabında Hazan isimli bir gazeli daha var şairin. Ancak orada şair, sonbaharı uzaktan izleyerek anlatır. Kendi Gök Kubbemiz'deki şiirinde ise bu defa sonbahar şairin içindedir ve âdeta sonbahar şairi anlatır.

Sisli sabahlara uyandığımız, güneşin bulutların arasından fırsat buldukça yüzünü gösterdiği ve bizleri terk etmek için fırsat kolladığı senenin şu günlerinde kendimize bakıp Yahya Kemal'in Sonbahar şiirini bir kez daha okuyorum.

Saf şiirin güzel örneklerinden biri olan Sonbahar, ömrünün sonbaharında olan bir adamın hissiyatını aksettiriyor bize. Sonbahar, şiirimizde ihtiyarlık ve ölümü anlatmak sıkça kullanılan bir imge. Hazan vaktini anlatan bir şiir olduğu için Klasik şiirimize göre bir hazaniyye olarak da kabul edilebilir. Ama divan şairinden farklıdır Yahya Kemal. Divan şairi, sonbahara hazan der ve şiirlerinde hazanı tavsif eder. Özellikle düşen yaprakların oluşturduğu manzarayı bir şeylere benzetme telaşına düşmüş gibidir. Hazanı hep bir şeylere benzeterek anlatır divan şairi. Yahya Kemâl'in derdi ise kendini anlatmaktan başka bir şey değil.

Şiirde geçen;

Teslim olunca va'desi gelmiş zevâline,
Benzer cihâna gelmeden evvelki hâline.

Beyiti ile Gelibolulu Âlî'nin hazânı anlattığı şu beyit arasında bir ilgi kurarım:

Zâhir oldı yine gühâr içre âsâr-ı hazân
Külli şey'in halikün mazmunın okur bağbân

Sonbahar gelmiş, güller çiçeklerini, ağaçlar yapraklarını dökmüş, bu manzarayı gören bahçıvan da Kuran-ı Kerim'de Kasas suresinin 88. ayetinde geçen bir ibareyi terennüm eder. "Küllü şey'in hâlikün" yani "Her şey yok olacaktır." Sonbahar Allah'tan başka her şeyin yok olacağı hatırlatan ve dönüşün ona olacağını bize hatırlatan mevsimdir. Cihana gelmeden önce O'nun yanında ruhlar alemindeydik. Buradan ayrıldıktan sonra da cihana gelmezden evvelki halimizle O'na varacağız.

Yahya Kemal'in bu beyiti bu haliyle Bakara suresi 156. ayetinde geçen "İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn" yani "Allah'tan geldik ve yine Allah'a döneceğiz" ayetinin Türkçeye manzum çevirisi değildir de nedir? Ayeti müsaadenizle hatırlatayım:

Ki onlar kendilerine bir belâ geldiği zaman «Biz (dünyâda) Allah'ın (teslim olmuş kulları) yız ve biz (âhiretde de) ancak ona dönücüleriz» diyenlerdir.

Kendilerine bir bela geldiğinde sabredenler sözü ise iki beyit önce geçen "bâr olmak" ile ilgisi olsa gerek.

Dünyânın ufku gözlere gitdikçe târ olur,
Her gün sürüklenip yaşamak rûha bâr olur

Târ karanlık demek. Dünyanın ufkunun gözlerde gittikçe daralması, ümitlerin azalması ve kalan günlerin kısalması kastedilmekte. Her ümidi azalan adam gibi şair de yaşamaktan bıkmış gibidir ve adeta her yeni gün ona taşımaktan bıktığı ve yorulduğu bir yük gibi gelir.

Ufku daraltan ve ruha yük olan şey her zaman ümitsizlik olmaz. Arkadaşları kendinden önce göçen bir adam da aynı şekilde ölümü özler. Oturup iki kelam edecek ehibbadan uzak düşmek, ayrı kalmak ehl-i muhabbet için çekilecek kahır değildir. Devrinin geçtiğini düşünen ve yeni döneme ayak uyduramayanlar için yaşamak bir yüktür ve bir an önce o yükten kurtulmak yani sevdiklerinin yanına varmak ister.

Bazen çaresi olmayan bir hastalık da kişiye benzer duyguları yaşatır. Şairin ölümünün ardından hastane odasında yastığının altında bulunan şu beyit bu durumu ne güzel ifade ediyor:

Ölmek kaderde var, yaşayıp köhnemek hazin
Bir çâre yok mudur buna yâ Rabbü'l-âlemin

Şaire yük olan şey köhneyecek kadar yaşamakmış meğer. Böyle yaşamak şair için sırtında büyük bir yük taşımaktan farklı değil.

"Dünyânın ufku gözlere gitdikçe târ olur" dizesi bize aynı zamanda onun Ufuklar şiirini de hatırlatıyor:

Ruh ufuksuz yaşamaz.
Dağlar ufkunda mehabet,
Ova ufkunda huzur,
Deniz ufkunda teselli duyulur.
Yalnız onlarda bulur ruh ezeli lezzetini.
Bu ufuklar avutur ruhu saatlerce, fakat
Bir zaman sonra derinden duyulur yalnızlık.
Ruh arar kendine bir ruh ufku.
Manevi ufku pek engin ulu peygamberler
- Bahsin üstündedir onlar-lakin
Hayli me'ud idiler dünyada;
Yaşıyorlardı havarileri, ashabiyle;
Ne ufuklar! Ne güzel ruh imiş onlar! Yarab!

Annemin na'şını gördümdü;
Bakıyorken bana sabit ve donuk gözlerle,
Acıdan çıldıracaktım.
Aradan elli dokuz yıl geçti.
Ah o sabit bakış el'an yaradır kalbimde,
O yaşarken o semavi, o gülümser gözler
Ne kadar engin ufuklardı bana;
Teneşir tahtası üstünde o gün,
Bakmaz olmuşlardı artık bu bizim dünyaya.

Yaşıyan her fani
Yaşıyan ruh özler,
Her sıkıldıkça arar,
Dar hayatında ya dost ufku ya canan ufku.

Dağ, deniz ve ova ufkuna bakmadan duramayız, fıtratımızda var çünkü. Ancak bunlar bir süreliğine bizi oyalar. Yaşamak başka ufuklara da ihtiyacımız vardır. Annelerimizin gözleri bizi yaşatan engin ufuklardır mesela. Kişi bu dünyada bir dost ve sevgili sahibi olmadıkça yalnız kalacaktır ve yalnızlık taşıması zor bir yüktür.

Allah bizi ufuksuz bırakmasın, ufkumuzu daraltıp karartmasın. Taşıyamayacağımız yükü sırtlatmasın. Sırtlamak zorunda kaldığımızda da dizlerimize güç versin. Amin.

Not: Bu yazıyı sabırla okuduysanız Cinucen Tanrıkorur'un şiire yaptığı besteyi dinlemenizi istirham ediyorum.

İsmail Güleç

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
2024 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN