Arama

Zekeriya Erdim
Haziran 17, 2022
Sosyal tarih taraması
Sesli dinlemek için tıklayınız.

İnsanların ve toplumların, geçmişleri ile gelecekleri arasında çok yönlü ilişkiler var. Kökü derinlerde olan ağaçlar, rüzgârlara ve fırtınalara karşı daha dayanıklı oluyorlar.

Tarihi geçmiş; ortak "hafıza" yahut "hatıra" anlamına geliyor. Yaşanmışlıkların yansıması sonucu oluşan tecrübe ve birikimleri, geleceğe taşıyor; yeni asırlar ve nesiller için, yol aydınlığı oluyor.

Onun için; kişilerin ve kurumların, ülkelerin ve toplumların tarih, kültür, medeniyet değerlerine hassasiyetle sahip çıktıklarını görüyoruz. Hatta, bu yönden zayıf olan devletlerin ve milletlerin; "sanal geçmiş" uydurarak yahut üreterek, toplumsal hafızaya enjekte ettiklerini biliyoruz.

Bu alanda uzmanlaşmış araştırmacılar ve bilim adamları tarafından; genel "tarih" müktesebatı içinde, "sosyal tarih" müktesebatının ayrı bir yerinin, öneminin olduğu belirtiliyor. Kaynakları ise "yazılı, sözlü, sesli, görüntülü materyaller" şeklinde tarif ediliyor.

Eskiden beri, resmi tarih yazılımına; siyasi ya da ideolojik nedenlerle, hâkim güçler tarafından müdahale edilmiş. Eksik, yanlış kayda geçmelerin yanı sıra zaman zaman olan şeyler yok, olmayan şeyler var gibi gösterilmiş.

Sosyal tarih aktarımları, sivil ve samimi olduğu için hakka ve hakikate uygunluk açısından, daha güvenilir bulunuyorlar. Ancak, kayda geçmeyenleri, yazılı belgeye ve bilgiye dönüşmeyenleri; toplum hafızasından silinip, kademeli olarak kayboluyorlar.

Olayları, durumları doğru anlama ve kavrama çabası içinde kanunların gerekçeleri ve yazılış amaçları, ayetlerin iniş-hadislerin ortaya çıkış sebepleri ve ortamları önemlidir. Tarih okumalarında ve yazmalarında ise sosyal tarih, arka plandaki kimliği verir ve ruhu gösterir.

İki binli yılların başlarında, "öğretmenin günlüğü" adıyla hatıra derleme çalışması yapmış; daha sonra, öğrencileri ve öğretmenleri de dâhil ederek "eğitim günlüğü" adıyla tekrar düzenlemiştik. Katılımcılardan, dereceye girenlere ödüller vermiş; yayınlanmaya değer bulduklarımızı, kitap haline getirmiştik.

Biz yarışmayı yerel ölçekte, İstanbul'un Üsküdar ilçesinde yapmıştık; ancak, gelen metinlerde, "Türkiye fotoğrafı" vardı. Katılımcılar, yazılı kaynaklarda yer almayan olayları, durumları aktarmışlar; zengin sosyal tarih müktesebatımızın, küçük bir bölümünü ortaya çıkarmışlardı.

Mesela, bir okul müdürü arkadaşımız; İstiklal Harbi çıkınca cepheye giden, sonra kendisi de haberi de gelmeyen dedesini ve geride kalan ailesini anlatmıştı. Nice yıllar sonra, bir Çanakkale gezisi sırasında, şehitlikte mezarını bulduğunu belirtmiş; yaşadığı halin tasviriyle, okuyan herkesi ağlatmıştı.

İlahiyat profesörü bir dostumuz; rahmetli Mahir İz hoca ile aralarında geçen iki olayı özetlemişti. Birincisinde, tek partili şeflik döneminde öğrencilerine dinini-diyanetini anlatabilmek için sürekli olarak İstiklal Marşı'nı okuduğunu ve okuttuğunu belirtmiş; ikincisinde, "Hocam bana, maaşımı alınca önce Allah'ın payını ayırıp ondan sonra bütçe hesabı yapmamı tavsiye etti, o gün bu gündür aynen uyguluyorum" demişti.

Geçtiğimiz günlerde, Sakarya ilinin Akyazı ilçesinde; bir emekli emniyet mensubu ile tanıştık. Uzunca bir süre, millet ve memleket meseleleri üzerine konuştuk.

Bir ara, dedesi Hüsnü Çavuş'tan söz etti. Destanlara konu olabilecek kadar renkli, çeşitli bir hayat hikâyesinin olduğunu belirtti.

Osmanlı'nın son, Cumhuriyet'in ilk yıllarında; gönüllü olarak, toplam 32 sefere katılmış. Çok kere yaralanmış yahut hasta olmuş; İngilizlere esir düşüp, Hindistan'daki kamplarda kalmış.

Onlar cephelerde savaşırken; birileri dağa çıkıp, eşkıya olmuşlar. Geride kalan yaşlıların, kadınların, çocukların varlıklarına el koymuşlar.

Bölge halkının da yakından bildiğini, bir kısmının özel mektuplarda ve resmi kayıtlarda yer aldığını belirttiği öyle olaylardan, durumlardan bahsetti ki; büyük bir ilgi ve heyecanla dinledik. Sohbetin sonunda; "Lütfen bunları derleyin, toplayın, kayda geçirin, kitap haline getirin" dedik.

Genelde Osmanlı coğrafyası, özelde Anadolu yarımadası; sosyal tarih açısından, çok zengin bir bölge. Türkiye; asırlar boyu kavimlerin ve kültürlerin tanıştığı, kaynaştığı, farklı sentezlere dönüştüğü bir ülke.

Bu sosyal, kültürel, tarihi zenginliğin farkında olmalıyız. Çok yönlü tetkiklerle, taramalarla ortaya çıkarıp; yeni asırların ve nesillerin idrakine sunmalıyız.

Hikâyelere, romanlara, filmlere, belgesellere, şarkılara, türkülere, marşlara, ilahilere, resimlere, afişlere dönüşmeli. Örtülü tarih tarlasındaki irfan tohumlarının üstü açılmalı, aslına uygun olarak günümüze aktarılmalı; önce kendi çocuklarımızın ve gençlerimizin, sonra tüm insanlık âleminin zihinlerine ve gönüllerine düşmeli.

"Kaybettiğimiz değerleri geri kazanmak, kazandığımız değerleri korumak ve yeni değerler üretmek" diye özetleyebileceğimiz bir sorumluluk alanımız, konumuz var. Tarih, kültür, medeniyet bahçemizde gömülü olan hazineler çıkarılıp istifade edilecek hale getirilmeyi bekliyorlar.

Zekeriya Erdim

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
2022 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN