Arama

Zekeriya Erdim
Eylül 7, 2020
Okuldan başka her yerde çocuk ve genç var

Kişileri, kurumları, ülkeleri, toplumları yanlış yol ve yöntemlere sevk eden temel anlayış arızalarından biri; olaylara ve durumlara "toptancı" yaklaşmak, alt başlıklara ve ayrıntılara bakmadan "genelleme" yapmaktır. Bu bakış açısı; kuru ile yaşı, pirinç ile taşı, doğru ile yanlışı ayırt etmeyip bir tutmaktır.

İçinde bulunduğumuz günlerde, virüs salgını sebebiyle; genelde eğitim-öğretim süreçleri, özelde okulların açılıp açılmaması konusunda benzeri bir durum yaşıyoruz. Okulları, öğretmenleri, öğrencileri, velileri, korunma tedbirlerini ve engellemenin yahut kısıtlamanın doğuracağı sosyal, psikolojik, siyasal, ekonomik, kültürel, akademik sonuçları konuşup tartışırken; suya sahilden bakıyor, sapla samanı birbirine karıştırıyoruz.

Öte yandan; okullara alınmayan çocuklar ve gençler, hemen her yerde serbestçe gezip dolaşıyorlar. Böylece, "virüsü yayma tehlikesi" açısından korunmuş olmuyor; sadece eğitim-öğretim hizmetlerinden mahrum edilmiş oluyorlar.

Ayrıca, yüz yüze eğitimin yerini tutması mümkün ve muhtemel olmayan uzaktan eğitim açısından; önemli bir gerçeğin altı çizilmeli. Evinde bilgisayarı ve internet erişimi olmayan 1.5 milyon öğrencinin, "erişim noktası" olarak tanımlanan belirli okullara gelerek EBA yayınlarını izledikleri bilinmeli; "Bu, okula gitmek değil mi?" sorusunun cevabı verilmelidir.

Aslında, görülen o ki; daha çok yetişkin ve yaşlı kuşak tedbirsiz davranıp salgının yayılmasına sebep oluyor. Ancak, atalardan arta kalan kötü miraslar gibi bedeli çocuklara ve gençlere ödettiriliyor.

OTELLER AYAKTA KALSIN, OKULLAR BATSIN MI?

Başta Avrupa ve Sovyet Rusya olmak üzere; dünyanın çeşitli ülkelerinde okullar açıldı, açılıyor. Muhtelif tedbirler alınarak, eğitim-öğretim sürecinin devam etmesi istikametinde tercihler yapılıyor.

Bizde ise; "turizm sektörü batmasın" diye oteller ve tatil beldeleri açıldı, "eğitim sektörü batsa da olur" der gibi okullar kapatıldı. Hayatın bütün alanlarında ve konularında işlerin, işletmelerin önü açıldı; eğitim sektörü ile varlığı bu sektöre bağlı olan servis, yemek, kantin, kırtasiye sektörleri batmaya bırakıldı.

İnsanlar, ister istemez bu kıyaslamayı yapıyorlar. Genel kanı olarak; "Kültür ve Turizm Bakanı bastırıp sonuç aldı, Milli Eğitim Bakanı geri durup pasif kaldı" diye bakıyorlar.

Bir adım sonra; "Oteller okullardan, turistler çocuklardan daha mı önemli?" sorusu geliyor. Her tarafın açık, okulların kapalı olması; adalet, eşitlik ve güven duygusunu zedeliyor.

Şüphesiz, özel okullar için ayrı bir başlık açmak gerekir. Devlet okullarında çalışan idarecilerin, öğretmenlerin, memurların, hizmetlilerin maaşlarını devlet ödüyor ve binaları da kiralık değil; ama okullar açılmazsa, kayıtlar yapılmazsa, ücretler tahsil edilmezse, özel okullar personel ücretlerini, vergilerini, sigortalarını, kiralarını, diğer sabit giderlerini nereden, nasıl ödeyecektir?

Diyelim ki iflas ettiler, şartların zorlamasıyla sektörden çekilip gittiler; o zaman, özel okullarda okuyan öğrenciler hangi okulların, sınıfların üzerine ilave edilecek? Oluşacak okul ve derslik ihtiyacını kim karşılayacak, öğretmen ve idareci açığı nasıl kapatılacak, boşa düşen binlerce çalışan hangi kapıyı çalıp ekmek parası isteyecek?

YA HEP YA HİÇ OLMAK ZORUNDA MI?

Bakanlığın açıkladığı 2019-2020 eğitim istatistiklerine göre; geçtiğimiz öğretim yılı okul öncesi, ilköğretim ve ortaöğretim kurumlarında 18 milyon 241 bin 881 öğrenci varmış. Bunların 15 milyon 189 bin 878'i devlet okullarında, 1 milyon 468 bin 198'i özel okullarda, 1 milyon 583 bin 805'i de açık öğretim kurumlarında okuyorlarmış.

Bir başka veriye göre; devlet okullarında 588 bin 10, özel okullarda 139 bin 337, toplamda ise 727 bin 347 derslik var. Ayrıca; devlet okullarında 942 bin 936, özel okullarda 174 bin 750, toplamda 1 milyon 117 bin 686 öğretmen örgün eğitim kurumlarında görev yapıyorlar.

Bu verileri karşılaştırmalı olarak inceleyip, ortalamalarını aldığımızda; şöyle bir sonuç çıkıyor. Bir sınıfta devlet okullarında 25.8, özel okullarda 10.5 öğrenci okuyor.

Ayrıca; bir öğretmene devlet okulunda 16.1, özel okulda 8.4 öğrenci düştüğünü görüyoruz. Genel toplam içindeki yeri bakımından ise; özel okulların öğrenci sayılarının % 8.8, öğretmen sayılarının % 15.6, sınıf sayılarının % 19.1 olduğunu biliyoruz.

Bu durumda, "ya hep ya hiç" genellemesinden vazgeçilip; temizlik, maske, mesafe, seyreltme, ateş ölçme ve diğer önleyici tedbirleri alabilecek resmi ya da özel okulların açılmasına izin verilebilir. Böylece; "Tamamını elde edemediğiniz şeylerin, bir kısmından vazgeçmeyin", mealindeki hadis-i şerifin ruhuna uygun hareket edilmiş olabilir.

Öte yandan; öğrenci velilerinin büyük çoğunluğu da çocuklarının okula gitmesini ve yüz yüze eğitim almasını istiyorlar. Çünkü, onlar, evlerin ve sokakların okullardan daha güvenli olmadığını biliyor; "bari eğitiminden geri kalmasın" diyorlar.

Sonuç olarak; tedbirde ihmale ve kusura düşmeden, hayatın ritmi devam ettirilmeli. Önü açılan işlere ve işletmelere; çocukları ve gençleri geleceğe hazırlayan eğitim kurumları da dâhil edilmeli.

Hiç ölmeyecekmiş gibi dünya, yarın ölecekmiş gibi ahiret için çalışmalıyız. Korku imparatorluğunun ordularına teslim olmadan; 2023, 2053, 2071 hedeflerine ulaşmalıyız.

Zekeriya Erdim

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
2024 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN