Arama

Prof. Uğur Derman
Şubat 26, 2021
Reisü’l-hattatîn Muhsinzâde Abdullah Hamdi Bey
Sesli dinlemek için tıklayınız.

Kısaca Muhsinzâde adıyla tanınan hattatımız, önceki asırlarda Osmanlı Devleti'ne iki sadrâzam vermiş bulunan "Muhsinzâde" âilesinden olup 1832'de Boğaziçi'nin Kuruçeşme semtindeki yalılarında doğdu. Mekteb çağında hat san'atına karşı başlayan alâkasını, daha sonra Kādıasker Mustafa İzzet Efendi'ye devâm ederek meslek hâline getirdi. Hocasının vefâtına kadar (1876), onun meclislerinde bulundu ve en kudretli talebesinden biri oldu. Sadâret Mektubî Kalemi'nde vazîfe aldı, bir müddet sonra buradan ayrıldı. Bayezid semtindeki Menşe-i Küttâb-ı Askerî'ye, Şevkı Efendi'nin vefâtı üzerine (1887), hüsn-i hat muallimi olarak tâyîn edildi. Bundan iki yıl öncesinde de Sultan II. Abdülhamîd tarafından kendisine resmen "reisü'l-hattātîn" unvânı verildi, ayrıca Kādı Iyaz'ın (1093-1149) mârûf hadîs mecmûası olan Şifâ-i Şerîf'i yazmağa memûr edildiğinden, bu maksadla hergün vaktinin bir kısmını ayırıp pazartesi günleri de Menşe-i Küttâb-ı Askerî'ye ders vermek için gider, sâir zamanlarını yalısının bahçesinde çiçek ve ağaç yetiştirmekle, yazı yazmakla geçirirdi. Birkaç mushafı, sayısız kıt'a ve levhası vardır.

Muhsinzâde Abdullah Bey, hattat Şefîk Bey'in (1820 - 1880) vefâtına kadar, kendisiyle yakın dostluğunu sürdürmüştü. Berâber olduklarında dâimâ hüsn-i hat üzerine konuştuklarını duyan hocaları Kādıasker Mustafa İzzet Efendi (1801-1876): "Yazı ile münâsebeti olmayanlar sözlerinizden sıkılırlar, aleyhinizde bulunurlar. Böyle adamların yanında, onların da konuşabilecekleri şeylerden bahsediniz. Ancak yalnız kaldığınızda hatta dâir konuşunuz!" nasîhatinde bulunurmuş.

Her cihetden müstesnâ bir yaradılışa sâhib, asîl ve necîb bir zât olduğu nakledilen Abdullah Bey, 12 Rebîulâhır 1317'de (20 Ağustos 1899 ) vefât etdi. Eyüb Sultan Câmii hazîresine defnolundu, kitâbeleri girift celî sülüsledir. Sultanhamamı'nda Hacı Küçük Câmii girişinde ve çeşmesindeki taşa mahkûk latîf kitâbesi zamânımıza gelmiştir. Türkçe ibârelerin satıra oturtulmasında veya istiflenmesindeki başarısıyla da tanınan Muhsinzâde'nin celî sülüs istiflerini ibtidâî tahsil seviyesindeki çocuklara okuttuğu, onların bunu sökememeleri hâlinde başka bir terkîb arayışına girdiği rivâyet olunur.

Muhsinzâde'nin burada yer alan hicrî 1294 (1877) tarihli levhası hakikaten görülmeğe değer bir letâfettedir. Kef harfi sülüs (veya celî sülüs) hattında hâylı farklı şekillere bürünmesiyle hatırlanır. 6 satırda 40 aded kef harfinin bulunduğu bu levhada hattatımız, satıra oturtulması böylesine zor ibârelerin üstesinden gelmiş; Kādıasker Mektebi'nin en kuvvetli temsilcilerinden olan Abdullah Bey, kalemi eline alıp çok değişik şekillere giren kef harfiyle dolu bu yazıda kendi kendisini âdetâ imtihana çekmiş, denilebilir. Aynı şiiri nesih hattı ile yazmış olan hocası Mustafa İzzet Efendi eğer 1877'de hayatta olsaydı, herhâlde Muhsinzâde'yi alnından öperdi.

Muhsinzâde Abdullah Hamdi Bey'in sülüs levhası.

Prof. Uğur Derman

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
2024 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN