Arama

Hattat Sultanlarımızdan III. Ahmed

Hattat Sultanlarımızdan III. Ahmed
Sesli dinlemek için tıklayınız.

Hat San'atının Büyük İsimleri-91

Siyâsî, idârî ve hünkârî şahsıyetini târih kitablarına bırakarak, Sultan III. Ahmed'i san'at -bilhassa hüsn-i hat - cihetinden tanıtmaya çalışalım: Sultan IV. Mehmed'in oğlu olarak - bugün Bulgaristan'da kalan - Hacıoğlupazarı kasabasında doğan Şehzâde Ahmed, mûtad tahsîlinin yanı sıra hüsn-i hatta alâka duydu ve Hâfız Osman Efendi'den aklâm-ı sitteyi -husûsiyle sülüs - nesih yazılarını- meşk etdi.

Ömrü boyunca dört Kur'ân yazmış, bunlardan ikisini İstanbul'da -biri şeyh, diğeri imam- iki şahsa, diğerlerini Ravza-i Mutahhare'ye (Medine'de Peygamberimizin türbesinin bulunduğu mescid) hediye etmiştir, bu mushafların âkıbeti bilinmiyor.

Çok san'atlı bir şekilde tuğra çekmesini de öğrenen Sultan III. Ahmed'in, Pâdişah ismi dışında bir hayli tuğra istifi denediği de görülmüşdür (bkz. Topkapı Sarayı Müzesi Kütübhânesi-A. 3653). Celî sülüsle de o devir için başarılı örnekler veren hünkârın, annesi Emetullah Gülnuş Vâlide Sultan adına Üsküdar'da yaptırılan Yeni Vâlide Câmii'ne asılmak üzere, "Cennet anaların ayakları altındadır" hadîsini levha hâlinde yazması ne kadar mânidardır! Bu tarz celî yazıları, mûtad üzere, malakârî usûlde ve üstü varak altınla kaplanarak yapılırdı ki, Sultan Ahmed-i Sâlis'e âid levhaların, sır kâtibi Tozkondurmaz Mustafa Ağa tarafından hazırlandığı bilinir. Ayrıca Bâb-ı Hümâyûn önünde (Ayasofya Câmii arkası) ve Üsküdar meydanında yaptırdığı "Sultan Ahmed-i Sâlis" çeşmelerinin celî sülüs hatları da bu hünkârımız eliyle yazılıp sonra mermere hâkkolunarak yerine konulmuşdur.

Ta'lîk hattını da Veliyyüddin Efendi'den - onun Haremeyn Müfettişliği sırasında - öğrenen Sultan III. Ahmed, devrinin hattatlarını Saray'da toplayıp onlarla yazı müzâkeresi yapmaktan, kendi eserlerini gösterip fikirlerini almaktan hoşlanırdı. San'atkârları türlü vesîlelerle sevindirmesine şu hâdiseyi misâl olarak gösterebiliriz: Hâfız Osman'ın yetişdirdikleri arasında ön sırayı tutan Yedikule'li Abdullah Efendi (1670-1731) -ki Pâdişah kendisine bir mushaf da yazdırmıştı- tarafından îmal edilen is mürekkebinin hâlisliğinden Hünkâr huzûrunda bir gün bahs edilince: "Belki hazırlanmışı vardır" mülâhazasıyla hemen gönderilen teberdâr (baltacı nefer), bir yazı meşkı günü diğer talebeler gibi Abdullah Efendi'nin önünde oturup, sırası geldiğinde, verilen emri söyleyerek hokkayı alır; Üstâda mumla mühürleterek Pâdişahın huzuruna götürür. Sultan III. Ahmed hokkadaki mürekkebin yerine altın doldurtup, rengârenk kumaş çeşitleri armağanıyla birlikte Abdullah Efendi'ye iâde eder!

Yine, o devrin hat ustalarından Şekerzâde Mehmed Efendi'yi, mushaf yazması için, Hünkâr'ın Medine'ye yollayışını da hatırlayalım.

Kitaba ve ona bağlı san'atlara karşı aşırı sevgisinden dolayı Topkapı Sarayı dâhilinde Sultan Ahmed-i Sâlis Kütübhânesi'ni pek güzel inşâ ettiren ve raflarını nâdîde eserlerle dolduran Hünkâr'ın bir başka hayırlı hizmeti de, kendi devrinde Osmanlı-Türk matbaacılığının tahakkukuna (1729) vesile olmasıdır.

Lâle Devri'nin 1730'da kanlı bir ihtilâlle sona ermesi üzerine, Sultan III. Ahmed de 27 yıllık saltanatından ferâgat etdi ve kalan ömrünü Saray'daki uzlet köşesinde geçirerek, 21 Safer 1149 (1 Temmuz 1736)'da vefât etdi; İstanbul Yeni Câmi arkasındaki türbede babasının ve ağabeyi Sultan II. Mustafa'nın yanına gömüldü.

Resim 1: Sultan III. Ahmed'in tertip ettiği "Hazret-i Sultânı Kābe Kavseyni ve'l-Haremeyn" muhtevâlı tuğrası.

Burada yer alan tuğralar, İslam Peygamberi adına tertiblenmiş ve daha evvel denenmemiş iki örnekdir. Sırasıyle yazalım:

1. "Hazret-i Sultânı Kābe Kavseyni ve'l-Haremeyn"

Birinci tuğrada Hz. Peygamber Kābe Kavseyn (Allah'ın vahyini getiren Cebrâil'le bir yayın iki kavsi kadar birbirine yakınlaşmasının, Kur'ân-ı Kerîm, 53 'Necm', 9) ve Haremeyn'in (Kâbe ve Ravza-i Nebevî ) Sultânı olarak tanıtılıyor. İkinci tuğrada ise Hz. Muhammed'in 'dünya ve âhıret âlemlerinin yanısıra insanların ve cinlerin efendisi' olduğuna işaret edilmekdedir.

Pâdişah'a mahsus eser olduğu cihetle, Murakka'-ı Hâs adıyla tanınan buradaki şâheserde, uçuk pembe renkli kâğıda siyah tahrirli zer-endûd olarak işlenmiş bulunan iki tuğranın aradaki boşlukları, havalı veya çift tahrir denilen tarzda mavi renkle bezenmiş; dış beyzanın boşlukları ise ayrıca altınla işlenen sarılma rûmîlerle dengeli biçimde doldurulmuşdur. Lâciverd-mavi ağırlıklı köşebend ve iç pervaz tezyînâtını çevreleyen krem rengi zeminli dış pervazda ise değişik tondaki kırmızı ve yeşil renklerin altınla hoş imtizacını sağlamak için hatâyî ve rûmî desenleri kullanılmışdır. Her iki tuğranın sağ üstünde farklı renkde güller resmedilmişdir. Birinci tuğranın sol üstündeki mühür, Sultan III. Ahmed'in kendi kütübhânesi için vakf etdiği bütün yazma eserlerde görülür ve bunda Kur'an-ı Kerîm'in 7. (A'râf) sûresinden 43. âyetin bir kısmı yer almakdadır. (Meâli: Bizi hidâyete erişdiren Allah'a hamd olsun. Eğer O istemeseydi, biz hidâyete ermiş olamazdık).

Resim 2: Sultan III. Ahmed'in tertip ettiği "Muhammedün Seyyidü'l-Kevneyni ve's-Sakaleyn" muhtevâlı tuğrası.

2. "Muhammedün Seyyidü'l- Kevneyni ve's-Sakaleyn"

Görülen iki tuğra karşımıza tuğrakeş hüviyetiyle çıkan Sultan III. Ahmed'in muhtelif ibârelerle tertîb etdiği 10 tuğradan ilk ikisidir (tamamı için bkz. M. Uğur DERMAN, Murakka'-ı Hâs, İstanbul 2009). Dâhilî tezyînâtı ve ruganî kabı Ahmed Hazîne (ö. 1174/1761) isimli saray san'atkârı tarafından hazırlanmışdır.

Prof. Uğur Derman

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
2021 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN